Ateş düştü yüreğimize

​​​​​​

SON

dönemlerde ülkemizde yaşanan acıları ifade etmenin sorumluluğu kadar, hissedilen duyguların tarifinin de bir o kadar güç olduğu hepimizin takdiridir.

Bu dünyada bizim için en kıymetlimiz vatandır. Vatanımızın bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğüdür. Nasıl ki evsiz yaşamak mümkün değil ise, vatansız yaşamak da mümkün değildir. Farklı siyasi düşünceleri aynı potada eritebildiğimiz yegane sevgi, belki de vatan sevgisidir. Vatan uğruna kanlarıyla destan yazan, şehitler ve gazilerle dolu bir tarihin çocukları olan bizler Malazgirt’te, Çanakkale’de, Sakarya’da, İstanbul’un fethinde ve daha nice yerlerde, şahadet şerbetini içmiş bir milletin çocuklarıyız.

Günümüzde ise siyasi iktidar tarafından verilen istikrar, çözüm süreçleri, komşularla sıfır sorun sözleri devam ederken, sözlerin tükenmediği ancak verilen taahhütlerin de yerine getirilmediği bir hal içerisindeyiz. Gün geçtikçe belirsizleşen ve soyut dış politika adımları ile devam eden sözlerden usanmış vaziyetteyiz.

18 Mart 1915 Çanakkale Zaferinde iki yüz elli bin vatan evladımıza komutanları Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Süngünüz var, süngü tak, siper al” komutu verdiği an, savaşın kazanıldığı andı. Çünkü yeni bir devlet, yeni bir medeniyet kurulacaktı. Amaçları tarih boyunca hiçbir millete boyun eğmeyen Gazi Mustafa Kemal’in izinden ayrılmamaktı. Tarihin eşine az rastlanır en büyük kahramanlık destanlarından biri olan Çanakkale Zaferi, Kurtuluş Savaşı’nın ve Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yolda çok önemli bir kilometre taşı olmuştur.

Çanakkale Zaferi, tarihten silinmek istenen bir ulusun bütün yokluk ve imkânsızlıklarına rağmen vatanını yüksek bir ruh ve şuurla canı pahasına nasıl savunduğunu gösteren bir mücadele destanı olarak insanlık tarihi içinde çok özel bir yere sahiptir. Ulus olarak yokluk içindeyken bile ‘Çanakkale geçilmez’ dedirten sağlam inancın, sarsılmaz bir ruhun mirasçılarıyız. Çanakkale Zaferi, sadece geçmişimizin bir aziz hatırası olarak değil, geleceğe yürüyüşümüzün en güçlü ilham kaynaklarından biri olarak da milletimizin hissiyatında son derece önemli bir yere sahiptir.

Ulu Önderin askeri dehası ve milletimizin azmi ile kazanılan ülkemizin Misak-ı Milli sınırlarının yarın ise ne olacağı meçhul.

Ateş düştü yüreğimize.

24 yaşında vatan sevgisiyle bayrağını şereflendiren Gazipaşalı Uzman Çavuş Fatih Uysal, Diyarbakır’ın Dicle ilçesinde yaşanan patlamada şehit oldu ve binler şehidimizin Türk bayrağına sarılı tabutunun yanında dualarla kenetlendi. 4 yaşındaki kızı küçük Ada babasının tabutuna dokundu ve bizlerin çocukları babasız kalmasın diye küçük Ada öksüz kaldı.

Şehidimizin sosyal medya üzerinden yapmış olduğu paylaşıma bakınız:

“Bugün nasıl ölelim istersiniz? Bombalı araçla mı, pusuya düşerek mi, yoksa mayına mı basalım? İsterseniz soğuktan ölelim. Ya da eşimiz aş erdiği için kafamıza kurşun mu yiyelim, size hangisi uyar? 1 senelik evli mi ölelim. Doğmamış çocuğumuzun hasretiyle beklerken mi? ATM’den ölmek için çektiğimiz paranın hakkını vererek mi, yoksa eşimizle çarşı-pazardayken arkamızdan vurularak mı ölelim? O şanlı Türk bayrağımız toprak eve mi asılsın, yoksa tek göz eve mi?”

Şüphesiz ki bölücü terör örgütü karşısında şehit verdiğimiz askerlerimizin acısı tüm Türkiye’yi kaplamış durumdadır. Şehit ana ve babaları, al bayrağa sarılı tabutların başında acılarını, feryatlarını dışarı vururken, hangi Türk evladı, o acılara kayıtsız kalabilir ki?

