Ne yaşıyor, ne yaşatılıyorsak…

İki gün üst üste (‘Demokrasi Bu değil’ ve ‘ Türk Seçmeni Akıl Tutulması Yaşıyor’ adlı yazılarımla); “zamansız alınan bir kararla geçilen çok partili sistemin, ülkemiz kalkınmasına ve gelişmesine vurduğu darbeyi” anlatmaya çalıştım.

Gelen iletilerden, konuyu tam açıklayamadığım anlaşılıyor. Kaldığım yerden devam ediyorum.

*    *    *

Bu ülkeyi 73 yıldır, sağ iktidarlar yönetiyor.

Bu sürenin 15 yılı, Adnan Menderes iktidarına; 25 yılı Süleyman Demirel İktidarına; 15 yılı Turgut Özal İktidarına ait.

Kalan 18 yıl da AKP iktidarına…

AKP İktidarı; bu süre içinde (hadi bunun ilk beş yılını çıkalım) tam 12 yıldır; beceriksizliklerini ve skandallarını örtmek, unutturmak için hedef saptırmayı; bunu yaparken de CHP’yi ve onun liderlerini hoş olmayan bu taktiklerine(!) alet etmeyi alışkanlık haline getirdi.

Açıyorlar ağızlarını CEHAPE ile kapatıyorlar ağızlarını İnönü ya da Bay Kemal’le…

AKP’liler  73 yıldır bu ülkenin, sağ iktidarlar tarafından yönetildiği gerçeğini bilmezden geliyor (ya da bu gerçeği, anımsamıyormuş gibi yapıyor).

Bakanlarının ve bürokratlarının beceriksizliklerinden kaynaklanan skandalları gizlemek  için, CHP ile ilgili aslı astarı olmayan bir bilgi(!) ortaya atıp, CHP’yi suçlayıp, karalıyorlar.

Yakın zamana kadar hedeflerinde Atatürk vardı; baktılar ki Atatürk’ü ağızlarına aldıkça daha çok yıpranıyorlar; Atatürk’ü bırakıp, İsmet İnönü’yü dillerine doladılar.

Bunu yaparken çok önemli bir gerçeği ıskalıyorlar.

Iskaladıkları o şey; “bugünkü varlıklarını ve işgal ettikleri tüm koltukları, önce Atatürk’e daha sonra İsmet İnönü’ye borçlu olmaları…” hususudur.

Hatta daha çok da İnönü’ye borçludurlar.

‘Neden?’ derseniz; ‘şundan’ derim.

 

*     *     *

Yalnız o ‘şundan’ı açmadan önce bu konudaki savımızı, biraz daha genişleterek yineleyelim; açıklamamızı daha sonra yapalım.

Sadece AKP’liler değil, tüm sağ iktidarlar, varlıklarını ve işgal ettikleri koltuklarını, sürdürdükleri saltanatı İsmet İnönü’ye borçludurlar.

Şimdi gelelim o ‘şundanı’ açmaya…

Yıl 1946

Rahmetli İsmet İnönü, hayatının hatasını yaptı; bir İslam Ülkesi olan ve ortalama öğrenim düzeyi henüz ‘3,5 öğretim yılı’ bile olmamış Türkiye’yi; zamansız ve hazırlıksız olarak demokratik (!) sisteme geçirdi.

İşte 73 yıldır, tüm sağ iktidarlar, erken getirilen bu demokrasinin yüzü gözü hürmetine saltanatlarını sürdürüyorlar.

Yani?

Yani bugün AKP’liler varsa; o beş vakit dillerine dolayıp, hakkında hoş olmayan şeyler söyledikleri Rahmetli İsmet İnönü sayesinde varlar.

 

*    *    *

Şimdi de bu saptamamızı bir kenara bırakıp; 1946 yılında Rahmetli İnönü tarafından getirilen demokrasiyi(!), neden ‘erken getirilmiş demokrasi’ olarak nitelendirdiğimizi anlatalım.

İsmet İnönü’nün bu konudaki girişimi, ‘ilk girişim’ değildir.

Mustafa Kemal Atatürk de benzeri girişimlerde bulunmuştur.

Ömrünü adadığı ülkesine, demokratik düzeni bir an önce getirmek için yanıp tutuşan Atatürk; iki kez çok partili sisteme geçiş için çok önemli girişimlerde bulunmuş; (mevcut parti Halk Fırkası'na karşı muhalefet yapması için) 1924 yılında, önce Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı; 1930 yılında da Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı kurdurmuştur.

Ancak pek çok şeyin henüz rayına oturtulamadığı bir devlet düzeninde; peş peşe çıkan Şeyh Sait ve Menemen İsyanı gibi bilinen ve (tarih sayfalarına yansıtılmaktan özellikle kaçınıldığı için) bilinmeyen ufak tefek pek çok din eksenli diğer ayaklanmalar; gerçekleştirilmek istenen demokratik sistemin, “çok erken olacağı gerçeğini” ortaya koymuştur.

Bu gerçeği (hem de iki kez) sınayarak yaşayan Atatürk; yaşadığı bu gerçeklerden hareketle, dava ve yol arkadaşlarına; “toplumun bilimsel eğitim düzeyi yükselmeden; yani toplumun eğitim düzeyi, dinsel güdülerin önüne geçmeden oluşturulacak demokrasinin; ülkeye yarar değil, zarar getireceği…” gerçeğini sık sık vurgulamış, onlara (vasiyet niteliğinde) uyarılarda bulunmuştur.

 

*    *    *

Ulu Önder’in bu konuda ne denli haklı olduğunu, bugün bizler (bile) bizzat (ve de hâlâ) yaşayarak görüyoruz.

73 yıldır iktidarda olan sağ iktidarlar, malum çoğunluğun, malum zaaflarını kullanarak iktidarlarını sürdürüyorlar.

Geldiğimiz durum ortada…

Bu konuları aşmış ülkeler, uygarlık adına büyük aşamalar kaydedip, uzayda koloniler kurma çalışmaları yaparken; biz (hâlâ) yerlerde sürünüyor, birbirimizi yiyoruz..

Aldığı yetersiz eğitim, edindiği yanlış kültür ve bütün bu olumsuzlukların yarattığı sakat algılama düzeyine sahip seçmen; bu sistem içerisinde, seçme görevini anca bu denli yerine getirebiliyor.

Eğitim sisteminin yerlerde süründüğü böyle bir tablo içerisinde; çoğu hayatında tek kitap okumamış çoğunluk; bu ülkeyi yönetebilecek kapasitede insanları seçme yerine, dinsel dürtülerle insanları işbaşına getiriyor.

Bunun adına da demokrasi(!) deniyor.

Demokrasi değildir bunun adı.

Bu düzene çok daha farklı adlar verebilirsiniz ama demokratik bir düzen diyemezsiniz, bu düzene…

Hep yazar, hep söylerim; çok değil, Atatürk 10 yıl daha yaşamış olsaydı; demokrasimiz çok daha farklı olurdu.

Bugünkü gibi yeterliliği tartışılır siyasilere mahkûm olmaz, yerlerde sürünmez; biz de uzayda koloniler kurma çalışmaları yapan devletlerin arasında yerimizi alırdık.

Yani?

Yani ne yaşıyor, ne yaşatılıyorsak; zamansız geçilen çok partili sistemin sonuçlarını yaşıyor ve yaşatılıyoruz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Haboğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket 2021 turizm sezonu beklentiniz nedir?