Eylül’le gelen yoksulluğun kokusudur

EKONOMİK

çöküşün çok belirgin yaşandığı tuhaf bir yaz sonu yaşanıyor. Ve bu dönemde, adı konmamış yüksek devalüasyondan en çok etkilenmesi beklenen sosyal sınıfların, yaşananlar karşısındaki kayıtsızlığına anlam verilemiyor.

Mesela, uzun Kurban Bayramı’nın üç buçuk güne sıkıştırılmış bir şekilde, bir başka yerleşim biriminde tatil olarak kullanılmasındaki hezeyan anlaşılamıyor. Yurttaşın alım değeri düştüğü halde, tatil gereksinimini telaşla yerine getirebilme çılgınlığı kafaları karıştırıyor.

Kimileri bu tutarsız hareketlilik için, “Bir tatil fetişizmi yaratıldı, halk buna tapıyor” diyor. Bir diğeri ise tatilin, “İç huzursuzluğunun, yaşanan belirsizliğin ortam değiştirip, oradaki geçici sorunlarla baş edilerek sağladığı rahatlatıcılığından” bahsediyor. Bir de, “Battı balık yan gider” taraftarı var!

Sonbaharın müjdecisi Eylül ayı da Kurban Bayramı’na benzer kıpırtı ama çelişkilerle karşılandı. Güneşin daha eğik ama parıltılı gelmeye başlaması, akşam sefalarının kokuları, sabahları açık pencereden esen yel, sonbaharın insanı motive eden rutininin sürdüğünün göstergeleriydi.

Çelişki ise şöyle: Eylül ile yeni bir yaşam fazına geçilecekmiş gibi, özellikle sosyal medyada sonbaharın gelişi bir nedenle kutsanıyor. Zannedersiniz ki bir bağ bozumu, hesaplaşma dönemi olarak iklim/insan davranışlarına uygun hareket edilecek, “Takke düşecek, kel görünecek”.

Eylül’ün getirdiği esintide, ilk olarak kuruyan çınar yaprakları düşmeye başlıyor. Doğanın döngüsü gereği, artık o canlı organizmada tutunamayacak olanlar eleniyor. Ama esintiyi çoktan aşıp fırtına düzeyine erişmiş ekonomik bozulma, insanımızın saçının telini bile kımıldatmıyor.

Üstüne üstlük, sanki bu ülke normalini yaşıyormuşçasına, özellikle kamuda ve yerel yönetimlerde, “halkın mutlululuğu” popülist gerekçesiyle israf ve gösteriş sürüyor. Turizm gelirlerinin toplumun her kesimine yansıdığı varsayımı ile halka adeta enseyi karartmamaları öğütleniyor.

Ülkede gerçeklikten uzak, büyük bir halüsinasyon yaşanıyor. Siyasi iktidar kendi yalan dünyasına, soygun ve yağma politikasına halkı ortak ederek, aslında faturayı ona çıkarmaya çalışıyor. Yalanlarına karşı çıkan her kesimi de vatan haini ilan ediyor.

Oysa bu Eylül, geleneksel olarak içinde barındırdığı naif hüzün ama bir o kadar da geleceğe ilişkin umutlu planların yapıldığı güzellikte “sarı” bir Eylül değil. Sarı renginin solmasına izin verilmeden düşen yapraklarla dolu bir ay olacak.

Ve bu yıkımdan, çökmekte olan kötülüğün iktidarının, toplumun her kesimini etkilemesinden kaçarak kurtulmanın olasılığı da yok. Okula kayıt için giden öğrencinin, yeni tayin olan memurun, gübre ilaç alan köylünün yoksulluğunu farketmesini, ne denli “yazgı” olarak kabul edip etmediğini göreceğiz.

Evet, “Coğrafya kaderdir” ama yoksunluk/yoksulluk, hele bu coğrafyanın kaderi hiç olmamalıdır. Aksine, güce tapmaktan kendi yoksulluğunu anlamaya fırsat bulamayan halka, yaşamın doğal akışı içinde insanoğlunun gelişmesi ve varsıllaşmasının aslolduğu anlatılmalıdır.

Kader diye sunulan çürümeye razı edilmiş ülke insanının, gittikçe yoksullaşacağı uzunca bir döneme giriliyor. Her sosyal sınıf, her gelir dilimi bu yoksulluktan nasibini alacak. Soru, halkın bu duruma kendisini sokanlarla ortaklığa devam edip etmeyeceğidir. Yaşayıp, göreceğiz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Feyzi Açıkalın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Normalleşme süreci rehavete mi neden oldu?