Benim çocuğum gerçekten kim?

ÇOCUĞUNUZUN

nasıl biri olduğunu anlayamıyor musunuz? Aynaya bakın!
Son zamanlarda ailelerin yüzde 70’inin dilinde hep aynı cümleler…
“Ne dediyse yaptık ama hala istediğimiz gibi biri olmadı. Elinden hiç telefon düşmüyor, tek istediğimiz iyi bir iş sahibi olması, saçımı süpürge ettim ama hala yaranamıyorum…”
Peki, her şeyini verdik, elini sıcak sudan soğuk suya sokmadık diyen bir ailenin çocuğu neden mutsuz olur? Bunun tek bir cevabı yoktur. Ama en önemli sorunlardan bir tanesi çocuğunuza istediği her şeyi vermeniz. Çevreme bakınca görüyorum 3 yaşında çocukların elinde tabletler, cep telefonları, bilgisayarlar. Çocuğa sussun diye emzik verir gibi verdiğiniz teknolojik aletler çocuğunuzu gerçek dünyadan koparıp sanal dünyanın bir mekanizması haline getiriyor. Somut ve soyut duyguları yer değiştirince gerçeği algılama şekli bozuluyor. Sonrasında ise çocuğa istediği her şeyi verdiğiniz için hayal kurmayı unutuyor. Çocuğun ihtiyacı olan her duyguyu elinden alıp, istediğiniz gibi biri olmasını bekliyorsanız ne yaptığınıza dikkatli bakın. Bırakın hayali olsun, istediği her neyse ona ulaşmak için çaba sarf etmeyi öğrensin. Böylelikle kendine ait bir dünya yaratsın.
“Elinden hiç telefon düşmüyor, sürekli TV izliyor, hiç kitap okumuyor, ders çalışmıyor” diyen ailede aynı olayın başka bir perde arkası. Baba ve ya anne sürekli elinde telefon, önünde bilgisayar, dilinde “hadi çocuğum ders çalış!” Sizce ne kadar inandırıcı? Çocuklar birçok şeyi aileyi izleyerek, ebeveynlerini rol model alarak öğrenir. Aslında ailenin kötü bir niyeti yoktur ama farkında olmadan çocuğuna yolladığı mesajlar çocuğun kişiliğini oluşturmasında önemli bir yere sahiptir. Siz ne yaparsanız, çocuklarınız da onu yapmak için uğraşır. Argo konuşursanız, çocuk sizin yanınızda olmasa da sosyal hayatında sizin konuştuğunuz gibi konuşur. Şiddet eğiliminiz varsa çocuğun ileride şiddete yatkın olma ihtimali artar. Kısacası çocuk ailenin yansımasıdır.
Tek istediğim iyi bir üniversite kazanması, iyi bir eşe ve işe sahip olması diyen ailelerin çocuğuna vermeyi unuttuğu en önemli duygu koşulsuz kabuldür. Çocuk bir süre sonra ailem bir tek başarılı olursam beni sever, başarısız olduğum zamanlarda sevgilerini, güvenlerini kaybediyorum düşüncesini edinir. Sonra kendini gerçekleştirme potansiyeli değişir ve sahip olduğu performansı ortaya koyarken yaşadığı kaygı bir süre sonra diğer davranışlarına da bulaşır. Çocukların başarısız olma ihtimalinden o kadar çok korku ve kaygı duyan aileler bu duyguları çocuklarına yansıtıyor. Çocuk, ergen ve ya genç yetişkin de bir süre sonra kaygılı olmaya başlıyor. Çocuklara ve diğer tüm insanlara vermemiz gereken en önemli duygu ‘koşulsuz kabul ve sevgidir.’ Bunu dengeleyebilmek çok kolay olmasa da, parçalayabilmek bir cümle ile basit bir hal alabiliyor. Kişinin gerçekten kendini bulmasını istiyorsanız onu bir birey olarak kabul edip, dinlemelisiniz. Gerçekten ne istediğini, ne beklediğini sormalısınız. Bunu yargılayarak ve yadırgayarak değil, açık bir dille konuşarak gerçekleştirmelisiniz. Size ait olan çocuklarınızın ayrı bir dünyası, duyguları ve düşünceleri olduğunu unutmadan, doğru bildiğiniz şeyleri empoze etmeden kendisinin istediği yolu bulmasına eşlik etmelisiniz. Elinizde telefon ile çocuğunuza o telefonla oynama dediğiniz zaman çocuğun size olan güveni sarsıldığını görmelisiniz. Çünkü cümleleriniz ve davranışlarınızın arasındaki tutarsızlık çocuğun açısından düşüncelerinizi gerçekten uzaklaştırıyor. Başarılı, sağlıklı ve mutlu çocuklar yetiştirmenin en önemli kuralı ‘ne olursa olsun onu kabul ettiğinizi, sevdiğinizi ‘ona hissettirebilmek. Bir nedene bağlı olmadan da bir parçanız olduğunu hisseden çocukların birçoğu zaten kendi yolunu doğru bir şekilde buluyor. O yüzden yargılamadan konuşmayı, bağırmadan dinlemeyi, anlatmadan anlamayı hem çocuklar hem kendi dünyamız için öğrenmeliyiz. Halil Cibran’ın söylediği gibi;
Çocuklar sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen hayatın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da, sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır.
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez,
Dünle de bir alışverişi yoktur.
Siz yaysınız, çocuklarınız ise,
Sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür.
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek,
Okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin.
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar,
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar F. Zehra Okşar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce HDP kapatılmalı mı?