Bu da geçer Ya Hû!

Hepimiz biliriz, hayatın getirdikleri ve götürdükleri o kadar farklı ki bu farklılığa neden olan bizleriz aslında… Fark ederek yaşamak, daha az acı duymayı sağlarken, görmemek susmak da insanı bir o kadar olgunlaştırıyor. Geçenlerde çok sevdiğim bir ağabeyimle tam da yazının başlığını konu alan bir muhabbet gerçekleştirdik. Bu haftaki yazımda o muhabbetten aklımda kalanları sizlerle paylaşmak istiyorum.
İnsan, en derin acılara tutunabilme gücünü kendi içinde bulamadığı zaman aslında 1-0 yeniktir, hayatta… İstediği kadar ‘Güçlüyüm, hiçbir şey beni yıkamaz, umurumda değil…’ desin, dursun…
Evvela içinde, evvela beyninde…
Sürekli mutsuz bir ruh hali, asık bir surat, kırık bir kalp, dil de suçlayıcı, yargılayıcı, itham edici sözler… Akıp giden saatler, yitirilen zaman, birer birer kaybolan anılar ve en kötü kararlardan bile daha vahim olan kararsızlıklar…
Nefes alamayacak kadar güçsüz hissetmek, sanki üzerinden TIR geçmiş gibi tüm gücünü yitirdiğini düşünmek, duygusal küntleşme yaşadığını attığın her adımda, dinlediğin her şarkıda daha bir duyumsamak…
“Bundan sonra mı? Bir daha asla! Tövbe!” sözleri ya da kaybolunan o yol da bulunan ilk korunaklı limana sığınıp sığınmama arasında yaşanan gel-gitler…
İnsanlardan, acıdan, ivedilikten kaçış…
Yolculuklar… Yollar… Kendi içine, kendi dünyana yapılan, kendini, kendiliği bulmaya, yaşamaya yönelik seyahatler…
‘Sıkıntıya ramak kala’yı elinin tersiyle itip ‘Bu da geçer ya hû’ya sığınmak… İşte, esas tılsım bu!
En derin olan esasında ‘Bu da geçer ya hû’ da gizliymiş. ‘Olgunlaştık’ zannederken meğer tam anlamıyla pişmediğimizi fark etmemizde…
“‘Bu da geçer Ya Hû' sözünün aslı, bundan bin küsur sene önceye, Bizans dönemine uzanır. Bizanslılar, fena bir işe uğradıkları zaman ‘Bu da geçer' mânâsına gelen ‘k'afto ta perasi' demektedirler. İbare, Selçuklular zamanında İran taraflarına geçer; ama Farsçalaşıp ‘in niz beguzered' olur; Osmanlılar devrinde Türkçe söylenip ‘Bu da geçer' yapılır. Derken, tekkelerde ve dergâhlarda da benimsenir ve sonuna ‘Ya Allah' mânâsına gelen bir ‘Ya Hû' ilave edilip ‘Bu da geçer Ya Hû' haline gelir.”
İşte böyle! Nefes alıp vermenin bir mucize olduğunu unutmadan her gün ayrı bir şükür sebebi ile sarılın hayata, aynadaki yansımanıza, sizi koşulsuz-şartsız her zaman seven ailenize, hatta dahası var, anılarınıza, acılarınıza, yaşadığınız her ne varsa sımsıkı sarılın… Acıya da, en dayanılmaz sandığınız anlara da kocaman sarılın… Sizi yutup gitmeye de size sarılıp sizinle yola devam etmeye de her daim hazır olan zamana, evet ona da sarılın… Koskocaman, olanca gücünüz kuvvetinizle… Unutmayın sizi güçlendirecek ve pişirecek olan, hissettiğiniz için sevinmeniz gereken, o duygulardan başkası değil. Şükrederek sarılın yaşadığınız ana… Yeniliklere kapınızı açarak, yeni insanlar tanımaya müsaade göstererek… Hiçbir şey için sıkmayın canınızı. Nihayetinde ‘Bu da geçer Ya hû’… Keyifli günler!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Merve Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Normalleşme süreci rehavete mi neden oldu?