Tik tak tik tak tik tak…

Tıpkı kalp atışları gibi…
Bence zamanın ölçü birimini belirlemek için kalp atışlarından feyz alınmış.
Geriye dönüp baktığımızda 'Yıllar, ne çabuk geçiyor' diyoruz hepimiz. 'Bunca zaman nasıl da geçti, neredeyim, ne yapıyorum' diye soruyoruz kendimize dönüp. Ayıklamaya çalışıyoruz, hayatı. Koşuşturmaca içerisinde yaşarken neleri kaçırdığımızı fark ediyor, üzülüyoruz. Eee yaş gençken anlaşılmıyor tabii… Ne zaman kırka merdiven dayadık o zaman anlıyoruz olup biteni… Ömür geçip gidiyor, 'Bir kırklık daha kaldı mı acaba?' nın paniği başlıyor bu kez de. Kendimizi tanımaya başladığımız yıllar var artık önümüzde. Ne istediğimizi biliyoruz artık ve önceliğin kendimiz olduğunu anladığımız zaman başlıyor, asıl hayat. Ardından anne geliyor akla, baba, aile sevdiklerimiz geliyor. Onlarla daha fazla zaman geçirmek, her şeyden kıymetli oluyor. Dostlarla içilen kahvenin, edilen sohbetlerin tadına doyum olmuyor.
Zaman... Ne çok şey katıyor insana, bir o kadar şeyi alıp götürürken. Ruhuna, yüreğine işliyor insanın, her zerresine... Kimi zaman radyoda çalan eski bir şarkıyla inletiyor yürekleri, kimi zaman masum, temiz ve saf bir kokuyla götürüp gidiyor eski günlere... An geliyor, bir fotoğraf çerçevesine bakarken kapılıp gidiyor, dalıyor geçmişin en derinlerinde saklı olan yarasına, kim bilir belki de heyecanına. Anı yaşıyor yine, geçmişin getirdikleriyle... Zaman, ne çok şey öğretiyor, öğütlüyor insana. Ruhunu okşuyor bazen; şefkatli bir anne eli gibi… Sahip çıkan, koruyup kollayan bir baba misali müsaade etmiyor acıya, ağlamaya... Ya da ya da sempatik, samimi, içten, bizi bizden daha iyi tanıyan, anlayan yakın bir arkadaş oluveriyor. Dakika ve saniye arasında mücadele veren akrep ve yelkovanın uyumu içimize iğne, iplik ile ilmik ilmik işliyor, beynimizde geleceğe dair ne varsa şekillendirdiklerimizle birlikte... İşte, bu uyum insanı mest ediyor.
Zaman… Kimi zaman yakıyor canı, kimi zaman neşeden neşeye salıyor… İnsan, bazen kendisini bir çocuk misali oradan oraya koşuştururken buluyor ya da güzel yüzünü avuçları arasına sıkıştırarak en sevdiğine, 'Elveda' dediği anı anımsarken… Sayıyor, sövüyor, isyan ediyor belki o günlere; aslında kendisine kattığı onca şeyi zihninden uzaklaştır(a)mayarak…
Her geçen 'tik-tak'ın, bir kalp atışına eş değer olduğunu hiç düşündünüz mü? Evet, evet oturun ve bir düşünün, bunu. Aslında zaman içimizde… İyi ayarlamak lazım çalar saati, çaldığı anda hiç beklemeden dört elle sarılmak lazım kalbine… Çünkü ne kaybedecek zaman, ne de kaybına dayanılabilecek bir kalp ileride, geride. Mutlu hafta sonları…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hülya Arık - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Normalleşme süreci rehavete mi neden oldu?