banner516

banner470

banner452

banner449

banner481

banner472

Aldatan ve aldatılan: İnsan

İnsan ile şeytanın serüveni kadîm bir hadiseyle başlamıştır. Onu duymayan, bilmeyen var mıdır? Kimi vesvesesinden, kimi iğvâsından ve ifsadından tanır onu

RAMAZAN ÖZEL 28.05.2018, 22:01 Enes Subaşı
Aldatan ve aldatılan: İnsan
banner404

Hazırlayan: Vaiz Fatih HARMANCI

KİMİNE unutkanlığı, kimine korkuları, kimine de ruhsal bir rahatsızlığı hatırlatır. Bazen kurnazlık dendiğinde akla ilk o gelir. Aldatma (ğarûr) şeytanî bir özelliktir ve bu özelliği sebebiyle de İblis, artık hep şeytan olarak anılacaktır. İlk icraatına başladığında “şeytan” adını alan İblis, artık bütün kötülüklerin simge varlığıdır.

            Bu arada insana karşı hasedini, kıskançlığını nasıl sergileyeceğini ilân etmekten de geri durmamıştı: “Onları kesinlikle saptıracağım, boş kuruntulara boğacağım...” (Nisâ, 4/1199) demişti.

            Hz. Peygamber (sav) insanın şeytanla olan bu ayrılmaz yazgısını kendine özgü üslûbuyla bize bildirmiştir. Efendimizin (sav) itikâfta olduğu bir Ramazan gecesinde hanımı Hz. Safiye kendisini ziyaret eder. Hz. Safiye, biraz sohbet ettikten sonra eve dönmek üzere kalkar. Resûlullah (sav) da onu kapıya kadar uğurlar. O esnada oradan geçmekte olan iki sahâbî Hz. Peygamber'i görünce fark edilmeden hızlıca oradan uzaklaşmak isterler. Sahâbîlerin bu telaşını fark eden Allah'ın Elçisi,“Durun! Bu, (eşim) Safiyye bnt. Huyey'dir.” der. Resûlullah'ın (sav) açıklama yapma ihtiyacı hissetmesinden mahcup olan sahâbîler, “Sübhânallâh Ey Allah'ın Elçisi!” diyerek kendisi hakkında herhangi bir olumsuz düşünceye kapılmalarının söz konusu olmadığını söylerler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurur: “Şeytan, kanın dolaştığı gibi insanın içinde dolaşır. Doğrusu, şeytanın kalplerinize yanlış düşünceler getirmesinden endişe ettim.” (Buhârî, Bed’ü’l-halk, 11) Zira iblis, insanları mutlaka haktan saptıracak, hidâyetten uzaklaştıracak, vesveseler vererek Allah’a kulluktan koparacaktır. Dolayısıyla kesinlikle bilmeliyiz ki, şeytan bizim için apaçık bir düşmandır. Bu büyük düşmanı ve onun oyunlarını, taktiklerini, düşmanlıklarını Rabbimizin kitabıyla tanıyacak, Rabbimizin kitabında ortaya koyduğu sırat-ı müstakîme gireceğiz, ondan ve avenelerinden sürekli Rabbimize sığınacağız. Rabbimiz bizleri şeytanın vesvese ve tuzaklarından korusun

