Dinç Akal

1995’li yıllardı yanılmıyorsam…

Etibank Müdürüyüm o tarihlerde.

Güleç yüzlü, enerjik bir beyefendi girdi odamdan içeri.

“Ben Dinç Akal” dedi. Köşedeki koltuğa oturdu.

Ben ondan, sözünün arkasını getirmesini bekliyorum; (sanırım) o da benden bir şeyler söylememi bekliyor.

Bakışıp duruyoruz birbirimize…

Garip bir şekilde, uzunca süren sessiz bakışmamızı, kendine özgü kahkahasıyla bozdu.

“Anlaşıldı, beni tanımıyorsun, adımı da duymadın” dedi; ardından yine o kendine özgü tatlı kahkahasını salıverdi.

O gün de benim, suratsız bir günümdü herhalde; konuşmadan onu süzüyor, belleğimi zorluyorum, kim bu sevimli ihtiyar diye; çıkaramıyorum.

Bön bön bakmayı sürdürüyorum adamcağıza.

“Sohbetinize de doyum olmuyor Müdürüm” dedi, yine bastı kahkahayı.

O kahkaha kendime getirdi beni.

“Özür dilerim…” dedim, ekledim; “Bağışlayın beni, belleğim sizi tanımakla meşgul ama çıkaramıyor…”

“Yorma kendini, daha önce hiç karşılaşmadık ve tanışmıyoruz. Aynı gazetede yazı yazıyoruz. Ben sizin yazılarınızı büyük bir zevkle ve beğeniyle okuyorum; siz benim yazılarımı okumuyor musunuz?” dedi.

Öyle bir mahcup oldum ki; yer yarılsa da girsem içeri moduna girdim…

“Özür dilerim, inanın gazeteye bakma fırsatı bile bulamıyorum” dedim amma söylediğim yalan; kızarıklık olarak geldi oturdu yüzüme.

Üzüldüğümü anlamıştı.

Konuyu değiştirdi.

İstanbulluydu. Bir ayağı Ankara’da, bir ayağı Avustralya’da, bir ayağı Alanya’daydı.

 

 

 

Seviyordu Alanya’yı.

Alanya sevdalısıydı.

O gün onu, akşam yemeğine davet ettim.

Buluştuk.

O akşam o konuştu, ben dinledim.

Deryaydı.

Tepeden tırnağa kültürdü.

Ayaklı ansiklopediydi.

Zeka ürünü esprileriyle, engin kültürüyle büyülemişti beni.

Dostluğumuz o gün pekişmiş, gün aşırı birbirimizi arar olmuştuk.

Yıllar, yılları kovaladı; Ankara’ya gitti, Ankara’dan aradı. Avustralya’ya gitti, oradan yazıştık.

Acımasız yıllar hepimizden çok şey götürdü; ondan daha fazla şeyler götürdü.

Rahatsızlandı.

Evden çıkamaz hale gelmiş, irtibatımız kopmuştu.

Geçtiğimiz Perşembe akşamı Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Gaye Coşkun aradı; “Abi, tatsız bir şey duydum; Dinç Abinin telefonunu verir misin?” diye.

“Beni de bilgilendir” deyip, verdim telefonu.

On dakika sonra, Gaye’den “Dinç Abi, iki gün önce ölmüş, defnedilmiş…” iletisi geldi.

Ağlamaya başladım.

Sevdiğim, değer verdiğim, Ağabey dediğim bir insan ölmüş, defnedilmiş; benim iki gün sonra haberim oluyordu.

Kime kızmalı, kime kahretmeliydim.

Kendime mi yoksa bu acımasız hayata mı?!!??...
Işıklar içinde uyu Dinç Abi.
Sevenlerin unutmayacak seni.
Ben hiç unutmayacağım.
Son günlerde arayıp, soramadım seni.
Tabutunu omuzlayamadım, bağışla beni…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Haboğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce erken seçim yapılmalı mı?