İntihar ya da cinayet...

Tosmur'da, Dimçayı bölgesinin çevre yoluyla birleştiği yerin köşesinde evim. Tam karşımda küçücük bir mezarlık var. Huzur içinde uyusunlar. Sağ yanımda ise, çocuk çağlıklarının, kahkahalarının eksik olmadığı küçük bir park. Parkın sağına doğru ilerlerseniz, bir otelin diskosu ve yüzme havuzu, benim korkulu düşüm. Sabahın dördüne kadar bitmiyor o diskonun “dum dibi dum dum dum”u. Bu kadar yüksek sesle, saygısızca ve şiddetli müzik mi çalınır, anlayamıyorum, ama konum bu değil. Onları kendi insaflarına bırakıyorum. Şimdilik.Balkon kapım, pencerelerim açık gece boyunca.Bilgisayarımın başında oturmuş, yeni projeler, yeni kitaplar için tuşlarla boğuşurken, çevreyolundan gelen trafik sesleri çalınıyor kulağıma.Kimi, trafik kurallarına uygun, hani derler ya “hanım hanımcık” gidiyor taşıtların. Kimi biraz daha gaz veriyor. Kimisi de var ki babam, sanırsın jet pilotu. Uçuyor. Böylelerinin egzostu da özel yapım olmalı. Çok patırtılı, parparlı bir ses bırakıyor ardında. Gecenin sessizliğini kendine özgü garip bir çığlıkla yırtıp geçiyor. Hızı, bilmem ki, ben desem 160, sen desen 180. Her türlü sınırın üstünde. Ama kahraman pilotum benim geçmiş ya o direksiyonun başına, uçabildiğince uçacak. Bir de avaz avaz bağıran canlı müzik yayını yapıyor kendine. Önünden, ardından gelebilecek korna seslerini duyması olanaksız. Zaten duyması da gerekmiyor, uçuyor pilotumuz.Bu tür uçuşlar, er ya da geç mezara kadar sürer.Arabamla, sahil yolunda, Tosmur’dan kent merkezine giderken kornalar çalınıyor, ışıklar yakılıyor… Niye? O yolda 50 kilometre olan hız sınırına uyduğum için. Karşı tarafı boş gören, sollayıp geçiveriyor beni. İlk ışıkta buluşuyoruz. Arpa boyu yol gitmemiş. Pencereden elimi uzatıp şöyle bir göstermek istiyorum ama, biliyorum içindeki magandalar inip dövmeye kalkarlar beni. Pasif bir direniş olarak, ışıklar yanınca, onların önüne geçip yine 50 kilometre ile sürüyorum arabamıŞimdi bir de sivrisinek, arı ya da özel donanımlı parparlı motosikletlerimiz var. Kimileri, kurallara uygun olarak sürüyorlar taşıtlarını. Kimileri ise, balkon kapımın önünden geçtikleri üç saniye içinde, yerimden zıplatıyorlar beni.Alanya gazetelerinde motosiklet kazası haberlerine her gün rastlıyoruz. Ölüler, yaralılar…Bir yerden bir yere gitmek için bir kolaylık motosiklet. Karadaki jet uçağı değil ki. Ama aramızda öyle de kullanan, böyle de kullanan kişiler var. Motosikletini karadaki jet uçağı gibi kullananların haberleri hiçbir gün eksik olmuyor.İntihar mı, cinayet mi, anlamıyorum. İnsanlarımız olanlardan neden ders almıyorlar ki?Ha, kazalar ders oluyor mu? Bilin ki olmuyor. Kazada kolu bacağı kırılan moto-jetliler, ayağa kalktıklarının üçüncü gününde yine uçmaya başlıyorlar.Gençliğimde ben de Java kullanırdım. Hız sınırı falan yoktu o zamanlar. Rüzgârın saçlarımı uçurmasını, gözkapaklarımda oynaşmasını pek severdim. Bir gün kaleye çıkarken, virajlardan birinde savruldu motosikletim. Yerde buluverdim kendimi. Aşağılara uçup ölebilirdim.O günden sonra motosikletime saygılı davranmayı öğrendim.Motosiklet sürücüleri, kendilerine, motosikletlerine ve en önemlisi dünyaya karşı saygılı davranmayı öğrenebilecekler mi acaba?Her gün birkaç kaza haberi. Yaralanıp hastaneye kaldırılanların görüntüleri. Geçen gün okudum, park etmiş bir otomobile çarpan motosikletin sürücüsü hastanelik olmuş. Ne yapıyordu da gözünün önündeki koca otomobili görmemiş acaba? Yolda gördüğü bir arkadaşına laf mı yetiştiriyordu, yoksa geçen turist kızları mı kesiyordu?Sürücülerin kendilerini yaraladıkları kazalara, intihar girişimi, başkalarını yaraladıklara kazalara da açıkça cinayet girişimi diyorum ben.İntihar mı, cinayet mi? Herkes kendi kararını versin…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bilgin Adalı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Bugün son iki aday kalsa Erdoğan'ı mı Yavaş'ı mı seçersiniz?