“Kültür anlayışımızı” yeniden gözden geçirsek mi?

İzmir’den bir örnek verip, konuyu Alanya’ya getireceğim.
1978 sonrası kuşak bilmez.
İzmir’in en önemli caddelerinden biri olan Mithatpaşa Caddesi’nin deniz tarafı, Konak Semtinden başlayarak, aşağı yukarı İnciraltı Semtine kadar apartman ya da yalılarla, Çin Seddi gibi örülmüştü.
İzmir’in bu yakasındaki deniz, sanki bu yalı ya da apartman sahiplerinin ipoteğinde imiş gibi, abluka altındaydı...
İzmir’i bilmeyenler ya da İzmir’i bilip de konunun geçirdiği evreleri bilmeyenler için olayın vahametini gözlerinde canlandırması açısından şöyle bir benzetme yapalım.
Alanya’nın deniz tarafının; (Manavgat sınırından, Gazipaşa sınırına kadar) denizin sıfırından, denize paralel olarak sekiz on katlı apartmanlarla kapatıldığını varsayın... İşte İzmir, o dönem öyle idi...)
Dönemin Belediye Başkanı Burhan Özfatura; olağanüstü bir iş yaptı. İnciraltı Semtiyle, Alsancak Semti arasındaki, “geri kalmış ülkelere özgü bu Çin Sedlerini(!)” yıkıp, ortadan kaldıramadı ama büyük bir cesaretle, “deniz dolgu tasarımını” devreye sokup; denizi, bu Çin Seddi(!) sahiplerinin ipoteğinden kurtardı.
Sadece kurtarmakla da kalmadı... Burada gidiş geliş altı şeritli yol, ortada geniş bir refüj, hem deniz tarafında hem de Çin Sedleri(!) tarafında geniş yürüme bantları, yeşil alanlar, çeşitli etkinliklerin yapılabileceği mekânlar oluşturdu.
Ortaya muhteşem bir eser, muhteşem bir bulvar çıktı...
Bu muhteşem Bulvar’a; muhteşemliğine yakışan, muhteşem bir ad verildi...
Mustafa Kemal Paşa Bulvarı...
Mustafa Kemal Paşa Bulvarı, şimdilerde öylesine rağbet gören bir mekan oldu ki, adı şarkılara konu olan İzmir’in efsane Bulvarı Kordon’u bile solladı... Bir anlamda İzmir’in yeni Kordon’u oldu...
… …
Aile büyüklerimin ve arkadaşlarımın evlerinin bu eksen üzerinde olması nedeniyle; İzmir’e her gidişimde günlerim (genelde) ya bu bulvar ya da bu bulvarın koşutu Mithatpaşa Caddesi üzerinde geçer.
Bu Bulvar’dan her geçişimde, ya da bu Bulvar’ın adı her geçtiğinde; İzmir’in trafiğini çok büyük ölçüde rahatlatan, Mithatpaşa Caddesi üzerindeki tüm semtlere nefes aldıran, İzmir’e olağanüstü yeşil alanlar kazandıran ve de hepsinden önemlisi, denize akan tüm pis su kanallarını kapattığı için, denizin kirlenmesini ve kokuşmasını önleyen bu tasarıma katkıda bulunan herkese dua ederim... Sadece dua etmekle de kalmaz; ayrıca bu düşüncemi, her ortamda yüksek sesle dillendiririm.
O dönemlerde, İzmir’in en köklü ve en varlıklı ailelerinin oturduğu Çin Seddi’nden farksız bu apartmanların denize direkt açılan arka bahçeleri; (dolgu öncesinde) otopark ve kayıkhane olarak kullanılırdı.
Deniz dolgu çalışmalarıyla birlikte, denizle doğrudan ilintilerinin kesilmesinden rahatsız olan daire sahipleri; zaman içerisinde, denizle kendi aralarında oluşan ve denizle bütünleşen bu muhteşem güzelliği gördükten sonra mutlu oldular. Üstelik zaten paha biçilemeyen konutlarının ederlerinin, ikiye, üçe katlanması da cabaları oldu...
Her neyse... Aslında diyeceklerim bunlar değil... Buradan bir yerlere gelmek istiyorum.

* * *
Mustafa Kemal Paşa Bulvarı’nın bütün muhteşemliğiyle ortaya çıkması; bu Çin Seddi görünümlü apartmanların arka bahçelerinin, sakilliğinin ve çirkinliğinin de göze batmasına neden oldu...
Şimdi böyle bir durumda; bu apartmanların sahiplerinin, ne yapması gerekir?...
Normal olarak, binalarının rutubetten kararmış arka cephelerini, sakil görünümlü arka bahçelerini, en önemlisi balkonlarını; Bulvar’ın muhteşemliğine yakışır hale getirmeleri gerekmez mi?!...
??!!...
Gerekir!...
Ama bu muhteremlerin umurlarında bile olmadı... Kıllarını bile kıpırdatmadılar...
Büyük bölümünün bahçelerini, hâlâ b.k götürüyor. Büyük bölümü balkonlarını hâlâ ardiye olarak kullanıyor.
Ve bu binalarda, İzmir’in kültürlü(!) insanları oturuyor.
Ve bu binalarda oturanların büyük bölümünün maddi sıkıntısı da yok.
O zaman problem nerede?...
Problem, kültür anlayışımızda...
Görgümüzde...
Eğitimsizliğimizde...
Hâlâ kentli olmayı özümseyemeyişimizde...
Bu durumda bizim, “kültür anlayışlarımızı”, sil baştan gözden geçirmemiz gerekmiyor mu?
Ne dersiniz!?...
??!!...
Ben size “İzmir’i” anlattım...
Siz dilerseniz, yazının “İzmir” geçen bölümlerini sanal olarak çıkarın; “İzmir’i”, “Alanya” olarak okuyun... Ya da “ Antalya”, ya da “İstanbul”, ya da “Konya”, dilerseniz “Çankırı, dilerseniz Çorum…
Ya da nasıl isterseniz öyle okuyun…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Haboğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.



Anket 2023 yılı asgari ücret ne kadar olmalı?