Ortadoğu’nun sükunetli ülkesi Ürdün’deyiz

Haşimi krallığı tarafında yönetilen ülkenin başkenti Amman, resmi dini İslam, resmi dili Arapça.

Eğitim seviyesi yüksek bir ülke, sokakta herhangi bir markete veya bakkala girdiğinizde herkes sizinle İngilizce konuşuyor.

Bugüne kadar gezip gördüğüm ülkelere kıyasla, bu kadar fazla insanın İngilizce konuşabilmesi bende şaşkınlık yaratıyor.

Bu gezi benim Arap coğrafyasına ve Ürdün’e yaptığım ilk seyahat.

İlk izlenim olarak şunu kesinlikle söyleyebilirim, zihinlerimize uzun yıllar boyunca, medya, film, dizi film, çizgi film gibi araçlarla itinayla yerleştirilmiş olan “Arap” algısıyla buranın uzaktan yakından hiçbir ilgisi yok.

En azından Ürdün’de karşılaştığım sosyal yapının, bu şekilde olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Ürdün, Türkiye’nin 30 yıl önceki hallerine çok benziyor. Hele Kraliçe Aliye havaalanından merkeze doğru giderken, Arapça tabelalar yerine Türkçe tabelalar koysanız, kesinlikle Ankara’da olduğumuzu söyleyebilirim, o kadar büyük bir benzerlik söz konusu.

Türkiye ve Türklere karşı pozitif bir ilgi söz konusu.

Bunun sebebi, ülkemizin Filistin konusunda yürüttüğü Dış politika.

Filistin’de yaşanan insanlık trajedisine karşı, ses çıkarmayan diğer Arap ülkelerinin aksine, Türkiye’nin dünya kamuoyunda sesini çıkartıyor olması, ülkemize karşı pozitif bir ilgi yaratmış durumda.

2021 sayımlarına göre nüfusu 10,945,512 bin, bu rakamın 2,9 milyon kişisini düzenli ve düzensiz göçmenler oluşturuyor.

Kral Hüseyin’in oğlu II. Abdullah tarafından “barış ve sükûnet” içinde yönetilen ülke, kuzeyinde Suriye, kuzeydoğusunda Irak, güneyinde ve doğusunda Suudi Arabistan, batısında İsrail ve Filistin’le komşu.

***

Türkiye’den her gün en az iki direk uçuşun olduğu Ürdün’e Antalya havaalanından geç bir uçuşla varıyoruz.

Havaalanından otele transferden sonra güzel bir uykunun ardından, ertesi sabah erkenden bizi otelden alan dostumuz doğruca bizi kentin merkezine götürüyor.

Amman şehrinin kalbi olan bu bölgedeki Türkiye’de gördüğüm bütün şehirlerin en eski mahalleleri ile tamamen aynı…

Orada otantik şekilde döşenmiş eski bir mekâna oturuyoruz.

Ürdün’lüler misafir ağırlama, yeme içme konusunda bize çok benziyorlar.

İlk mekândan itibaren yeme içme çok iyi, misafir ağırlama konusunda biz nasılsak onlarda öyle, misafirleri yesin içsin istiyorlar.


Mekânın dışında bir masaya oturup biraz ortamı izliyorum.

Bu bölgeye yerleşimin ilk başladığı zamandan bu yana, o kadar çok insan burada yaşamış ki, geçmişin kökleri, bütün izleri yollara ve taşlara sinmiş…

Oradan bir başka mekâna doğru gezimize devam ederken, yemek yemeye gittiğimizi öğreniyorum, meğer ilk durağımız sadece atıştırmalıkmış.

Kentin merkezi dışında çok yüksek binalar yok, 4-5 katlı apartmanlar, villalar ve bahçeli evler göze çarpıyor.

Binaların hepsi belli bir bölgede çıkan tek tip bir taşla kaplanmış, bunun zorunlu olduğunu öğreniyorum, bu sebeple bir süre sonra gözünüz bu tek düzen yapılara alışıyor.

%80’i çöl olan ülkede binaların hepsinin çatılarında büyük su depoları mevcut, su çok büyük bir sorun.

Alanya gibi bir cennet parçasında yaşadığımızdan, gözümüz alışıyor bir süre sonra. Her gün gördüğümüz güzelliklerin, denizin, ormanın, yeşilin mavinin kıymetini, yeniden idrak edip şükrediyorum.

Bir sonraki durağımızda varıyoruz. Üstümüzde kıl örgülerden yapılan gölgeliklerin altında, ortaya gelen bir tepside, çeşit çeşit salatalarla birlikte, buraya özgü ne kadar güzel yemek varsa hepsinden birer parça tadıyoruz, normal zamanlarda da çok fazla yemeyen birisi olarak, tıka basa doyduğumu söyleyebilirim.

En ünlü yemeklerinde ‘Shawarma’ dedikleri bizdeki “Döner’in” değişik sebzelerle ve marine edilmiş tavuk ve koyun etleriyle hazırlanan hali. Bizim damak tadına çok uygun. Ayrıca gelen çayların hepsinde taze nane var. Bu şekilde içince de gayet güzel oluyor.

Yemek sohbet derken hava kararıyor ve dostumuz bizleri kentin merkezinde yer alan 70 yıllık bir Künefeciye götürüyor. Aracımızı bir yere park edip kentin sokaklarında Amman’ın kalbinde yürümeye başlıyoruz. Sokaklar Türkiye’de geçmişe doğru bir yolculuğa çıkarıyor beni, kentin merkezinde yer alan bu eski mahallenin kesinlikle kendine has bir ruhu var.

Yol kenarında her şeyi bulabileceğiniz işportacılar, yöresel kıyafetleri satan mağazalar, kentin arka sokaklarına doğru açılan labirent gibi sokaklar…

Eserlerini çok sevdiğim Lübnan’lı yazar Amin Maaolouf’un betimlemeleri gizemli bir sis gibi zihnimde bir görünüp bir kayboluyor.

Bu hissi Amman seyahatim boyunca sıklıkla içimde hissediyorum.

***

Girdiğimiz dükkanların hemen hepsinin duvarında, Kral Hüseyin, Kral Abdullah ve veliaht prens Hüseyin’in fotoğrafları var.

Dükkân sahiplerine fotoğraftakilerin kim olduğunu sorduğunuzda, hemen ellerindeki işi bırakıp size sevgiyle anlatmaya başlıyorlar.

Ürdün vatandaşlarının Kral Abdullah’a çok büyük bir sevgi ve saygı besledikleri net olarak görünüyor. Amman sokaklarında rahatlıkla dolaşan, halkın içine karışarak insanlara dokunan bir kral olduğunu anlatıyorlar.

Kral Abdullah’a duyulan bu saygının altında, karmaşık Ortadoğu coğrafyasının hassas dengeleri içinde ülkesini ve insanlarını savaşın ve kaosun dışında tutacak bir politika ortaya koyabilmiş olması yatıyor.

İlk gezimizde son olarak Roma döneminden kalan devasa amfitiyatro binasını da gördükten sonra otelimize dönüyoruz.

YARIN: İstikamet Lut Gölü. (Devam edecek)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yasin Kınay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket ALANYA CUMA PAZARI'NIN TAŞINMASI HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?