Çağın 100 yıl gerisindeyiz

RAHMETLİ

Süleyman Demirel bir zamanlar "Barajlar Kralı" olarak ün yapmıştı. Meydanlarda, ülkemizin elektrik ihtiyacının neredeyse yarısından çoğunu karşılayacak ve ayrıca çorak ve kurak ovalar suya doyup, tarım ve hayvancılık gelişerek köylünün yüzü gülecek, elektrikte dışa bağımlılıktan kurtulacak, sanayiye yapılacak yatırımlarla ekonomide çağ atlayacaktık.

Rahmetli Bülent Ecevit, "Toprak işleyenin, su kullananın” sloganı ile toprak reformu yaparak, topraksız köylüyü maraba olmaktan kurtarıp, feodal yapıyı törpüleyerek, toprak sahibi olan köylüyü tarım ve hayvancılıkta devlet desteği ile kaliteli üretime yöneltecekti.
Rahmetli Necmettin Erbakan, ülkenin belirli yerlerini pilot bölge olarak seçerek, ağır sanayi hamlesini başlattı ve birçok fabrikaların temelini atarak üretime bile başlamıştı.
Rahmetli Turgut Özal, meşhur “24 Ocak kararları” olarak bilinen, zarar eden kamu iktisadi kuruluşlarının satışına öncülük etti. Yani özelleştirmelerin önünü açtı. Başlangıçta zarar eden kitler özelleştirilmeye başlandı. Ancak, daha sonra kapsam genişletilerek tüm kamu iktisadi kuruluşları satışa çıkartılmıştır. Yani önce zarar eden kitler diye başlandı, daha sonra haksız rekabeti önlemek için liberal ekonomi diye devam edildi ve sonunda liberal ekonomiden de vazgeçilerek tüm kamu kuruluşları haraç mezat satılmıştır. Yani Türkiye üretmekten vazgeçip, tüm sanayi mallarını üreten ülkelerden almayı tercih etmiştir.
Görüldüğü gibi Demirel ile başlayıp, Ecevit ile devam eden ve Erbakan ile son bulan yatırımlar ve projelerin hepsi devlet politikası haline getirilmemiş, parti politikası olarak tarihe geçmiştir. Şayet Demirel, Ecevit ve Erbakan’ın projelerinden birisi devlet politikası haline getirilip devam ettirilebilseydi, bugün Türkiye üreten ülke konumunda olacaktı.
Ülkenin son 20 yılı da siyasi çekişmeler ve rant ekonomisine dayalı, üretmeyen bir zaman diliminde sadece vergi gelirleri ile bocalayarak yoluna devam etmektedir.
Görülüyor ki bir ülkenin eğitimde, bilimde, kültürde, teknolojide, ekonomide, üreterek tüketimde, refahta ve topyekun kalkınmasında öncelikli olan sürdürülebilir devlet politikasının olması esastır.
Peki, şimdi Türkiye ne yapmalı?
Dünyayı yöneten başlıca üç sektör vardır. 1. Silah sektörü, 2. İlaç sektörü, 3. Gıda sektörü.
Bizde Demirel, Ecevit ve Erbakan projeleri devlet politikası olarak devam ettirilememiştir. Siyaset kurumu, rey peşinde koşmaktan ülkenin geleceğini emperyalistlerin dayatmaları ile onların ipoteğine mahkum etmiştir. Türkiye zaman geçirmeden dünya insanlarının yaşamlarını sürdürülebilmesi için sürekli beslenmeye ve dolayısıyla gıdaya ihtiyaçları vardır.
O halde;
1 - Çorak topraklarımız dahil olmak üzere, ekilebilir alanlarımızı yeniden revize ederek verimli topraklara dönüştürüp, gıda üretiminde dünya lokomotifi olma yolunu sürdürülebilir devlet politikası olarak belirleyip, bir an önce kolları sıvamalıyız.
2 – Dövize dayalı petrol ve doğalgaz giderimizi asgariye indirmek için “Güneş ve rüzgar enerjisi panelleri" ile ülkemizi donatmalıyız.
Saygılarımla.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Cemal Şencan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Bugün son iki aday kalsa Erdoğan'ı mı Yavaş'ı mı seçersiniz?