İnsanın ardından nasıl yazılır?

İnsanın “ardı” ölüm, ondan daha gayrısı yok… En azından benim için ölüm, bir varoluşun sonlanması…

 

Dolayısıyla, iyisi ya da kötüsüyle, “ardından anılmayı” doğal saydıracak bir sonlanış ölüm…

 

Bu konudaki “anma” yazılarının üstadı İlhan Selçuk’tu. Dramatik sözcükler kullanmadan, yalnızca kaybedilenin değerini ortaya koyan, başkalarını da onun ardılı olmaya çağıran yazılar kaleme alırdı.

 

Az kelimeyle içinizi sızlatır, yüreğinizi dağlar ya da ironinin lezzetini ağzınıza çalardı. Ardından yazı kaleme aldığı o insanı iki paragrafla yakalamanızı sağlar, tanıyamadığınıza hayıflandırırdı.

 

Selçuk da düşünmüş müdür, kendisinin arkasından nasıl yazılacağını, anılacağını? Hiç istemezdi herhalde, Antik Mısır’dan Orta Doğu halklarına miras kalan çığlık çığlığa dövünme ritüellerini…

 

Ya da yine Antik Roma’da olduğu gibi karnaval eşliğinde gitmeyi! Kortejin ardından giden Archimime’nin onun jest ve mimiklerini taklit ederek karekterini yaşatma gösterisini…

 

İslamiyet öncesi Türk geleneğindeki şamanları gözü tutardı muhakkak. “Sığıtçı” denen, yas tutma görevini profesyonelce üstlenen bir kadına denk gelseydi, ne derdi ki?

 

Sahi, insan ne ister arkasından? Kendisi bilemeyeceğine göre ölümünden sonra yazılacakların, söyleneceklerin kime, nasıl bir yararı olabilir?

 

Ardından yazılan söylenenlerin ailesine, onu sevenlerine iyi ya da kötü bir miras olarak kalacağı aşikardır. Ama galiba en iyisi, eğer yazılanlar olumluysa toplumda bir iz bırakabilmiş olmakla anılmak isteği üstün gelmiştir.

 

Asıl soru, bu anmayı kimin yazıya ya da söze dökeceğidir. Göçmüş olan fani yetkin bir kalemi mi arzulamıştır yoksa onu en iyi tanıyanı mı? Onu en iyi tanıyan yanında olan mıdır, yoğunluklu yaşayan mı?

 

Kalitelerini, güçlü yanlarını, düşkünlüklerini, zayıflıklarını, zaaflarını ille de dökmek gerekir mi? Yoksa toplumda nasıl kabul görmekte olduğunu yansıtan, genel geçer bir vasat yazı ile mi idare edilsin ister?

 

Yaşamının toplamını söze, yazıya dökecek birisini bulmak zor olacağına göre, hangi zaman birimine ait nitelikleriyle, davranışlarıyla anılmayı yeğ tutar?

 

Bir başka soru: İnsan neden yaşadığı sürece övgü ya da sövgüyü göğüslemek yerine, yok oluş sonrasına bırakır? Neden o tatmini ya da hesaplaşmayı sağlığında yaşamak istemez. Bu anlamda cesur yaşamaz?

 

Bence her insanın ölümü sonrasında bir yas tutucuya ihtiyacı vardır. Arkasında bıraktıklarını derleyip toparlayan, onun toplumdaki yerini doğru belirleyip, en azından o kuşağa aktarabilen ağzı laf yapar bir bilen olmalıdır.

 

Roma’nın soylu sınıfının cenaze ritüellerindeki çalgıcıları değil de, yoksullarında olduğu gibi, yanık flüt üfleyen tekil yas tutucuları istemeli insan. En azından doğru notaları basabilen…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Feyzi Açıkalın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Normalleşme süreci rehavete mi neden oldu?