Çok uzak bir kasabada (2)

'…RİVAYET odur ki, eski devirlerin birinde, buralara çok uzak bir kasabada, 'siyaseti meslek haline getirenler”, 'getirmeye çalışanlar”, 'bürokratlar” ve 'seçim yapmak zorunda bırakılanlar” arasında amansız bir...

“…RİVAYET odur ki, eski devirlerin birinde, buralara çok uzak bir kasabada, “siyaseti meslek haline getirenler”, “getirmeye çalışanlar”, “bürokratlar” ve “seçim yapmak zorunda bırakılanlar” arasında amansız bir savaş yaşanırmış. Resmi literatürde “SİYASETİ MESLEK HALİNE GETİRENLER” şu şekilde tarif edilir, tanınırmış…”

***

Politikaya, gençlik zamanlarında, “Siyaset” otobüsünün alt katındaki kapalı bagajında bile seyahat etmeye fit olarak atılmışlardır.

Pek çoğunda para vardır, pul vardır, evmiş, arabaymış, yazlıkmış, dükkânmış, limiti kallavi kredi kartlarıymış, hepsi sağlamdır fakat parayla satın alınamayacak yeni hazlar peşinde koşarlar.

***

Doğu bloku ülkelerinde veya yurdun değişik bölgelerinde karşı cinsle denemedikleri, yapmadıkları fantezi kalmamıştır, gelin görün ki bünyeye yeni hazlar lazımdır.

Adına “yönetme” denilen hazzın Nirvana’sına ulaşmak için son çare olarak “siyaset”e meylederler.

Eğer maddi olanakları iyiyse, mali güçleri yerindeyse, kendilerini pazarlamasını iyi becerirler, üstelik bunu kendileri yapamasa da yapacak yakın çevreleri kısa sürede mutlaka oluşur.

***

“Bagajda bile gitmeye razıyım, yeter ki otobüsün herhangi bir yerinde olayım” diye ikna ederler, otobüse daha önceden binmiş ve yolcu, muavin, yardımcı kaptan, kaptan pilot, hatta otobüsün sahibi olmuş ağabeylerini.

İlk dönemlerinde ağabeylerinin karşısında el pençe divan durmayı iyi becerirler, çünkü bilirler ki bir gün herkes karşılarında el pençe divan duracaktır.

***

İlk dönem hiçbir şeye karışmazlar, “oportünizm” terimi adeta bu arkadaşlar için üretilmiş gibidir.

Hatta çoğu zaman mantıklarına, yaşam felsefelerine ters gelen öneri, karar ve fikirlere bile “muhteşemsiniz” deyip ağabeylerini onaylarlar, “sorun çıkaran çocuk” olmak istemezler.

***

Seçim zamanları bayrak mı asılacak, en önde bunlar koşar.Broşür mü dağıtılacak, bunlardan hızlısı çıkmaz.

Atadan, aileden veya yaptıkları işlerden gelen iyi bir gelirleri varsa, bunu her fırsatta partideki diğer arkadaşlarının gözüne gözüne sokarlar, ki, “Bendeki para hiçbirinizde yok. Akıllı olun, ucundan siz de yiyin” deyip, ileride olmayı hedefledikleri makama doğru giderken önlerine ufak tefek çakıl taşları çıkmasın, çıkarılmasın isterler.

***Miktarını kendilerinin bilebilecekleri oranda parayla, koltukla veya vaatlerle satın alınabilecekleri veya saf değiştirebilecekleri için her şeyi parayla satın alabileceklerini sanırlar.

Ellerine çekiç geçince herkesi çakılacak çivi gibi görme eğilimleri işte tam da bu dönem başlar.

***

Misal, katıldıkları parti sol tandanslı ise üst dudaklarını tamamen kapatan bıyık uzatırlar, yönetim kurulu toplantılarında rakı-balık muhabbeti gırla gider.

Sağ tandanslı muhafazakâr bir partide iseler, bıyığın modeli anında “badem”e kayıverir. Herkesin adı otomatikman “muhterem”dir, hele bir de yüzlerine ılımlı mümin gülümsemesi yerleştirdi iseler o iş tamamdır zannederler.

Milliyetçiliği temel ülkü edinmiş partiye girmeden önce ise aynanın karşısında elleriyle bir kurdun nasıl gözükebileceğini çalışırlar.

Kurdun kulaklarını simgeleyen işaret ve serçe parmak kalkık mı yoksa inik mi olacak, kendileri gibi yeni partili arkadaşlarıyla bunun mavrasını yaparlar.

***

“Yeter ki şu teşkilatın kapısından içeri gireyim” diye başlayıp, “Yeter ki şu toplantı salonundaki sandalyelerden birine kıçım değsin” ile devam edip, “Ama şu il/ilçe başkanlığı koltuğu da hakkım değil mi birader?” ile devam etmişlerdir.

Koltuk hevesleri ezelidir.

Çünkü oturdukları veya oturmayı hedefledikleri her yeni koltuk, onlar için adeta bir subayın omzunu süsleyen rütbedeki yeni bir yıldız/çelenk gibidir.

“Yüzbaşı olursam yüz kişiye, binbaşı olursam bin kişiye hükmederim” hesabı güderler.

Siyasetin albayı olmak, hele bunun kurmayı olabilmek en büyük ütopyalarıdır.

***

Önlerine ne engel çıkarsa çıksın, karıncayı öpüp belini incitmeden hepsiyle sessizce mücadele etmeyi ta ilk günden yaşam felsefesi olarak, kimselerin göremeyeceği bir yerde, adeta beyinlerinin en gizli dehlizlerinde gizlerler.

***

Adına “Siyaset Otobüsü” diyeceğimiz mekanizmanın bagajında seyahat etmeye bile razı gözükürken, çeşitli ayak oyunları, adam satmalar, adeta yılanın derisinden sıyrılması misali kabuk değiştirmeler ve bukalemunlara parmak ısırtacak renk ve şekil değiştirmelerle birkaç yılda otobüsün bırakın şoförü olmayı, otobüsün sahibi olup, üstüne bir de, “Yoksa filo mu kursam” kıvamına gelirler.

***

Bir süre sonra bu işte ustalaştıklarını hissettikleri anda, adeta bir uzay mekiği kapsülünün, fezaya beraber fırlatıldığı arkadaki büyükçe kütleden ayrılması misali, kendilerini o koltuklara, o makamlara, o siyasi güce getiren “çok yakın” dostlarıyla sinsice vedalaşırlar.

Tıpkı o uzay kapsülünün, arkasındaki ağırlığı atmadan Ay’a çıkamayacağı gerçeği gibi, yeni bir koltuk için, arkalarındaki tüm (adına hısım, eş, dost, partili denilen) ağırlıkları gözlerinin yaşına dahi bakmadan terk ederler.

(DEVAM YARIN)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Alper Kutay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Galatasaray - Fenerbahçe derbisini kim kazanır?