Toplu yaşam ve belediyelerimiz (Kent disiplini)

Göçebelik düzenini bırakıp, yerleşik düzene geçeli asırlar oldu ama biz hâlâ yerleşik düzenin kurallarına ayak uydurmayı öğrenemedik.

Yıl 2022...

İnsanlarımız hâlâ kent yaşamına uyum sağlayamıyor.

Daha açık bir ifadeyle, uyum sağlamamak için direniyor.

Apartmanlarda, iş hanlarında, toplu çarşı merkezlerinde, komşuluk ilişkileri, törelerimizle bağdaşmayacak düzeyde...

Birlikte yaşamayı beceremiyoruz.

 

*  *  *

Toplu yaşam bir kültürdür.

Köklü bir eğitimi gerektirir.

Özveriyi, hoşgörüyü, karşılıklı saygıyı ama bütün bunların ötesinde de “disiplini” gerektirir.

Ama maalesef biz, bu kültürden, bu bilinçten, bu eğitimden ve de bu disiplinden yoksunuz.

İnsanlarımızın pek çoğu, yaşadıkları mekanlarda mutlu değil...

Hemen herkes hırçın, kavgacı, her an patlamaya hazır barut gibi...

İnsanlarımız, hakkının/hukukunun nerede başlayıp, nerede bittiğini bilmiyor, bilen de bilmezden geliyor.

Mağdur olan da “haklı olduğunu” savunuyor, mağdur eden de…

Bu çarpık düzende herkes haklı(!), haksız olan hiç kimse yok!...

 

*  *  *

Bu saptamalar, yakın bir zamanın saptamaları da değil oysa... 

Yıllardır yazılıyor, yıllardır söyleniyor.

Ama sonuçta hiçbir şey değişmiyor...

Niye?...

Çünkü söylenenler lafta, yazılanlar kâğıtta kalıyor.

Çünkü söyleyen de yazan da bunun doğruluğunu savunan da; düşüncelerini yaşama geçirmiyor, uygulamaya dökmüyor...

Ya da “uygulayanlara”, “yaşama geçirmeye çalışanlara” yardımcı olmuyor...

“Eğitimi” bir kenara itip, “öğretime” ağırlık verdiğimiz ya da “eğitime” gereken özeni göstermediğimiz sürece; bu karmaşa, çocuklarımızın, torunlarımızın yetişkinlik çağında da sürüp gidecek... Bizim yaşadığımız acıları, onlar da (belki de katmerli olarak) yaşayacak.

Bir an önce ve de sağlıklı, sistemli bir biçimde; toplu yaşam kurallarının sürdürülebilir olmasına olanak sağlayacak yaptırımların, yaşama geçirilmesi gerekiyor.                  

Bu konuda da en büyük görev belediyelerimize düşüyor.

Belediyeler, kent yaşamını kolaylaştırmak için; toplu yaşam kurallarına uyan yurttaşlarını, bu kurallara uymayan yurttaşlarına karşı korumak, kollamak, onun haklarını savunmak zorundadır.

Alanya bu konuda kısmen şanslı...

Çünkü önceki dönem Belediye Başkanı Hasan Sipahioğlu, “apartman yöneticiliği” kavramını, kısmen de olsa yerleştirmeyi başardı.

Haaa “kent disiplinini” sağlamak açısından bunun semeresi alınabildi mi?..

İşte o tartışılır.

Neden?...

Çünkü “apartman yöneticiliğinin hayata geçirilmesi” ile sorunlar bitmedi, bitmiyor.

Netice olarak “apartman yöneticisi” dediğiniz kişi, “göçer ruhlu, her biri deve dişi gibi yurdum insanları” karşısında, “bir aciz kul”

Yani?

Yani   yerel yönetimler kendilerine yardımcı olmazsa, bu gariplerin de yapabilecekleri çok bir şey yok.

Ülkemiz adalet sisteminin ve adli kurumlarının hali ortada... Açılan bir dava yıllarca sürüyor.

Dava neticelendiğinde de yeni yönetici bu davanın neden niçin açıldığını bile bilmiyor. Çünkü davayı açan hazret, Hakkın rahmetine kavuşmuş oluyor!...

Kaldı ki, pek çok apartman yöneticisi, “üç kuruşluk katılım payı ya da apartman aidatı için” komşularıyla (daha da) kötü olmayı, mahkemelik olmayı (haklı olarak) doğru bulmuyor.

Sonuçta?...

Sonuçta ortaya, çatısı akan, koridorları kokan, asansörü çalışmayan, boyası badanası dökülmüş, balkonları, terasları hurda deposuna, bahçesi çöplüğe dönüşmüş, bir turizm kenti için yüz karası apartmanlar, iş hanları vb. binalar ortaya çıkıyor.

 

*  *  *

Toparlarsak; Alanya’daki binaların (eskisi de yenisi de) yüzde doksanı sorunlu.

Bu durumda eski yeni ayrımı gözetmeden, tüm binalara “ÇATI ZORUNLULUĞU” getirilmesi şart olmalı.

Çatıların üzerindeki güneş enerjilerine, televizyon antenlerine de bir standart getirilmesi şart olmalı.

Çatılarda tüm kat maliklerinin yararlanabileceği, tek (en fazla iki) çanak anteni olmalı...

Çatılar demir yığını gibi çünkü.

Üst katlarda oturanlar, akıntı nedeniyle zaten mağdur durumda iken, üstüne üstlük, önüne gelen kat maliki ya da kiracı, güneş enerjisi/anten bahanesiyle, ellerinde matkap tavan deliyor.

Teras altında oturan kat malikleri ile bu katta oturanların halinden anlamayan, (daha doğrusu anlamazdan gelen) alt katlar komşuları sürekli çatışma halinde…

Görüntü kirlilikleri bir yana, çatıların akmasına neden olan bu tür gelişi güzel monte işlemleri nedeniyle, insanlarımız huzursuz, insanlarımız mutsuz.

Kaldı ki ortada heba olan, ulusal bir servet de söz konusu…

Yazıktır ve günahtır.

Kangren haline gelen bu sorunlar; apartman yöneticilerinin gayretiyle, iyi niyetli kat maliklerinin çabalarıyla çözülmüyor.

Buradan sayın belediye başkanımıza ve meclis üyelerimize sesleniyorum…

Getireceğiniz standartlarla, önce “kent disiplinini” sağlayın lütfen.

Öyle lafla “Dünya kenti” olunmuyor.

“Dünya kenti” olmanın yolu, buradan geçer.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Haboğlu - Mesaj Gönder



Anket Erdoğan'ın karşısında kimi görmek istersiniz?
Tüm anketler