BİZİ ALDATAN BİZDEN DEĞİLDİR

            Allah Resûlü (sav ) zaman zaman Medine pazarına gider, bu vesileyle gelip gidenlerden ve alınıp satılanlardan da haberdar olurdu. Yine bir gün pazarda dolaşırken bir buğday yığını dikkatini çekti. Hububatı satan adamın yanına gelerek buğday yığınına elini daldırdı. Ancak buğdayın altı göründüğü gibi çıkmamış, Efendimizin parmakları ıslanmıştı. Satıcıya ıslaklığın sebebini sorduğunda, yağmurdan kaynaklandığı cevabını aldı. Bunun üzerine Allah Resûlü “Öyleyse insanların görmeleri için ıslak olan kısmı üste koyman gerekmez miydi? (Müslim, Îmân, 164)  diyerek ticaret ahlâkına dikkatleri çekti. Anlaşılan o ki, satıcı kuru ve ıslak olan buğdayı ayırmadan satışa sunmak suretiyle insanları aldatmaktaydı. Allah Resûlü  “Müslümanlar arasında aldatma olamaz! Bizi aldatan, bizden değildir!” (Müslim, Îmân, 164) diyerek alışveriş sırasında satıcı ve alıcının, satılan mal ve ona verilecek bedelle ilgili tüm detayları açıklamalarını şart koşmuş, hatta bunu alışverişin bereketi olarak görmüştür. Böylece o, insanların, başta gıda, giyim ve barınma gibi temel ihtiyaçları olmak üzere, hayatlarını sürdürebilmek için gerek duyduğu her şeyi alıp satarken dürüst ve samimi olmalarını temin edecek bir ortam oluşturmayı amaçlamıştır.

            Pazara mal satmaya gelen köylüleri yolda karşılayan tüccarlar, fiyatlar henüz belirlenmeden malları ucuza almaya çalışırlardı. Alıcı gibi davranarak müşteri kızıştıranlar da mevcuttu. İnsanların kandırılmasını engellemek isteyen Peygamber Efendimiz, bu tür uygulamalardan uzak durulmasını istemişti. (Buhârî, Büyû’, 64)

            Aldatanların, şefaatinden mahrum kalacakları ve sevgisini kazanamayacakları uyarısında bulunmuştu. Hatta malını satmak için çokça yemin edenlerin (Nesâî, Zekât, 77)  ve malındaki kusuru açıklamadan satan kimselerin Allah'ın gazabına uğrayacaklarını ve melekler tarafından lânetleneceklerini haber vermişti. Karaborsacılık yapanları günahkâr olarak nitelemiş, (İbn Mâce, Ticâret, 6) insanların kandırılması ihtimali olan alışveriş türlerini yasaklamıştı. Bu konuda bir uyarı da Ebû Hüreyre'den gelmişti. O, sattığı süte su karıştırarak insanları aldatan birine: “Kıyamet gününde, 'Suyu sütten ayır! denildiğinde ne yapacaksın?” (Beyhakî, Şuabü’l-îmân, IV, 333) diye ikazda bulunmuştu.

 

NE ALDATAN OL NE DE ALDANAN

            Kişi çevresini ve insanları iyi tanımalı, onlardan gelebilecek tehlike ve zararlara karşı şuurlu olmalıdır. Kendi tecrübeleri kadar başkalarının tecrübelerinden de istifade etme yoluna gitmelidir. “Mümin, aynı delikten iki defa sokulmaz.” (Buhârî, Edeb, 83) hadisi de Müslümanların aynı hataya iki defa düşmek suretiyle aldanmamaları gerektiğine işaret eder. Diğer yandan her ne surette olursa olsun bir başkasını “aldatmamak” temel bir dinî ve ahlâkî düstur olduğu gibi, aynı zamanda “aldanmamak” da önemli bir husustur. Hz. Peygamber, karakter itibarıyla saf bir sahâbî olan ve alışverişte kolaylıkla kandırılabilen Münkız b. Amr'a önce alışveriş yapmamasını söylemiş, ancak o alışveriş yapmadan edemeyeceğini belirtince de hiç değilse alışveriş esnasında “Aldatma yok.” diyerek (Ebû Dâvûd, Büyû’ (İcâre), 66) muhataplarını uyarmasını tavsiye etmiştir.

            Peygamberimiz (sav), hangi alanda olursa olsun insanların aldatılmasına karşı çıkmış, hatta şakayla bile olsa buna asla müsaade etmemiştir. Nitekim o, “Ben (her hâl ve şartta) sadece hakikati söylerim.” (Tirmizî, Birr,57) buyurmuştur. 

