Alanya’nın COVID-19 ile imtihanı

Yanılmıyorsam Mayıs ayı başlarındaydı. Alanya’daki bir sağlık kurumunun sorumlusu bir başka kurumu ziyaret etmiş, orada COVID-19’un etkileri ve salgının geleceği konusunda sohbet derinleşmişti.

Yılların deneyimli sağlıkçısı, kayıt dışı kalmak kaydıyla bazı varsayımlarda bulunmuştu. Ona göre, uygulanmakta olan sürü bağışıklığı yöntemi gereğince, biz düz halk kayıpların farkına bile varmayacaktık. Toplum olarak bu sürece alışılacaktı, kalan sağlar da bizim olacaktı!

Dedikleri tabii ki bir bir gerçekleşiyor…

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, belki de tarihinin en kötü ekonomik bunalımını yaşarken coronavirüs salgını ile tanıştı. Ülkeyi yöneten siyasi rejim, bunu hemen Tanrı’nın bir lütfu olarak değerlendirip, kaosu fırsata döndürecek planlamalara girişti.

Salgının başlangıcındaki varsayımların gerçeğe en büyük yüzde ile dönüşeni, bazı devletlerin gittikçe otoriterliğe dönüşeceğiydi. Gerçekten de, içlerinde hiç umulmayan, demokrasi beşiği de denen ülkeler tuhaf liderlikleri yüzünden otokratlaştılar.

Almanya ve Japonya benzeri sağlam ekonomiler ise rezerv paralarını kullanarak halkının refahını bir ölçüde sağladı. Türkiye ise bir çok konuda olduğu gibi, ister “hibrid” ister “karma” deyin, karmakarışık, tuhaf önlemler ve kararlar dizisi ile salgın yönetimine girişti.

Çünkü hazine tamtakırdı, ekonominin bir şekilde işlemesi gerekiyordu. Plajda başını uzatanı polis cezalandırırken, işçiler sürülerle fabrikaya çalışmaya götürüldüler.

Hem coğrafi hem de sosyal yaşamı açısından kış aylarında zaten izole bir yaşam sürmekte olan Alanya başlangıçta süreçten etkilenmedi. İlk kaygı, sayıları on binleri bulan otel emekçilerinin, tesislerin açılamaması yüzünden ne olacağı üzerineydi. Esnafın ise başka dertleri vardı.

Günler geçerken, önlemlerin gevşetilmesi sonucu turizmin eskisi kadar olmasa da hareketleneceği varsayılıyordu. Politikacılar bu yolda umut saçıyorlardı. Dedikleri çıkmadı. Belki siyasi, çokça da Türkiye’nin salgın ile savaşımındaki rakamlara inanılmaması nedeniyle(!) ülkeler vatandaşlarını turist olarak göndermediler.

Zaten kuşkular da bu yöndeydi; varsayalım biz yeterli önlemi almıştık, ya o kendi ülkelerinde korkunç kayıplar yaşamış konuklar, onlar bize bulaştırırlarsa ne olacaktı?

İlk falso Kazakistan’dan gelen konuklar ile yaşandı. Daha sonra gelen kafile Ukraynalılardı. Çoğunluğu ellerinde tablet büyüklüğünde cep telefonları taşıyan genç insanlar en ufacık bir korunma sağlamaksızın şehire dağılıyordu.

Bizler de “önlem yorgunuyduk”. Maskeler yavaştan çenelere indi. Orada durmadı, dirseklerimize doladık. Arabalarımızın aynalarına süs niyetine astık. Yalnızca mağazalara ya da kurumlara girerken laf olsun diye takmaya başladık.

Turist sayısı artmaktayken COVID-19 bulgularında da artışın gözlenmekte olduğu haberleri geliyordu. Özel hastanenin 700 liraya yaptığı testi devlet hastanesi bedava yapıyor ama yapmamak için de bin dereden su getiriyordu.

Devlet hastanesinde testler, zorunlu yurt içi çıkış ve girişleri yüzünden çok artmıştı. Bir de, tutukevine gitmekte olan her zanlı için test zorunlu kılınınca işler gittikçe karmaşıklaşıyordu.

Sonuçta, bırakın ikinci dalgayı, Türkiye genelinin aksine Alanya özelinde birinci dalganın pik yapacağı olasılığını düşünmek gerekir. Bunun için de bireysel ve kurumsal açıdan önlem almaktan başka çare yok. Çünkü bizi büyük bir sürünün içine salıp, çobansız göçürüyorlar!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Feyzi Açıkalın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Normalleşme süreci rehavete mi neden oldu?