İçimizdeki ses inandığımıza inanmalı

İnanmak, hayata tutunabilmek için yaptığımız en büyük eylemdir. Umuda bağlarız her şeyimizin kaynağını. Yaşayabilmek için bir şeye sığınmak, birilerine inanmak gereksiniminde bulunuruz hayatın doğası gereği. Savunma mekanizması buna göre çalışır çünkü. İnanmazsak düştüğümüz boşluğun içinde kendimizi kaybederiz.
Bu eylemin nasıl sonuçlanacağı konusunda kesin bir şeyler söylenemez çünkü inanma eylemi tamamen kalbimizle alakalı bir durumdur. Biz mantığımızın aldığına değil de kalbimizin hissettiklerine bağlanırız. Kalp samimidir fakat akıl bize oyunlar oynayabilir. Kalp tek boyutlu düşünür çünkü kalpte bir insan ya iyidir ya da kötü; üçüncü bir seçeneği yoktur. Ama mantık bize bir insanın doğası gereği, gerektiğinde hem iyi hem de kötü olabildiğini gösterir. Aslında iyilik göreceli değil midir? Kime göre, neye göre anlamlandırılır iyilik ya da iyi kavramının anlamı aslında nedir? Devreye mantık girince sorular da çoğalıyor haliyle. Boşa değildir “Kalbinin sesini dinle!” söylemi.
Neye inanırsak inanalım eğer onu mezara kadar sürdürebilirsek işte bunu gerçekten benimsemişiz demektir. Biz bir şeylere inanmaya başlayınca hayatımız daha da güzelleşecektir çünkü sonrasında umut ettiğimiz çok şey gerçekleşecektir.
Başarmak için de inanmak şarttır. Gerçekleşebileceğine inanmadığınız bir şey için nereye kadar mücadele edebilirsiniz? Başarının büyüklüğü inancın büyüklüğüne bağlıdır. Bu konunun en büyük örneklerinden bazıları Mustafa Kemal’dir, Fatih Sultan Mehmet’tir. Fatih, defalarca İstanbul’u kuşattığında olumsuz sonuç almasına rağmen hiçbir zaman pes etmemiştir ki. Çünkü o Peygamberimizin hadisine inanmıştır ve o müjdelenen kişi olmak için elinden geleni yapmıştır. “Ya ben İstanbul’u alırım ya da İstanbul beni...” demiştir ve nitekim öyle de olmuştur, Fatih İstanbul’u fethetmiştir. Mustafa Kemal de yıllarca inandığı fikirler için savaşmıştır. Türlü zorluklar yaşamıştır, ailesinden ayrı düşmüş, ömrü cephelerde geçmiştir fakat o milletinin istikbali için hiçbir zaman kendisini düşünmemiştir. Yeri gelmiş işi elinden alınmış, çevresindeki karşıt görüşlü insanlarla mücadeleler de etmiştir. Ömrü boyunca bütün fedakarlıkları Türk milleti için olmuştur. Salih Bozok’a yazdığı 11 Eylül 1911 tarihli mektubunda da bunu “Orduyu, memleketi kurtarmak için çok fedakârane çalışmak lazım. Başka çare yok.” diyerek en açık biçimde belirtmiştir aslında. Etrafındaki insanların korkularına, şaşkınlıklarına ve cesaret edemeyişlerine rağmen o aklına koyduğu her şeyi yapmış ve bu konuda da muvaffak olmuştur.
İnanın bir gün her şey çok güzel olacak. İnanın ve inanmanın güzelliğine, huzuruna varın.
Başarmak inanmakla doğru orantılıdır, güvenmek de... Mutlu günler!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Zehra Işık - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Normalleşme süreci rehavete mi neden oldu?