Bir Fincan kahvenin 40 yılı hatırı var workshopları

GEÇTİĞİMİZ

hafta İstanbul’da gittiğim çokta keyif aldığım kahve eğitimimisizlereanlatmadangeçemeyeceğim. Kahve mi,çay mı ritüelinden bir müddet daha kurtulamayacağım kesin ama gerçek şu ki kahvenin üstüne yazılacak, çizilecek çok şey var hatırı var bir kere.


Haydi birer fincan kahvenizi alın ve başlayalım serüvenimize.

Ey güzel Istanbul… İstanbul kahve kokuyor sloganıyla daha da güzelsin…
Kahvenin ilk çıkışı aslında Etiyopya’nın Kaffa bölgesinden, oradan Yemen’e geçiyor. Kahve Yemen’den gelir türküsünün başlangıcı mıdır bilinmez ama Yemen’de uzun müddet kalmasının, islam coğrafyasına girmesinin, hac sebebiyle gelen insanların kahveyi gittikleri yerlere taşımasını kahvenini pek baharat yollarında bir müddet daha seyahat etmesini de beraberinde getiriyor. Daha sonra kahvenin Sufilerle tanışması, zikir törenlerinde sosyalleşme içeceği olarak anılması gelenek haline geliyor. Tabi bu gelenek fincan alışkanlığını da beraberinde getirirken fincanların kulpsuz olması da, isteyen kişinin istediği yerden içebilme özgürlüğünü ve dolayısıyla da insanlar arasında eşitliği simgeliyor.

Kahve 1500’li yıllarda çoğu gıda gibi şifa verme ve tedavi amaçlı olarak kullanılıyor. Kahvenin sadece yaygın bir şekilde içecek olarak kullanılmaya başlanması 13’üncü yüzyıla rastgeliyor. Ayrıca Hz. Ebubekir’in tıp kitaplarında da yer alıyor. İlk kahvehanin Mekke’de açıldığı literaturde geçmekte.

Tabi Halepli Hakem’le Şam’lı Şems’i de unutmamak gerek. İstanbulda ilk seyyar kahveleri onların elinden içenler bu tadı unutamıyorlar. Hatta 14’üncü yüzyıldan itibaren Baharat Yolu’na girildikten sonra İstanbul’da yaşayan yabancıların yanlarında paket paket kahve götürdükleri kahve kültürleri zenginleştirme ve sosyalleşmeye de büyük katkı sağlıyor.

Eğitimi bize sunanlardan aslında işletme mühendisi olanama içindeki kahve aşkıyla hem işletmecilik hem danışmanlık yapan Musa hocamızın anlattığı anektodu da sizlere anlatmadan geçemeyeceğim.

Zamanın birinde süslü Loui diye adlandırılan 14. Louis, Osmanlı’dan kovulduğu için ve tekrar ilişki kurmak için ülkesine elçi davet ediyor. Bunun üzerine 1669'da IV. Mehmet, Fransa Kralı XIV. Louis'ye bir elçi gönderiyor. Elçimizin adı da Süleyman Ağa. Tabi süslü Louis o kadar süslü ki ihtişamını göstermek için kendisine 14 milyon franklık elbise yaptırıyor. IV. Mehmet’in gönderdiği elçi Süleyman Ağa’yı da neredeyse 8 ay bekletiyor. Tabi o 8 aylık uzun sürede Hoş sohbet Süleyman Ağa Türkiye'den getirdiği eşyaları arasında çuvallar dolusu Türk Kahvesini "sihirli içecek" olarak tanıtıyor. Süleyman Ağa, kısa zamanda Paris aristokratlarının gözdesi oluyor.

1683’te Viyana bozgunu ile kahve daha da konuşulur hale geliyor. Türkler, şehri terkederken yanlarındaki fazla ağırlıkları ve yaklaşık 500 çuval kadar kahveyi de maalesef ki orada bırakıyorlar. Gerçi iyiki de bırakıyorlar çünkü bu süreçten sonra kahvenin bilinilirliği daha da artıyor.Ancak daha Viyana halkı kahvenin ne olduğunu bilmediği gibi kahvenin deveyemi olduğunu iddia ediyor. İlginç değil mi? Bu arada Franz Kolschitzky giriyor devreye, kim derseniz Osmanlıyı satan bir münafık. Savaşta ki başarıları için kahve tuna nehrine dökülmekten kurtulup ona hediye ediliyor. Önce Viyanalılara küçük fincanlarda Türk kahvesi sunmaya başlıyorlar. Daha sonra kahve tülbentler süzülüyor bugunkü filtre kahve sevdiremiyor. Daha sonra kahveye sıcak sütü ekliyor, bugünkü café latte, sevdiremiyor yada zaman alıyor. İşte böyle ilginç serüvenleri var kahvenin zaman içinde…

Kahve tüketiminin artmasının en önemli sebeblerinden biri de Boston çaypartisi(ırkçılık). Şöyleki, Büyük Britanya, Amerika'da yaşayan kolonilerin bir bölümünden, İngiliz vatandaşı sayılmadıklarıiçin vergi alamadığı için çareyi çaya vergi yüklemekle buluyor. Bu yüzden Amerika'ya satılan çaylara yüksek oranda vergi koyuyorlar. Yüksek vergileri protesto etmek için bir grup Amerikalı1773'dekızıl derili kıyafeti giyerekgece yarısı Büyük Britanya'dan gelen ingiliz gemilerindeki çayı Boston Limanı'nda denize döküyor. Bu hareket tarihte"Boston Çay Partisi" olarak literature geçiyor ve Amerika bu olaydan sonra yerel içecekleri olan çayı kahveyle değiştirip kahvenin miladınıda böylelikle başlatmış oluyorlar.

1820 ‘de kafeinin varlığı Alman kimyacı Runge tarafından bulunuyor. 1962’de ise kahveyi kime, nasıl, ne zaman ve ne şekilde satılacağı uluslarası kahve antlaşması ile şekilleniyor. En eski kafelerde 1650’lerde Grand Turk Café, diğeri 1654 ‘te Quens Lane Coffee house..Kurulduğu zamandan beri hiç değişmemiş. 1650’de kurulan Grand café ise kimi zaman oyuncakçı, kimi zaman pastane olmuş ama eninde sonunda tekrar café olmuş şimdiki gibi .Ve hosunuza gidecek birşey söyleyeyim. Bu café’yi işleten Mersinli bir Türk. Aylin hanım.

Bu güzel sohbetin üstüne 1 fincan bol köpüklü kahve iyi gitmez mi ne dersiniz?

Haftaya kaldığımız yerden kahve serüvenimize devam….

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Esra Mankan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce HDP kapatılmalı mı?