Ahir zaman ‘dekamon’culuğu…

ÇOCUKLUĞUM

sokakta geçti. Vazgeçilmez oyunlarımızdan birisi de ‘kovboyculuk’tu. Kovboyculuk deyip geçmeyin; oyunu kurmak, strateji geliştirmek deneyim, akıl ve zaman gerektirirdi.

Bir gün, yeni atanan kaymakamın oğlu geldi mahalleye. İlk olarak oyunumuzun adını değiştirdi. Bundan sonra kovboyculuk değil, ‘dekamon’culuk diyecektik. Büyük şehirlerde böyleydi…

Birbirimizi vurduğumuz zamanki ‘dıkşın’ sesi de, Tommiks Teksas dergilerindeki gibi ‘degav’ olarak değişti. Oysa ben çok sessizce ‘çiyuv’ diye vurur, elimle düşmanın susmasını işaret ederdim.

Düşmanı rehin almaz ama yerimin belli olmaması için vurulduğu yerde kalmasını isterdim.

Oysa kaymakamın oğlu esir alma ve onun üstünden pazarlık modasını getirdi. Biz, şehrin haydutluktan anlamaz tıfılları, kuralların bozulmasına karşı koydukça o diretmekteydi.

Bunu yaparken de yine bizim mahalleden olmayan, yaşça bizden büyük bir Alanya yerlisini taşeron olarak kullanıyor, gözümüzü korkutuyordu. Sonradan onu, motorcu neyim böcülere(!) karşı korumakta olduğunu da anladık…

Biz öldürdüğümüz düşmanla yetinirken, o strateji gereği fethedilecek alanlar da belirlerdi. Örneğin yorgancı Ahmet’lerin bahçe bitimindeki dut ağacı çok önemliydi. Onun altındaki sert toprak çivicilik oynamaya pek uygundu. Mutlaka ele geçirilmeliydi.

Hiçbir zaman ateş edilmese de(!) silah açısından da eşit değildik. Bizde ya teneke mantar ya da plastik su atanı varken, o çekirdek mermi atan toplu tabanca taşımaktaydı. Görüntüsü bile korkutucuydu.

Bir gün onu fena tuzağa düşürdüm. Vurulmayı hazmedemedi. Üstüme saldırıp boğazımı sıkmaya çalıştı. Ondan kurtulmak için can havliyle yüzünün ortasına yumruğu çaktım. Aniden şişen gözü ile ağlayarak eve yollandı…

Küstük tabii… Ona dersini vermiştim ama korkmamakla birlikte endişeliydim. Ya, şehrin asayişinden, dirlik düzeninden sorumlu olan babası bana bir şey yaparsa, diye düşünmekteydim.

Yancısı aracılığıyla beni hafif yollu tehdit etti. Ben ise mahalle kopillerine küçük düşmemek için taviz vermiyor görünüyordum. Hem barışmayı reddediyor gibi yapıyor hem de ‘aslında onu ne çok sevdiğimi’ belirtir yağcılık mesajları gönderiyordum.

Sonunda, aslında hiçbir şeyden haberi bile olmayan babalarımızın bir sofrasında barıştık. Diyet olarak o dut ağacının gölgesi ona verildi! Oradaki şahane killi toprağı, en derine çakılan çivicik denemeleri için kullandı.

Dört yıl sonra tayin olup gittiler. Biz, mahallenin gerçek sahipleri yine aynı topraklarda ‘kovboyculuk!’ oynamaya devam ettik. O dut ağacı, yere saplanan ucu sivriltilmiş savaş çubukları deneme alanı değildi artık. Onun yerine aşk kaçamaklarına sığınak görevi yapıyordu.

Kaymakamın oğlunun gidişiyle beraber yancısı da ortadan kayboldu. Çünkü görevi bitmişti…

Günümüz siyasetinde, ‘Biz kovboyculuk oynamıyoruz’ mesajlarını gördükçe anılara dalıyor, düşünüyorum: Evet doğru, siz şimdilerde kovboyculuk değil ‘dekamon’culuk oynuyorsunuz…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Feyzi Açıkalın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Başkan Yücel'in 7 yıldaki performansını nasıl buluyorsunuz?