Çok uzak bir kasabada (1)


RİVAYET
odur ki, eski devirlerin birinde, buralara çok uzak bir kasabada, “siyaseti meslek haline getirenler”, “getirmeye çalışanlar”, “bürokratlar” ve “seçim yapmak zorunda bırakılanlar” arasında amansız bir savaş yaşanırmış.
***
Resmi literatürde, “siyaseti meslek haline getirenler” şu şekilde tarif edilir, tanınırmış.
***
Bir Aziz Nesin şaheseri olan “Zübük” başucu kitaplarıdır.
Siyaset anlayışlarının adeta anayasası olan bu kitabın sayfalarına her gece yatmadan önce mutlaka göz gezdirirler, unuttuklarını anımsarlar, önemli yerlerin altını bir kez daha çizerler, uyku bastırınca üç kere öpüp başlarına koyar, öyle yatarlar.
Fakat “Sen Zübük’sün” denilip, yüzlerine ayna tutulunca, gözlerine gerçekler sokulunca da çıldırırlar.
Sırf bunu söyledin veya ima ettin diye, önce yüzüne gülerler ama arkandan, seni kıvrandırmak, karşılarında diz çöktürmek için ne kadar açığın varsa bulunması için çevrelerindeki maaşlı kullarına emirler yağdırırlar.
***
Ali’nin külahını Veli’ye, Veli’ninkini Ali’ye giydirmeye bayılırlar.
Sizinle konuşuyormuş gibi yaparken bile gözlerini tavana dikerler, kafalarında kırk tilki dolaşır ama kırkının da kuyruğu birbirine değmez.
Adam kullanmasını çok iyi becerirler.
Ne hikmetse, her dönem kullanacak adamdan geçilmediği için, adeta “Adam Kullanma Sınavı” açıp aralarından seçmek zorunda bırakılacak kadar şanslıdırlar.
***
Her seçim şaşmaz bir şekilde hem milliyetçidirler, hem koyu solcu, hem de muhafazakâr.
“Vatan-Millet-Sakarya” ile başlayan konuşmalarının arasına öyle güzel ve etkili sosyalizm soslu cümleler serpiştirirler ki, misal, rahmetli Nazım Hikmet mezarından kalkıp gelse ve bunların halka seslenişlerini duysa, “Meğer ben yıllarca sakızlara mani yazmışım da haberim yokmuş” diye ağlar.
***
Düğün evinin tefçisi de olurlar, cenaze evinin yasçısı da.
Köydeymiş veya kasabadaymış, bahçedeymiş veya salondaymış hiç fark etmez, hiçbir düğünü kaçırmazlar.
İzmir Marşı ile girdikleri salonu Ankara Marşı ile terk ederler.

Halktan her zaman nümayiş isterler, “Şatafatı pek sevmem” diye söze başlayıp etraflarındaki adamlarına gösterişin kralını çaktırmadan yaptırtırlar.
Vücut anatomileri gereği oynamasını pek beceremezler ama “Düğünümüze kadar geldi, piste çıkıp oynamadı bile” denilmesin, oy kaybedilmesin diye yüzlerine monte ettikleri sahte gülümseme eşliğinde, evde gizlice çalıştıkları birkaç figürü sergilemekten de geri durmazlar.
***
Taziyelere kaçta gidilirse seçmen üzerinde etkili olur, düğünde hangi lojistik masaya konuşlanılırsa daha fazla seçmene gülümsenebilir, bunları düşünmelerine gerek yoktur, çünkü bunlar adeta “kalbin hiçbir komut almadan kendiliğinden çalışması prensibi” gibi zaten bütün hücrelerine işlemiştir.
***
Misal, (eğer varsa) kasabanın kilisesindeki ayine katılıp aziz pederin elinden Hazreti İsa’nın etini simgeleyen ekmekten de yerler, kanını sembolize eden şaraptan da bir yudumcuk içerler.
Pazar ayinine katılıp modern Avrupalı zihniyeti taşıyan kıymetli siyasetçi rolüne bürünürler, buna mukabil, Cuma’ları zinhar kaçırmayıp dini bütün mümin takılırlar.
***
“Yılbaşı gecesi televizyondaki oryantal hanımefendiyi seyretmek günah” diye fısıldayarak fetva verirler, ama en büyük oryantalin kendileri olduğunu ellerinden geldiğince gizlemeye çalışırlar.
***
İflah olmaz bir şekilde statükocudurlar.“Küçük olsun ama bizim olsun”cudurlar.Büyümeyi, gelişmeyi sevmezler.
Büyümeyi “bir gün daha yaşlanmak” olarak ezberledikleri için, “Şehir büyüsün, gelişsin” diye bastıranların arkasından, “Bunda zaten vardı bir tuhaflık. Keşke aramıza almasaydık ama ilk kongrede şutlayalım gitsin” derler.
***
Siyaset yaptıkları kasaba İl olmuş, olmamış, umurlarında bile değildir.
Hatta “Gelin sizi İl yapalım” diyen büyük ağabeylerini tatlı sözlerle ikna ederler.
Çünkü…
Ne zaman İl konusu açılsa, zihinlerinin içinden her daim şu sözler geçer: “Buralar İl olursa başka kasabalardan yeni, iyi eğitimli, hakikaten halkı düşünen hevesli arkadaşlar gelir, bir iki gazete demeci verip bir iki televizyon röportajı patlattıkları anda bizim ne kadar sığ siyaset yaptığımız ortaya çıkar, millet yüzümüze tükürür.”
***
Örneğin, tedavisi mümkün olmayan bir şekilde kincidirler.
Develer bile onların bu kindarlığını görünce tövbe etmek için adeta kıbleye döner.
Kendileri gibi olanları tam üç yüz metreden, yürüyüşlerinden, jest ve mimiklerinden tanırlar.Fakat kendileri gibi olanları sevmezler.
***
Kurnaz futbol menajerleri gibi “Genç Yetenek” avcısıdırlar.
Kasabanın ileri gelen ailelerinin hiçbir gelecekvaat etmeyen patates kafalı çocuklarını teşkilat yönetimlerine veya belediye meclislerine yazarlar ki, hem sanal kalabalık yaratan çocuklar ona buna karışıp maraza çıkarmasın, hem de her seçimde kalabalık ailelerin oyları cepte olsun.
Gelin görün ki, kasabanın hem ileri gelen, hem orta direk, hem gariban ailelerinin iyi eğitimli, zeki, ahlâklı ve en önemlisi siyaseten gelecek vaat eden çocuklarını çaktırmadan yakın mercek altına alırlar.
***
Dünya tarihinde henüz yazılmayan ve kâğıda dökülmeyen “Ahlaksız Siyasetin Altın Kuralları” kitabının ilk maddesi olan “Çayda Şeker Gibi Sessizce Eritme Formülü”nü bu zeki ve geleceği parlak çocuklara uygulamaya bayılırlar.

(DEVAMI YARIN)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Alper Kutay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce erken seçim yapılmalı mı?