MHP Olağanüstü Kongresi mi?

ÜLKE

bütünlüğümüzün ilk şartı birlikte yaşama irademiz, bu iradeyi yıkmayacak, tehdit etmeyecek, zorlamayacak bir hukuk düzeni; insanların adalete olan güvenlerinin sürekliliğidir.
Demokratik yaşamımızın ve devlet varlığımızın devamı da doğrudan adalete güvende süreklilikle sağlanabilir; aksi her gelişme milli varlığımıza ve devletimize bir saldırı, surdan sökülen bir taş, ya da devletin temeline yerleştirilen bir bomba olacaktır.
Adalet yoksa devlet de yoktur, her şey bu kadar açık ve nettir.
O nedenle biz "Adalet Mülkün Temeli" biliriz.
Ne var ki, adaleti kaybedeli yıllar oldu.
Bikoş, adaleti hukukla kaybettik, hukuku haksızlığın ve hukuksuzluğun aracına çevirdik.
Aksini söyleyen varsa, mesela MHP de neler oluyor, nasıl oluyor, lütfedip bir baksınlar.
Siyasal partiler demokratik düzenimizin temel unsurlarıdır.
Cumhuriyet yönetimlerinde halkın egemenliğinin ilk tezahür yerlerinden biri de siyasal partilerdeki "seçilmiş delege iradesi"dir. O nedenle "seçilmiş delege iradesi"nin belirleyici olduğu her kongre bir anlamda egemenlik şölenimizdir.
Seçilmiş delegeler kendi iradelerini ortaya koyarak, kendi partileriyle birlikte Türkiye'mize de yön verirler.
İşin doğası böyledir de, MHP neden olağanüstü kongreye gitti, nasıl yapılabildi ve neden iptal edildi.
Bütün bunların anlamı nedir?
Yaşanan süreci kısaca bir hatırlayalım ve görelim; hukuk nasıl bir zorbalık aracına döndü!
Türk milliyetçilerinin siyasal temsilcisi olan MHP, Bahçeli'nin yönetiminde bu niteliğini sürekli olarak aşındırdı ve zaman içinde kimliğini tamamen yitirdi, artık Türk milliyetçilerinin değil Bahçeli'nin partisine dönüştürdü.
1 Kasım Genel Seçimleri'ne de bu kimliksizlikle girdi ve parti yönetimi olabilecek en kötü sonucu kabul etmekten utanmadı.
Türk milliyetçileri bunu kabul edemezlerdi ve etmediler.
Bu sonucu "Artık yeter!" demek için bir sebep saydılar ve mevcut yönetimle hiç bir amaca ulaşılamayacağını ve yönetimin acilen değişmesi gerektiğini yüksek sesle dile getirdiler.
Ne var ki, parti yönetimi "seçilmiş delege"nin bu çağrısını yok saymayı seçti, kendi delegesine bile saygı duymadı.
Yarım asırlık bir siyasal parti normal süreçler içinde bir yönetim değişimi de, olağanüstü kongre de yapamadı.
Yeterli sayıda delege imzası olduğu ve bütün yasal yollar kullanıldığı halde Türkiye'de bir parti olağanüstü kongre yapamadı.
Daha doğrusu, uzun mahkeme sürecinden, olağanüstü kongre talebinin Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından uygun bulunması ve bunun Yargıtay tarafından da onaylanmasından sonra, nihayet ve zorbalıkların altında, MHP olağanüstü kongresi 19 Haziran 2015 günü yapılabildi, delegeler istedikleri kararları da aldılar.
Bahçeli'nin fedailiğini yapmaktan başka marifeti olmayan bir kabadayı, bir hukuk garabeti olarak, MHP Genel Merkezi'ne karşı "olağanüstü kongrenin iptali ve yürütmenin tedbiren durdurulması" için davası açtı.
Bir hukuk garabeti, zira davalı da davacı da aynı tarafta.
Mahkeme "anında" yürütmenin durdurulmasına hükmetti.
Ve nihayet, Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, 20 Haziran 2017 günü, aradan tam bir yıl geçtikten sonra, ve kim bilir ne büyük araştırmalar (!), incelemeler (!) yaparak davalının da davacının da aynı taraf olduğu yargılamayı sonuçlandırdı, olağanüstü kongre iptal edilerek bütün sonuçlarıyla birlikte yok sayıldı.
Yargıtay'ın onayıyla yapılan olağanüstü kongre bir yıl sonra yine bir mahkemece yok sayıldı.
Hatırlatmak isteriz ki, yok sayılan, partinin 700 delegesinin iradesidir, hukuk kullanılarak hukuki olan bir hak gasp edilmiştir.
Hatırlatmak isteriz, mahkeme kadıya mülk değildir.
Teslim olmamızı bekleyenler hayal kırıklığına uğrayacaklar; hiç bir zalim bahtiyar, hiç bir zulüm sonsuz olamaz!
Hepimiz şundan eminiz: MHP olağanüstü kongre süreci boyunca yaşananlar ve bugün verilen kararlar vicdanlarda asla kabul görmemiştir ve müsebbipleri için bir utanç sebebi olacaktır.
Görünürde konu MHP ve Türk milliyetçilerinin konusudur, gerçekte ise milli varlığımız, hukuk düzenimiz, devletimiz, Türkiye Cumhuriyeti katledilmektedir.
Türkiye'mizin varlığına kastedenleri, milli varlığımıza balta vuranları, sureti haktan görünüp de bizi kandırmaya çalışanları ne unutacağız ne de bağışlayacağız.
Aksine, Türkiye Cumhuriyeti'ne kan ve can verenlerin torunları olanlar kutsal emanetimizin varlığını varlıkları bilenler için keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner!
Dönecektir!
Endişemiz ülkemizedir.
Daha ne acılara katlanmak zorunda kalınacağından, daha nice bedeller ödeyeceğimizi öngörmemizdendir.
Onların bilmediği şey, Türk varlığı uğruna ödenecek hiç bir bedelin bize ağır gelmeyeceğidir.
Yaşayan görecektir!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yusuf Kileci - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Bugün son iki aday kalsa Erdoğan'ı mı Yavaş'ı mı seçersiniz?