Şeriat nasıl gelir…

Sessiz, sedasız ve hiç beklenmeyen bir anda gelir.

İnsanların ayakta ya da yataklarında uyudukları bir anda…

Sinsi, sinsi sessiz, sedasız gelir.

Bir sabah uyanıp, camdan dışarı bir bakarsınız; dışarıda, şeriatın keçisakallı, takkeli, kandura denen beyaz, uzun giysili neferleri, Arapça sloganlarla boy gösteriyor. Şeriat karşıtı olarak bilinen kişilerin oturdukları evleri taşlıyor; tekbir sesleriyle yeri göğü inletiyorlar…

İran, şeriatın ayak seslerini böyle duydu.

*    *    *

Malum, şeriat sözcüğü, bizdeki dinci çevrelerin pek bir sevdikleri, pek bir hoşlandıkları sözcüktür. Arapça bir sözcük olması nedeniyle de özellikle yangındırlar bu sözcüğe.

Başlarının derde girmeyeceklerini bilseler, çocuklarının adını “şeriat” koyacak denli saplantılılardır.

Nitekim tarihimizde, şeriat sözcüğü; pek çok dinci ayaklanmanın ve nümayişin de sloganı olmuştur.

Anımsayın, meşhur 31 Mart vakası da “Şeriat isterüz!” sloganı etrafında gerçekleşmişti.

Bu insanlarımızda, şeriat düzenini saplantı haline getiren en önemli neden; çocukluk yıllarından itibaren “Şeriatın kestiği parmak acımaz!” sözüyle yıkanan beyinleridir.

Eğitim düzeyi bilinçli olarak geri bıraktırılarak, beyni ve aklı dumura uğratılmış Türk halkının önemli bir kesimi, şeriat sözcüğüne ilişkin hâlâ olumlu duygular besler, pek bir hoşlanırlar “şeriat” sözcüğünü dillendirmekten…

Nitekim son günlerde, AKP İktidarıyla birlikte de pek bir dillendirilir oldu bu sözcük.

Özellikle AKP milletvekilleri ve taşıdığı o unvanı nasıl aldıkları anlaşılamayan profesörler; “şeriat özlemlerini” ayan beyan dillendirir oldular. (Bk. ilişikteki resimler)

AKP Aksaray Milletvekili Halil Aydoğdu’nun; hem de Meclis kürsüsünden, (artık nasıl bir bağ kurduysa) “... Şeriat bizim hukukumuzdur, genel hukukumuzdur, örfi hukuk bunun içindedir" söylemi bunun en güzel örneğidir.

İşte bu düşüncelerle beyinleri yıkanmış kişilerin, gizli dünyalarından sıyrılıp, düşüncelerini eyleme dökmeleriyle; bir gece ansızın gelir şeriat…

Sessiz sedasız, sinsi sinsi…

Hiç beklenmeyen bir anda…

İran’a geldiği gibi…

*    *    *

Şimdi gelin İran’a uzanalım; İran, şeriat düzenine nasıl geçmişti ona bir bakalım,

… …

“…Önce para karşılığında bedenini satanlar kapandı İran’da…

Ardından, devletten ihale alabilmek için eşlerini türbana sokanlar katıldı bu güruha...

Özel üniversite yurtlarında, sinema salonu diye yapılan salonlarda; şeriat eğitimleri verildi.

Ardından tarikat ve cemaatlere sınırsız özgürlükler tanındı.

Her tarikat, kendi Kur’an kursunu açtı.

Yetmedi kendi yurdunu, kendi okulunu, kendi üniversitesini açtı.

Kendi bankasını, kendi hastanesini açan tarikatlar oldu.

Ve…

Ve İran, bir anda  aynı bizdeki gibi tarikatlar cenneti oldu.

… …

Bu noktada yazıma az biraz ara verip; bir İran fıkrası anlatayım size… Hem gülelim, hem kafamızı derleyip, toparlayıp konunun ciddiyetine odaklanıp, uyarlanalım…

… …

İranlı genç bir mühendis, yüksek öğrenim için Paris’e gider.

O arada ülkesi İran’a, Humeyni Rejimi gelir.

Bu arada Genç İranlı da öğrenimini tamamlayıp, beş yıl sonra ülkesi İran’a geri döner.

Tahran Hava Alanı’nda uçaktan inip, bir büfeye gider, sigara ister.

Büfeci, “Artık kaçak Amerikan sigaraları camilerde satılıyor, beyim…” der.

Genç İranlı, “Camide sigaranın ne işe var, camide hacı hoca olur” der şaşkın şaşkın…

“Haaa sen hacı hocayı soruyorsun… Onlar öğretim görevlisi olarak Tahran Üniversitesinde çalışıyorlar…” diye yanıtlar Büfeci…

Genç İranlı iyiden iyiye şaşırmıştır.

“Olur, mu öyle şey” diye çıkışır Büfeciye… “ Üniversitede hacı hocanın ne işi var. Üniversitede bilim insanları olur…” der.

Büfeci güler… “Sen bilim insanları nerede mi diyorsun? Onların hepsi Tahran Cezaevi’nde…” diye karşılık verir acı acı sırıtarak..

Genç İranlı şoktadır.

“Ya kardeşim, sen benimle alay mı ediyorsun? Cezaevinde hırsızlar, uğursuzlar, yolsuzlar olur. Bilim insanlarının ne işi var cezaevinde?”

Büfecinin acı acı gülümsemesi tümden acılaşır.

“Beyim o dediğin hırsız ve uğursuzlar da Tahran Parlamentosunda şimdi…” der.

*    *    *

Sonra?

Sonrası mı kaldı bu işin!

Her şeyi anlatmıyor mu bu fıkra size…

Şeriat İran’a böyle geldi.

Sessiz sessiz…

Sinsi sinsi…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Haboğlu - Mesaj Gönder

# Hava

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

02

İbrahim Oyal - Bu sıralarda, FG Türkiye ye dönüş yaparsa, ertesi sabah bu anlattıklarınız tek tek resmileşecektir...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 22 Aralık 21:27
01

Hüseyin Kan - Müdürüm sabah sabah yine içimizi kararttınız.Ben bugünden daha beteri olmaz diye düşünüyordum herhalde yanılıyorum

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 22 Aralık 10:32


Anket 2021 turizm sezonu beklentiniz nedir?