Hoşgörü ahlaki erdem

“Hoşgörü”, diğer bir ifadeyle “müsamaha”, sevgi temeline dayanan ahlâkî bir erdemdir. Hoş görmek; kolaylık göstermek, iyi karşılamak, ayıplamamak, hatayı görmezden gelmek, kırıcı ve aşağılayıcı olmamak, affedici olmak, kendi anlayışımıza aykırı olan görüşleri sabırla karşılamak demektir

Hoşgörü ahlaki erdem
banner404

HOŞ görmek; affedilebilecek kusurları düzeltme hususunda insanlara fırsat tanımayı, samimi bir niyetle yardımcı olmayı ve onları anlayışla karşılamayı gerektirir. Dolayısıyla hoşgörü, katlanma, tahammül etme gibi samimiyetsiz bir tavır ne de görmezlikten gelme, aldırış etmeme gibi sorumsuzca bir tutumdur. Aksine kişinin kendi irade ve tercihi doğrultusunda ortaya çıkan ahlâkî bir meziyettir. Hoşgörünün varlığından söz edilebilmesi için hoş görenin, hoş gördüğü şeyi bastırabilecek ya da engelleyebilecek güce sahip olması, fakat o gücü kullanmamayı yeğliyor olması gereklidir. Aksi takdirde hoşgörüden bahsedilemez.

Kur'ân-ı Kerîm'de doğrudan hoşgörü ya da müsamaha anlamına gelen bir kelime bulunmamakla birlikte onlarla yakın anlam ifade eden “safh” sözcüğü yer almaktadır. Safh; bir kimseyi, suçu, günahı ya da kabahati nedeniyle kınamayı, azarlamayı, ona hakaret ya da serzenişte bulunmayı, hatasını yüzüne vurmayı terk etmek demektir. Bu nedenle safh sözcüğü dilimize hoşgörü şeklinde de çevrilmiştir. Allah Teâlâ, “Kitap ehlinden birçoğu, hakikat kendilerine apaçık belli olduktan sonra dahi, içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi, imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler. Siz şimdilik, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedin, hoşgörün. Şüphesiz Allah, gücü her şeye hakkıyla yetendir.” (Bakara, 2/109.) buyurmaktadır. Zira insan bazen bir kimseyi suçu, günahı ya da kabahatinden dolayı affedebilir ama onu kınamayı ya da ona serzenişte bulunmayı bırakmayabilir.(İsfehânî, Müfredât, s. 862.)

Hoşgörü, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber'in davranışlarının özüdür. Allah Resûlü, İslâm'ı yaymadaki başarısını, öncelikle hoşgörüsü ve müsamahası ile elde etmiştir. Zira Kur'an'da şöyle buyrulmuştur: “Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi.” (Âl-i İmrân, 3/159.)   Allah Teâlâ'nın, dinde zorlama olmadığını, eğer dileseydi yeryüzündeki herkesin iman edeceğini, Hz. Peygamberin zorlayıcı değil ancak öğüt verici ve tebliğci  olarak gönderildiğini vurgulaması da insanlarla ilişkilerde asıl olanın hoşgörü ve müsamaha olduğunu göstermektedir.

ASR-I SADETTE HOŞGÖRÜ

İnsanlar arasında sevgiyi celbeden, kin ve nefreti ortadan kaldıran hoşgörü erdeminin en güzel örnekleri, Kur'an'da, “yüce bir ahlâk üzere olduğundan” (Kalem, 68/4) övgüyle bahsedilen Kutlu Nebî'nin hayatında görülmektedir. Hz. Âişe'ye Sevgili Peygamberimizin ahlâkı sorulunca o, şöyle demiştir: “O, kaba ve çirkin söz ve davranışlarda bulunmaz, çarşı pazarda insanlarla ulu orta münakaşaya girmez, kötülüğe kötülükle karşılık vermez, bilakis bağışlayıcı ve hoşgörülü davranırdı. (Tirmizî, Birr, 69)

