Balbay Ankara'ya döndü

Silivri'nin yolları bu kez daha uzun geldi...
Topkapı'da kaldığımız otelden çıktık, raylı sisteme bindik, Cevizlibağ'da indik... Oradan metrobüse bindik. Son durakta indik.
Silivri otobüsü sanki bizi bekliyor, hemen geldi.
Her durakta dura kalka 2.5 saatlik bir yolculuğun ardından cezaevine ulaştık.
Ziynet Sertel duruşmalara geldi. Cezaevine ilk kez giriyor. Bizim için artık rutin hale gelen kontroller onun için ilk kez yaşanan bir olay.
12 Eylül döneminden bugüne, yani 30 yıldır gelmediği cezaevine yeniden geldiğini anımsatıyor.
1 Nolu Cezaevi'nin güleryüzlü infaz memurları bizi karşılıyor. Gencecik, pırıl pırıl okumuş gençler... Kızlar da erkekler de cana yakın, insancıl. Buranın cezaevi olmadığını düşünsek bir otel personeli gibi karşılıyorlar insanı. Acaba biz gazeteci olduğumuz ve bizi çok iyi tanıdıkları için mi güleryüzlü davranıyorlar diye düşünüyorum ve soruyorum. Biri yanıt veriyor:
- Yok başkanım biz herkese iyi davranmaya özen gösteriyoruz. Ama bizim imajımız ve kaderimiz kötü yazılmış...
İzin kağıdında Mustafa Balbay'ın adı yok. Dilekçe dün Bakan tarafından imzalandı. Oysa dilekçemizde onun da adı vardı.
Buradan çıkardığım Balbay'ın naklinin bakanlık tarafından sıkı takip edildiği. Öğreniyoruz. Mustafa Balbay gecenin bir yarısı özel önlemler altında bir cezaevi nakil aracı ile Ankara Sincan L Tipi Cezaevi'ne götürülmüş.
Çocukları ve eşi ile aynı havayı soluduğu, yaklaşık beş yıl önce gözaltına alındıktan sonra uçakla götürüldüğü İstanbul'dan dönerken neler düşündü, hangi duyguları yaşadı bilemem.
Bildiğim gece saat 02.00'de infaz koruma memurlarının koğuş kapısına gelerek, "Mustafa Bey hazırlanın Ankara'ya yola çıkıyoruz" dedikleri.
Tuncay anlattı:
"Dün eşi ve çocukları geldi, görüş yaptılar. Gece de uyandırıldık. Mustafa'dan ayrıldığım için çok üzüldüm ama eşine ve çocuklarına daha yakın olacağı için sevindim. Kolay değil çok uzun bir süre aynı koğuşu paylaştık. Acı günde, güzel günde birbirimize omuz verdik. Tek üzüldüğüm Mustafa'yı daha önce tanımamaktı. Keşke daha önce de dostluğumuzu sağlam kursaydık. Birlikte kitaplarını, eşyalarını topladık. Bir kahve içmeden bırakmam, dedim. Sade bir kahve yaptım. Büyük bardaklarda içtik, vedalaştık."
Tuncay üzgün ama Mustafa için seviniyor.
Özgürlükte buluşmak üzere vedalaşmışlar..
Ne diyeyim, "Ulus egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" diyenlerin bir milletvekilini cezaevinde yatırması ve yazdığı kitaplar nedeniyle bulundurduğu belgeleri suç sayarak gazeteciliği mahkum etmelerini herkes biliyor.
Dileriz,Yargıtay bu durumu düzeltir de suçsuzluklarına yürekten inandığımız kardeşlerimiz beraat eder.
Tuncay Özkan, Hikmet Çiçek, Deniz Yıldırım ve Turhan Özlü ile uzun uzun sohbet ettik, dertleştik. Konuştuklarımızı ve onların yazdıkları mektupları yarın okuyabilirsiniz. Gazeteci arkadaşlarımızın geleceğe ilişkin bakış açılarını da özetle aktaracağım.
Yarın buluşuruz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Atilla Sertel - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Normalleşme süreci rehavete mi neden oldu?