Nohut hikayesi ve sabır

YAZILARIMI

takip eden, fikrine ve iş hayatındaki başarılarına, en çok da sahip olduğu hayat tecrübesine büyük saygı duyduğum, Alanyalı bir büyüğümün yanına gittim.

Laf döndü dolaştı, benim gazete yazılarına geldi.
Bizim dayı, aldı sazı eline:
- Aferin hoca, ilk yazıdan bu yana geliştirmeye başladın kendini, yazı yazabiliyorsun, bunu anladık. Bu iyi güzel de, bu yazdıklarını kim anlayacak!
- Ben 'Nereden bileyim?' dedim. Herkes nasibi kadar...
- Hele neydi o, bir Almanya’ya gittin, 5 tane yazı yazdın, sündürdün de sündürdün, bir bitmedi!
- Şimdi de sardın bir film-dizi furyası, yok sektör şöyleymiş, bu işte çok para varmış, şunu şöyle yaparsan şöyle olurmuş, Alanya’da şu da olsa iyi olurmuş, şu akademisyen sanatçı kafasından bir çık, normal insan kafasına dön, basit şeyler anlat! Çok teknik yazıyorsun. Zaten kimse de artık okumuyor, sen yazdın diye de okuyacak halleri yok.
Gülümsedim.
Ee dedim, atış serbest.
Başka?
- Şöyle daha kısa şeyler yaz, tarih anlat, hikâye anlat, çiçekten böcekten bahset, millete akıl vermeyi de bırak, herkesin aklı kendine yeter. Bilmez misin, aklı fazla olanı sevmezler. Azıcık ayağın yere bassın.
Ne anlatayım peki dedim?
“Hikâye anlat” dedi.
“İnsanlar hikâyeleri sever. İnsanların hikâyelerini anlat, kendi hikâyeni anlat, başarılı insanların hikâyelerini anlat..."
"İnsanlara hikâye anlat.”
- Anlat ki, anlattıklarının insanlara bir faydası olsun...
Ekledi:
- Unutma! Hikâyeler kalır akılda, gerisi zaten toprak olacak...
Haklı.
Hepimizin hikâyesi, hayat yolculuğu birbirinden apayrı...
Dertleri, tasaları, eksikleri, acıları, mutlulukları, kızgınlıkları, içinin derininde sakladığı kini, kıskançlıkları, yalan sözleri, güzellikleri, sevinçleri...
Herkes kendi âleminde zannettiği kadar...
- Dedim, biraz daha ipucu ver, öyle konuyu ortaya koyup, hikâye anlat demesi kolay.
“Hikâyelerini öyle anlat ki, okuyan insanın ruhuna ferahlık gelsin, yükü hafiflesin.”
- Peki, dedim...
Bizim dayı değişik adamdır, sohbete basit cümlelerle başlar, sonra bir anda çarpar adamı. Sohbet bitti, yağan yağmurun altında ağır ağır, motosiklette ıslana ıslana, keyifle eve geldim...
Bilgisayarı açtım, ne yazayım, ne yazayım diye düşünürken, en iyisi bu sohbeti yazayım dedim.
Hikâye anlat dedi ya!
Şimdi, hem hikâye anlatacağız, hem içinde bir mesel olacak, hem okuyana ferahlık verecek, hem de okuyanı yormayacak. Gel de çık işin içinden.
Bu minvalde, sohbeti yazıya dökmek için zihnimde kurgularken, aklıma güzel bir hikâye geldi...
Alanya’ya gelişimin 3. senesinde Mevlana’nın Mesnevi’sinde okumuştum...
NOHUT HİKÂYESİ
"İnanan kişinin, belalara uğrayınca çırpınarak kaçması, sabretmemesi, tencerede kaynayan nohutun, tencereden zıplayarak kaçmaya çalışmasına benzer.
Tencerede ateşe zebun oldu mu, nohut başlar zıplamaya.
Bir yandan da feryat eder.
Evin hanımına sitemle, “Neden beni ateşe atıp, kaynatıyorsun! Pazardan, para verip satın aldın, şimdi neden beni bu hallere uğratıyorsun” diye dert yanar.
Yemeği pişiren hanım da, kepçeyi kafasına vurup;
“Yook, sen güzelce kayna, sakın zıplayıp tencereden kaçmaya kalkma. Seni sevmediğimden, garezimden kaynatmıyorum. Seni kaynatışım, lezzet kazanman, tatlanman, yumuşaman içindir. Bu sınayış, seni horlamak için değildir."
Bahçede rahat içinde, su içer yeşerirdin, o su içmen, işte bu ateşe düşmen içindi.
“Hele bir lezzet kazan, tatlan, güzel yemek ol. Bu ateş sana eziyet değildir. Ateş görmez, pişmez, ham kalırsan lezzetin olmaz.”
Çünkü sen “Can’a” karışacaksın.”
“Allah'ın rahmeti, kahrından ileridir; bu yüzden de birisinin seni sınaması, rahmetindendir.”
Nohut, bu sözleri duyunca:
“Mademki böyle hanımcığım, ben bir güzel kaynarım, sen artık kepçeyle vursan da kaçmam” der.
“İnsanda, beden tenceresinde, nefsin kızgın ateşiyle kaynayan nohut gibi acılarla, dertlerle, kederle pişer, olgunlaşır.”
“Bu yüzden de, insanı belâlara uğratması, dert vermesi onun lütfundandır, rahmetindendir.”
Sabırlı insan bilir, Allah kuluna taşıyamayacağı yükü yüklemez. Yine bilir ki, ona dayanmakla, insan en büyük engellerin üstesinden gelir. Yine bilir ki, bu dünya âhiretin tarlasıdır. İnsan bu dünyada ne ekerse onu biçer.
Değil mi ki, kime ne yaşattıysan, yaşamadan ölüm de yok!
Bu hafta da, bu hikâyeyi hatırlayıp yazmama vesile olan “Dayı’ya” selam olsun.
Sevgiyle kalın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yasin Kınay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Alanya'daki yeni normalleşme kararlarını nasıl karşıladınız?