Bir gün Allah Resûlü mescitte otururken bir bedevî içeri girdi. İki rekât namaz kıldıktan sonra, “Allah'ım! Bana ve Muhammed'e merhamet eyle, bizimle birlikte başkasına merhamet etme!” diye dua etti. Bedevînin bu garip duasını işiten Hz. Peygamber, engin hoşgörüsüyle gülümsemekten kendini alamadı ve, “Sen, geniş olanı (rahmeti) daralttın!”  dedi. Bir süre sonra bedevî mescidin bir köşesinde bevletmeye başladı. Onun bu hâlini gören ashâb engellemek için öfkeyle ona doğru koştular. Fakat Resûlullah, ashâbına onu bırakmalarını ve bevlettiği yere bir kova su dökmelerini söyledi. Sonra şöyle buyurdu:“Siz kolaylaştırıcı olarak gönderildiniz, zorlaştırıcı olarak değil.” (Tirmizî, Tahâret, 112) Hz. Peygamber bedevîye ne kızmış ne de kötü bir söz söylemişti. Aksine ona yine hoşgörüyle yaklaşıp mescitte böyle yapılmaması gerektiğini söyleyerek hatasını fark ettirmeye çalışmıştı. Nitekim bu tutumu sonuç vermiş, bedevî yaptığı hatanın farkına varmıştı.

SEVGİ

Hoşgörü ortamının oluşması için insanların birbirini sevmesi gerekir. Çünkü hoşgörüyü besleyen, sevgidir. Sevginin olduğu yerde hoşgörü, sevgisizliğin olduğu yerde tahammülsüzlük vardır. Allah Resûlü, insanları sevmenin imanın bir gereği olduğuna dikkat çekmiştir. 
‘Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız!’ (Müslim, Îmân 93-94; Tirmizî, Et’ime 45; İbni Mâce, Mukaddime, 9) buyurmuştur.

Kişi sevdiğinin hatalarını kolayca affediverir. Affedilmeye her zaman seven ve sevilen daha yakındır. Düşünebiliyor musunuz sevginin ve barışın yayılması insanlığa egemen olması; kırgınlığın, dargınlığın ortadan kalkması için söylenen yalan, ‘yalan sayılmaz’ diyor emin Peygamber. Şefkat, sevgi ve hoşgörünün kutlu elçisi Allah Resulü’nün Mekke’nin Fatihi olarak kendisine nice zulmü reva görenleri tıpkı Hz. Yusuf’un kardeşlerini affettiği gibi affetmesi tarihe geçen en büyük hoşgörü ve affedicilik örneğidir. Zira o gün Allah Resulü bütün gücü elinde bulunduruyordu. Tüm ihtişamına rağmen tevazuyu ve merhameti elden bırakmadı. Allah Resûlü Mekke halkına dönerek, “Ey Kureyş topluluğu! Şimdi benim, sizin hakkınızda ne yapacağımı düşünüyorsunuz?” diye sormuş, Kureyşliler de şöyle karşılık vermişlerdi: “Biz senin hayır ve iyilik yapacağını umarak, 'Hayır yapacaksın!' deriz. Sen, kerem ve iyilik sahibi bir kardeşsin! Kerem ve iyilik sahibi bir kardeş oğlusun!..” Bunun üzerine Resûlullah şu manidar sözleri söyledi: “Ben de Hz. Yusuf'un kardeşlerine dediği gibi, 'Size bugün hiçbir başa kakma ve ayıplama yok! Allah sizi affetsin! Şüphesiz O, merhametlilerin en merhametlisidir.' diyorum.

 Haydi, gidiniz!

Artık serbestsiniz.” (Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, IX, 195.) buyurdu.

Ne kadar da âlicenap bir davranıştı bu...

Kendisine zulmün, işkencenin ve hakaretin her türlüsünü yapan, çok değil daha birkaç saat öncesinde bütün güçleriyle onu yok etmek isteyen insanları affetmek, ne büyük bir merhamet örneğiydi. Bu rahmet atmosferi sayesindedir ki Mekke halkı, Peygamber Efendimize Müslüman olduklarını bildirmek için akın akın gelmeye başladılar. Kur'an'ın ifadesiyle insanlar bölük bölük Allah'ın dinine girdiler. İşte Allah resulünün fethi gönüllerin fethidir. Onun hoşgörüsü bu denli geniştir. Zira o alemlere rahmet olarak gönderilmiştir.