Şehidimizin evi sobalı gecekondu, yanı başında ise Alanya’nın güzide villaları parsellenmiş vaziyette. Türküsü bile var. Zenginimiz bedel öder, askerimiz, şehidimiz fakirdendir. Oğlunun tabutu başında ayağında terliğiyle ağlayan bir anne. Yırtık ayakkabısı ile “Vatan sağ olsun” diyen o metanetli baba. Yıllardır izlemek zorunda kaldığımız şehit cenazelerinde hep bu manzarayla karşılaşıyoruz. Siyasetteki karar vericilerin çocukları riskli bölgelerde askerlik yapmıyor mu? Neden hep yoksul ailelerin evlatları teröre kurban gidiyor?

Şehit cenazeleri neden derme çatma evlerden çıkar da, villalardan çıkmaz?

Mademki şehitlik kutsal bir makam, neden herkese eşit şekilde nasip olmuyor?

Terörü bitirme konusunda yetkili olanların çocukları nerede askerlik yaparlar? Evladı ölen ananın parayla acısı diner mi? Vatan sağ olsun demekle vatan sağ olur mu? Yoksa hep beraber aynı şartlarda mücadele edersek mi olur?

Her defasında “Şehidim sen bizi affet” demek bir millet için ne kadar da büyük utançtır. Şehit cenazelerinde meydanlara sığmayan halkın yıllardır süre gelen “Terörün kökünü kazıyacağız” söylemlerini hatırlamaları ve aynı anda o vakur duruşu sergilemeleri çelikleşmiş millet iradesinin, vatan, millet, bayrak aşkının mücadelesidir.

Milletimizin bu iradesi karşısında, ne yazık ki siyaset sahnesinde rant peşinde, şov peşinde koşulduğunu görmekteyiz. Halkımız Mehmetçiklerimiz için dua ederken, siyasilerin şehitleri ve ailelerini siyasi şov unsuru olarak görmeleri vicdanlarımızı kanatıyor.

Afrin operasyonundaki ilk şehidimiz Astsubay Musa Özalkan için Ankara’da düzenlenen cenaze töreninde şehidimizin tabutuna el konularak konuşma yapılması, siyaset üstü olması gereken şehidimiz üzerinden politika yapılması toplumda derin yaralar açmıştır.

Gündemimizde var olan Afrin operasyonu tarihidir. Bilmediğimiz bir coğrafyaya doğru yürürken karşımızda son teknoloji araç ve silahlarla donatılmış meçhul gruplarla mücadele ediyoruz. Ne yazık ki bu süreçte şehit sayımız da artıyor. İlerleyen günlerde milletimizin sükuneti ve sabrının daha etkin bir şekilde öne çıkması gerekeceği için de siyasi iktidarın bu durumu çok iyi kavraması ve muhalefetten gelen telkinleri de göz ardı etmemesi gerekir.

Ne yazık ki bugünlerde daha önceleri Cumhuriyetin bir reklam arası olduğu, reklamın bittiği ve yeni bir düzenin geleceğini ifade eden siyasi zihniyet tarafından ulusumuzun simgesi olan İstiklal Marşı üzerinden de bir takım değer tartışmaları yapılmaktadır. Maalesef geldiğimiz noktada, siyasi iktidar gündem değiştirmenin çıkış yolunu, ulusal değerlerimizde yarattığı mesnetsiz tartışmalarda aramaktadır.

İstiklal Marşımızın tartışılması tek bir cümle ile ;bölücü terör örgütlerine karşı mücadele eden Mehmetçiklerime yapılan en büyük saygısızlıktır,kaldı ki sadece beste-güfte uyumsuzluğu olarak ifade edilen ve yapay gündem yaratmayı hedefleyen düşüncenin temelinde, çok daha büyük planlar bulunduğunu tarihsel süreç itibari ile bilmekteyiz.

Bugün, Türk Milleti olarak hepimizin ideali ; şehitlerimize layık bir nesil olmak ve onlara layık nesiller yetiştirmek ve o manevi havayı teneffüs etmektir. Başta Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi rahmetle, saygıyla anıyoruz. Çanakkale ruhunun yaşamakta olduğumuz bu zor günlerde unutulmaması gerekliliği ile hepinize saygılar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Berkin Civelek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Normalleşme süreci rehavete mi neden oldu?