Ekonomik buhran

​​​​​​

GÜN

geçmiyor ki, ülkemizde kısmen de olsa siyaset üstü konular köşemizi meşgul etmesin ve bireylerin gelecek kaygıları tükenmesin. Her zaman söylediğimiz gibi, partiler üstü bir takım konuların önemi kimi zamanlar siyasi iktidarın aktif iç ve dış politikaları ile şekillenmekte ve yol almaktadır.

Bu gerçek üzerine bir de, siyasi iktidarın gün itibari ile ortaya koymuş olduğu ekonomi realitesinin, gelecek hedefleri ile kıyaslanması halinde vahim sonuçlar kaçınılmazdır. Siyasi iktidarın 2023 hedefleri doğrultusundaki açıklamalarının objektif olarak günümüze uyarlanması ve değerlendirilmesi geleceğimize ışık tutacaktır.

Dolar kurunun 4 liraya dayandığı bugünlerde siyasi iktidarın, 2013 yılında Mecliste sunulan 10. Beş Yıllık kalkınma planında dolar kuru için 2018 yılı 1,97 TL öngörüsünde bulunulmuş ve yine Türkiye’nin Gayri safi yurt içi hasıla (GSYH’)si 2 trilyon 535,2 milyar lira olacağı ileri sürülmüştü. Ancak bugün gelinen noktada dolar 4 lirayı aşarak tarihi rekor kırdı ve zirve yaptı. GSYH ise öngörülen verilerin oldukça altında.

TÜİK verilerine göre, GSYH 2016 yılında 862,7 milyar dolar olurken 2017 yılının ilk üç çeyreğinde ise toplam 615,5 milyar dolar oldu.

Ülkemizin 2002 yılında yaşamış olduğu ve AKP’nin, iktidar olmasında büyük etken olan ekonomik sürecin verileri ile günümüz reel sektörün analizini yapmak gerekmektedir. Bu değerlendirmenin ışığında sunulan çözüm arayışlarının da kalıcı olmaktan öte, milli ve manevi değerlerimizin nakde dönüştürülmesi üzerine inşa edildiğini görmek için üst düzey makro ekonomi bilgisine ihtiyaç bulunmamaktadır.

Ekonomik anlamda içerisinde bulunduğumuz darboğaz, her meslek grubuna uzun veya kısa vadeli olarak etki etmekte ve hükümet politikaları sorgulanmaya mahkum kalmaktadır. Dövizdeki artışın beraberinde akaryakıt fiyatlarında da artışı beraberinde getirmesi yine son on yılımızı hatırlatmaktadır.

Siyasi iktidarın ilk yıl karnesine kısaca göz atmak gerekirse ;2002 yılında 1,48 TL bir litre benzin fiyatı, 2003 yılında 1,80 TL, 2004 yılında 1,98 TL, 2005 yılında 2,55 TL, 2006 yılında 2,79 TL, 2007 yılında 2,89 TL, 2008 yılında 3,21 TL, 2009 yılında 3,15 TL, 2010 yılında 3,68 TL, 2011 yılında 4,00 TL,2012 yılında 4,70 TL’ye çıkmıştır.

Gün geçtikçe artan bu gidişatın sebebini sorgulamak tüm bireylere düşmektedir. Daha açık ve keskin bir ifade ile siyasi iktidar açısından bunca yıl “Ne ekti ,ne biçti?” sorusunun cevabını aramalıyız. Siyasi iktidarın yıllardır süre gelen söylem ve kendisini başarılı bulduğu alanın “ekonomi” olduğunu da deklare etmesi karşısında ülkemizdeki işsizlik bunalımının ekonomi grafiğindeki yerini merak etmekteyiz.