HOŞGÖRÜ HAYAT KOŞULUDUR

Hoşgörü, önemli bir ruh disiplinidir. Hoşgörü, kişinin her türlü haksızlığa, zulme, ahlâksızlığa, tecavüze ve kötülüğe boyun eğmesi ve rıza göstermesi ya da kendi inançlarından, kendi öz benliğinden feragat etmesi demek değildir. Bilakis farklı düşüncelere, farklı kimliklere, farklı tabiatlara ve farklı davranışlara anlayış ve saygıyla bakabilme; bu farklılıklarla birlikte bir arada yaşamaya alışabilmedir. Bu nedenle farklılıkları düşmanlık ve nefret sebebi olarak görmek yerine zenginlik olarak kabul etmek gerekir. İnsanların farklı dil ve renklerde yaratılmaları Allah'ın âyetlerindendir. Ancak bu farklılıklara rağmen göz ardı edilmemesi gereken ortak bir özellik vardır. O da en güzel biçimde yaratılan insanın en şerefli varlık kılınmasıdır.

Hoşgörü, günümüzde söylem olarak sıkça gündeme getirilmekle beraber uygulamaya geçirilmesi oldukça zor bir erdemdir. Bununla birlikte giderek küreselleşen dünyada hoşgörüye olan ihtiyaç artık kendini daha da çok hissettirmektedir. Gün geçtikçe artan katliamlar, şiddet ve terör olayları, hoşgörüsüzlüğün, tahammülsüzlüğün ne kadar ciddi bir problem olduğunu gözler önüne sermektedir. Yaşanan bütün din, ırk ve mezhep düşmanlıklarının temelinde de aynı şekilde hoşgörüsüzlük söz konusudur. Halbuki hoşgörü erdemi, hakkıyla yerine getirildiği takdirde gerçek anlamda ilerleme ve medenîleşmenin en önemli etkenlerinden biridir. Nitekim sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Allah bir kavmin (milletin) devamını ya da gelişmesini dilerse, onları hoşgörü ve iffetle rızıklandırır.” (Taberânî, Müsnedü’ş-Şâmiyyîn, 1/34)

Buna binaen bizler Yunus’un dediği gibi ‘yaratılanı yaratandan ötürü sevmeli’ “Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim” diyerek sevginin, barışın hakim olduğu bir dünya için mücadele etmeliyiz.

 Hoşgörüyü özetleyen Mevlana’ya atfedilen şu güzel sözü aklımızdan çıkarmamalıyız:

Yüzde ısrar etme doksan da olur.

İnsan dediğinde noksan da olur,

Sakın büyüklenme elde neler var,

‘Bir ben varım!’ deme, yoksan da olur,

Hatasız dost arayan dosttan da olur.

Günün Ayet-i Kerimesi

“Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi.” (Âl-i İmrân, 3/159.)

Günün Hadis-i Şerifi

Hoş gör ki, hoş görülesin.”

(İbn Hanbel, I, 249)

Günün Mısrası:

“Elif okuduk ötürü,

Pazar eyledik götürü,                                                                        

Yaratılanı hoş gördük,                                                                

Yaratan'dan ötürü.”

               Yunus Emre

Fıkıh Köşesi

Diş fırçalamak orucu bozar mı?

Diş fırçalamakla oruç bozulmaz. Bununla birlikte, diş macununun veya suyun boğaza kaçması hâlinde oruç bozulur ve kazası gerekir. Orucun bozulma ihtimali dikkate alınarak, dişlerin imsaktan önce ve iftardan sonra fırçalanması uygun olur.

Kusmakla oruç bozulur mu?

Kendiliğinden kusmakla oruç bozulmaz. Ancak kişinin kendi isteği ve müdahalesiyle meydana gelen kusma, “ağız dolusu” olması hâlinde, orucu bozar.

NOT: Bu sayfa hazırlanırken Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yayınlarından faydalanılmıştır.

Güncelleme Tarihi: 10 Mayıs 2019, 21:11
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner516

banner470

banner452

banner449

banner481

banner472