Tahta tabutta sefil bir Buda’la

CUMHURBAŞKANLIĞI

Seçimleri’nden hemen sonra başlayan “

CHP

lideri Kılıçdaroğlu gitsin,

MHP

lideri Bahçeli hemen istifa etsin” tartışmaları bana, “Taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir” sözünü anımsattı.Bu söz, MÖ 99-55 senelerinde yaşamış Romalı şair Lucretius'a aitmiş, ben de Gogıl Amca’daki kaynakların yalancısıyım.Buna mukabil…Dün sabah çarşıda rutin haber avındayken, dükkânının önünde ayaküstü sohbet ettiğim genç bir esnaf arkadaşım da, “Alanya’daki

AKP

,

MHP

ve

CHP

’nin başkanları istifayı basıp gitsin” deyince, hem yukarıdaki sözü kendisine anımsattım, hem de yıllar önce, o dönem Gogıl Amca henüz buralara uğramadığından, Alanya Halk Kütüphanesi’ne kadar gidip saatlerce araştırmama vesile olan Hollandalı ressam Van Gogh ile Budizm’in babası Buda’nın hayat öykülerinden kısa örnekler verdim.

***

Dedim ki…“Vincent Van Gogh’u duymuşsundur. Hollanda'nın fakir bir kasabasında, Protestan Rahip Theodorus Van Gogh’un ilk çocuğuymuş. Tıpkı babası gibi sağlam ve garanti maaşlı bir din adamı olması için yatılı bir okula yazılmış. Ancak sokaklarda, kırlarda gizlice resim yaparken çocukların maskarası olmuş, bu hevesi yüzünden kısa sürede okuldan da kovulmuş. Cebinde parası olmadığı için aç yatmak zorunda kaldığı günler olmuş ama hiçbir zaman resim yapmaktan vazgeçmek aklının ucundan dahi geçmemiş.”

***

Genç esnaf arkadaşım, “onun tabiriyle” Van Gogh abinin hayatını dinledi, ardından, “Evet, güzel bir hikâye. İyi güzel de, bunu

AKP

,

CHP

ve

MHP

’nin Alanya’daki ilçe başkanlarına nasıl bağlayacaksın, doğrusu merak ediyorum” dedi.

***

Şöyle devam ettim…“Ben sanat eleştirmeni değilim. Resim yaparım ama amatörce. Bir resim güzelmiş, değilmiş, bunun tamamen göreceli bir durum olduğunu, kişiye göre değiştiğini düşünürüm. Van Gogh’un resimlerine dikkatli bak, pek de matah şeyler olmadığını görürsün. Ama gerçek olan şu ki, Van Gogh’un resimlerini bu kadar değerli kılan şey, tuvale sürdüğü boyaların şekli şemali değil, o tuvale harcadığı ömrüdür. Van Gogh’un her tablosu aslında onun hayatıdır. Değer biçilen şey, resmin güzelliği, tuvalin büyüklüğü veya boyaların renk zenginliği değil, şimdi burada sana uzun uzadıya anlatamayacağım koca bir ömür ve o ömrün bu resim için harcanmasıdır. Bu sebepledir ki, her kim ki mesai harcadığı işe ömrünü verirse, ölümsüz olur, unutulmaz ve belki o gün başarısız gibi gözükebilir ama uzun vadede her zaman en başarılı odur. Bilmem anlatabildim mi?”

***

Dinledi, “Anladım” manasında başını öne arkaya salladı, ardından, “Peki, bir de Budizm’in babası Buda’nın hayat öyküsü demiştin. Onu da anlat da tam olsun bari” deyince, “Hay hay” deyip başladım anlatmaya.

***

“Buda, Hindistan-Nepal arasındaki Sakya Hanedanı’nın oğlu olarak dünyaya gelmiş. Kral olan babası, eşinin hamile olduğu bir dönemde gördüğü bir rüyayı sarayın büyücüsüne anlatmış, büyücü ise, “Bir oğlun olacak ama düşmanların onu öldürecek” demiş. Kral baba, hemen muhteşem bir saray yaptırmış ve düşmanları kaçırmasın, öldürmesin diye doğan oğlunu orada yaşamaya mecbur bırakmış.Buda’nın sırf “düşmanlarınca görülmesin” diye dış dünyayla ilişki kurması yasakmış.Bir gün, tüm pencereleri kalın perdelerle kapalı tahtırevanıyla kışlık saraydan yazlık saraya giderken, bir pazarın içinden geçmişler ve Buda, tahtırevandaki öğretmeninin karşı çıkmasına rağmen perdeyi aralamış, bir pazarcının kucağında bir bebek görmüş, “Bu ne?” demiş. Öğretmeni, “O bir bebek. İnsanlar bebek olarak doğar, tıpkı bir zamanlar sizin gibi” diye cevap vermiş. Az ileride elleri ve yüzü kırış kırış olmuş yaşlı bir kadın görmüş. “Bu ne?” demiş. Öğretmeni, “Bu, yaşlı bir insan. İnsanlar doğar, büyür ve yaşlanır. Yaşlanınca eli, yüzü kırışır. Tıpkı yıllar sonra sizin de böyle olacağınız gibi” demiş. Az ileride, dört kişinin taşıdığı, peşinden de 40-50 kişinin yürüdüğü tahta bir tabut görmüş. “Bu ne?” diye sormuş. Öğretmeni, “Bu bir tabut. İnsanlar doğar, büyür, yaşlanır ve gün gelir ölür. Tıpkı sizin de bir gün öleceğiniz gibi” demiş. Dört kölenin taşıdığı tahta bir tahtırevanda yolculuk yapan Buda, o anda kendisinin de aslında dünyayı tanımadan prens, sonra da kral olmaya çalışan canlı bir cenaze olduğunu anlamış ve hemen kral olan babasına gidip saraydan ayrılacağını, dağa çıkıp iç sesini dinleyeceğini söylemiş, dediğini yapıp yeni bir akım başlatmış.”

***

Esnaf kardeşime “Yeter mi?” dedim, “Yeter ama bari finali yap, öyle git. Senin finalin iyidir” dedi.“Peki” dedim, sezon finalimi yapıp vedalaştım.

***

“Babası gibi sağlam maaşlı rahipliği sırf resim aşkı için elinin tersiyle iten Van Gogh’un çağdaşı olan bir rahip ismi söyleyebilir misin? Peki ya, inançları uğruna koskoca hanedanı terk eden Buda’nın döneminde, yani MÖ 563’lü yıllarda Hindistan’da hüküm sürmüş bir kralın ismini! Söyleyemezsin, çünkü onlar kendilerine ezberletilen hayatları yaşamayı tercih ettiler, Buda veya Van Gogh gibi olamadılar.”

***

Uzun lafın kısası sevgili seyirciler…Boş verin güzel vaatleri, içi boş plan projeleri, inançlarınızdan asla ödün vermeyin, eğer varsa, çıktığınız yoldan da geri dönmeyin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Alper Kutay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Başkan Yücel'in 7 yıldaki performansını nasıl buluyorsunuz?