Çok uzak bir kasabada (4)

“…RİVAYET

odur ki, eski devirlerin birinde, buralara çok uzak bir kasabada, “siyaseti meslek haline getirenler”, “getirmeye çalışanlar”, “bürokratlar” ve “seçim yapmak zorunda bırakılanlar” arasında amansız bir savaş yaşanırmış. Resmi literatürde “SİYASETİ MESLEK HALİNE GETİRENLER” şu şekilde tarif edilir, tanınırmış…”***Her yere aday olurlar.“Aday olma” olgusu onlar için adeta bir yaşam biçimidir, bir tutkudur.Dünyada insanoğlunun alabileceği bütün zevkleri üst üste koysanız, bunların “her yere aday olmak”tan aldıkları hazza milim yaklaşamazsınız.Aday olunması gereken neresi var ise, nefesleri yettiğince koşar adım gidip en ön sıraya geçerler.Ayak oyunu, dalavere, hile hurda, onlar için fındık fıstık gibi çerezden sayılır.En çok kendilerinden önceki yöneticilerden neler çektiklerini anlatmaya bayılırlar, velhasıl kelam, koltuğa oturur oturmaz kendilerinden öncekileri adeta mumla aratırlar.***Belediye meclisinde de onlar vardır, ticaret odasında da. İlçe teşkilatlarına da adaydırlar, gerekirse belediye başkanlığına da.***Geneli, kasabanın gariban bürokratlarıyla oynamaya bayılır.Çünkü kendilerini hem siyasetin hem de o kasabanın gerçek sahibi, hatta kralı olarak görürler.Tayinle gelen memurlar, onlar için tıpkı saç sakal gibidir, “Fazla uzayınca kesip atılmalı” diye düşünürler.***Yıllarca okumuş, üniversite bitirmiş, kerli ferli, makam mevki sahibi bürokratları oyun hamuru zannederler.“Biz ne şekil verirsek o halde öylece duracaksın” dedikleri bürokratların “Peki ya durmazsak?” yanıtlarına, “O zaman seni Büyük Ağabey’e şikâyet ederim, üzerini çizdirip, seni nasıl Ankara Marşı ile karşıladıysak, ilk kararnamede İzmir Marşı ile de uğurlarız” deyip tehdit ederler.***Misal, Büyük Ağabey’lerinin karşılarında el pençe divan dururlar, bu durumu tuhaf karşılayıp sorgulayan egolarını “Nolacak oğlum. Ayda yılda beş on dakika el pençe divan dursak ne çıkar. Abi ile iyi geçinelim, gözüne girelim, o gittikten sonra biz herkesi karşımızda el pençe divan durdururuz” diye ikna ederler.***Geneli olmasa da bazıları, iflah olmaz şekilde siyaset romantiğidir.Bir gün güzel günlerin geleceğine, misal solcuysa, ülkedeki bu yoksulluğun, bu kapitalist düzenin değişeceğine, sağcıysa bir gün tüm insanların tam bir inanan/mümin olacağına koşulsuz inanmıştır.Adları üstünde, romantiktirler.Akılları bir karış havadadır, gerçekleri görmezler, göreni dinlemezler ama “En akıllı benim” havasında dolaşırlar.***Teşkilatın, tabanın, mümkünse kadın ve gençlik kolları üyelerinin parti yönetimi hakkında ne düşündüğünü, neler konuşulduğunu, onlara kuzu postu giyip yaklaşarak öğrenirler, “kardeşim”, “dostum” dedikleri saf garibanları bir üst makamdaki ağabeylerine anında “üç kuruşa” veya “yeni bir koltuk” uğruna satıverirler.Sizin anlayacağınız, hayatları “Şartlı Refleks” ile geçer.Pavlov mezarından çıkıp gelse ve bunların hangi bedeller için hangi koşullu hareketleri yapıyor olduklarını görse, kendi teorisinin gerçekliğine hayran kalır ama insanlığından utanıp kahrından bir kez daha ölür.***Ellerine siyasi güç geçince, yani çekiç olduklarını zannedince, kendilerinden başka herkesi “kafasına vurulup sabitlenecek birer çivi” olarak görürler.***Mazhar-Fuat-Özkan en sevdikleri grup, “Sen neymişsin be abi!” şarkısı adeta milli marşlarıdır.Yaşadıkları ve siyaset yaptıkları kasabaların mecmualarında sürekli “En güzel fikri sen önerdin, en güzel projeyi sen yaptın. Peki peki anladık. Sen neymişsin be abi!” diye haber çıkmasına bayılırlar.***Dik duran, yalamayan, “Ağamsın, paşamsın” demeyen basın emekçilerini pek haz etmezler.Gücünün yettiği medya patronunu kıstırıp o elemanı kovdururlar, gücünün yetmediği yerde hem patronla hem o elemanla muhabbeti şak diye keserler.***(Kısa bir mola.)Tarih ve politika biliminin kurucusu sayılan Machiaveli, “Hükümdar” adlı eserinde şöyle der…“Hükümdarın onuruna düşkün olması, dalkavukları tehlikeli hale getirir. Nedir bir dalkavuk. Hükümdara yalnızca onun duymak istediği şeyleri söyleyen kimse. Dalkavuk, hükümdara, onun kendi imajını gösterir. Oysa tam tersine, hükümdarın, kendisi hakkında kendi dışından bir görüşe ihtiyacı vardır.”***(Kaldığımız yerden devam.)Yaklaşık 500 sene önce bu sözü etmiş böyle bir adam varken, günümüzde hepi topu 15-20 senelik siyasi yaşamlarında bu sözlerden bihaber yaşarlar.Dalkavuklara bayılırlar, ödüllendirirler, buna mukabil, nasıl olur da yönettikleri ve “hükümdar” oldukları şehirde hâlâ asi ve tuhaf gazeteciler olduğunu düşündükçe çıldırırlar.***Sık sık yurtiçi ve yurtdışına seyahate giderler.Gittikleri yerlerde tarihi ören yerlerine pek yüz vermezler, çünkü onlara göre “taşla toprakla” işleri olmaz.Varsa yoksa turistik yöreler, kumarhanesi ünlü şehirler, Red Light’i meşhur bölgelerdir.Misal, “Yunanistan’a gittiğinde Sokrates’i de yâd et” diye espri yaparsın, anlamazlar.“Futbolcu mu birader o dediğin kişi” deyip zekâ seviyeleri hakkında yanılmadığını her seferinde olduğu gibi bir kez daha ispat ederler.***“Yok, futbolcu değil. Çok eskiden yaşamış bir filozof” dersin, bu kez de suratlarını ekşitip “Elin Yunanlısını neden yâd edecekmişim?” derler.“Oralarda çok eskiden bir Delphoi Tapınağı varmış, bu Sokrates efendi o tapınağın giriş kapısının üzerine ‘Kendini Bil’ diye yazmış. Hani belki okursun da kendini tanırsın, bilirsin, belki insafa gelirsin” diyesin gelir, fakat susarsın.(DEVAMI PAZARTESİ)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Alper Kutay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce erken seçim yapılmalı mı?