2023 şeklindeki uzun soluklu plan vaatlerinin, yaşanan güncel sıkıntıları bertaraf etmeyeceği gerçeği gün geçtikte daha da iyi anlaşılmaktadır. Cumhuriyet tarihimizin gelişim sürecine baktığımız zaman, üretmeden tüketmenin bu coğrafyaya yakışmadığını bilmekteyiz. Bir siyasi partiye indirgemeden söylemek gerekir ki, modern ekonomi politikaları devletlerin ulusal ve uluslararası platformda var olabilmeleri ve gelişebilmeleri için temel ihtiyaçtır.Bireylerin refah seviyesinin yükseldiği ülkelerde görmekteyiz ki ,sosyal adaletin izdüşümü ekonomi ile birlikte çoğu alanda da kendisini göstermektedir.

Yol yapımı, köprü yapımı, makarna yardımı, kömür yardımı…

Kendisine kömür yardımı yapılan, evinin önüne yol inşa edilen vatandaşın, düşünce özgürlüğünü yaşayamadığı, Adliye koridorlarında hak arama hürriyetinin gasp edildiği, siyasi iktidarı eleştirme imkanının bulunmadığı bir ortamda “sus payı” şeklinde yapılan ve hizmet adı altındaki temel görevler de gün geçtikçe sorgulanmaya muhtaç hale gelmektedir. Ülkemizde 31 milyon kişi bankalara borçlu durumda ve tarım ile sanayinin yapılandırılmaması halinde çok daha zor günler yaşayacağımız aşikârdır.

Siyasi iktidarın parladığı dönem, içerisinde liberallerin de bulunduğu 2002-2010 ve özellikle de 2002-2007 dönemidir. Bu dönemdeki liberal adımlar ve özelleştirmeler de ülkemize de sıçramış ve ülkemize karşı büyük ekonomi devlerinin de iştahı açılmıştır. Son yıllarda yaşamakta olduğumuz özelleştirme furyasına milli mirasımız şeker fabrikalarımız da eklenmiş ve hükümet tatmin edici gerekçeler sunamamıştır.

Bir siyasi iktidar büyümenin ve gelişimin kaynağı araştırırken ülkesinin Anayasa’sında yer alan temel nitelikleri göz ardı etmemelidir. Sosyal adaletin başlangıç noktasının sokaklar olacağı gerçeği karşısında her iktidar, bu gerçeğe boyun eğmeli ve hormonlu büyüme için politik istismar yapmamalıdır.

Ne yazık ki ülkemizde sosyal devlet olmanın gereklerinden uzaklaşılması, demokrasi ve hukuk açığı ile dış politikadaki gerilimler zinciri ekonomideki kötüye gidişatı hızlandırmış ve kağıt üstünde sağlanan suni istihdam artışı ekonomideki kötü gidişatı gizlemek için paravan olarak kullanılmıştır.

Borç, zam , işsizlik ve adaletsizlik sarmalından kurtulamayan bir döngü içerisinde bulunan ülkemizde Cumhuriyet tarihinin en fazla dış ticaret açığı AKP döneminde verildi. AKP döneminde verilen dış ticaret açığı toplamı 718.5 milyar dolar. AKP öncesi 80 yıllık Cumhuriyet dönemi dış ticaret açığı ise 247 milyar dolardı!. 2002 sonunda ihracatın ithalatı karşılama oranı “yüzde 70.2” iken, 2013 sonunda “yüzde 60.3'”e düştü. 18.11.2002-25.07.2017 döneminde gerçekleştirilen özelleştirme uygulamalarının tutarı 59 milyar 558 milyon 255 bin dolara ulaştı.

Köşemizi bir soru ile sonlandırmakta fayda var.

Bu derece korkunç ve gün geçtikçe büyüyen ekonomik bunalımlara ek olarak yaklaşık olarak 80 bin kişinin dolandırıldığı “Çiftlik Bank” vurgunu ile ilgili verilen önergenin AKP oyları ile reddedilmesinin gerekçesini merak etmek her bilinçli yurttaşın hakkı değil midir? Ne dersiniz?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Berkin Civelek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Normalleşme süreci rehavete mi neden oldu?