            Allah Resûlü'nün bu konudaki tavrına tanıklık edenlerden birisi de o zaman küçük yaşta olan Abdullah b. Âmir'dir. Abdullah şöyle anlatır: “Bir gün Resûlullah (sav) evimize ziyarete gelmişti. Ben henüz küçücük bir çocuktum. O otururken ben oyun oynamak için dışarı çıkmak istemiştim. Bu sırada annem, 'Abdullah! Yanıma gel. Bak sana ne vereceğim!' dedi. Bunun üzerine Resûlullah (sav),'Çocuğa ne vereceksin?' diye sordu. Annem, 'Ona hurma vereceğim.' deyince, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: 'Eğer çocuğa bir şey vermeseydin, bu söz (amel defterine) bir yalan olarak yazılacaktı.” ( İbn Hanbel , III, 447.) Sevgili Peygamberimiz kendisi de hiçbir zaman ve hiçbir surette insanlara karşı samimiyet ve sadakatten ayrılmadı. Sünnetini yaşatmak ve böylece cennete erişmek isteyenlere de hep bunu tavsiye etti; tıpkı küçük Enes'e söylediği gibi: “Yavrucuğum! Kalbinde herhangi birine karşı bir aldatma (samimiyetsizlik) bulunmadan sabahlayabilecek ya da akşamlayabileceksen, bunu yap! Yavrucuğum! İşte bu benim sünnetimdendir. Kim benim sünnetimi yaşatırsa, beni sevmiş demektir. Kim de beni severse, cennette benimle birlikte olur. ” ( Tirmizî, İlim, 16)  

            SÖZÜNÜN ERİ  OLMAK

            Her ne koşulda olursa olsun, lehine de olsa aleyhine de olsa verilen sözlerin tutulması, müminin ayırıcı özelliklerindendir. Müslümanlar, Allah'a ve Resûlü'ne verilen sözlerin, yerine getirilmeye en lâyık olan ahitler olduğunun bilincindedirler. Allah'a verilen söz, O, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sorduğunda, “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin).” şeklinde verilen cevapta yatmaktadır. (A’râf, 7/172 ) Kelime-i tevhid veya kelime-i şehâdet ile yenilenen ve “kâlû belâdan beri Müslüman'ım.” ifadesiyle dilimizde yer edinen bu ahit, Yüce Rabbimiz verilmiş bir sözümüzdür. Verilen söz, vefayı gerektirir. Esasen bir kimsenin, başkalarını aldatsa bile, insanların yaptığı her şeyden haberdar olan Yüce Rabbimizi aldatması mümkün değildir. “Onlar Allah'ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir.” ( Bakara, 2/9). ayetine istinaden Yüce Allah'ın kullarını ve dolayısıyla o kulların Rabbi olan Allah'ı kandırdığını düşünen, gerçekte sadece kendini kandırmaktadır.

            Ey Rabbimiz aldanmaktan ve aldatılmaktan yine sana sığınırız.

            Bizleri ahdimize sadık kullar kıl!

Günün Ayet-i Kerimesi

Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Hiçbir babanın çocuğuna hiçbir yarar sağlayamayacağı, hiçbir çocuğun da babasına hiçbir yarar sağlayamayacağı günden korkun! Şüphesiz Allah’ın va’di gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O aldatıcı şeytan da Allah hakkında sizi aldatmasın.

Günün Hadis-i Şerifi

“…Bizi aldatan, bizden değildir.”

(Müslim, Îmân, 164)

Fıkıh Köşesi

Burun damlası kullanmak orucu bozar mı?

           

Tedavî amacıyla burna damlatılan ilacın bir damlası, yaklaşık 0,06 cm3’tür. Bunun bir kısmı da burun çeperleri tarafından emilmekte olup, çok az bir kısmı ise mideye ulaşmaktadır. Bu da, dinî açıdan abdestte ağza su vermede olduğu gibi af kapsamında değerlendirildiğinden orucu bozmaz.

Yorumlar (0)