Yörüngesi hep şiir olan şair: Edip Cansever

Şiiri yazmakla yetinmeyip yaşamayı tercih eden, madalyonun hangi yüzünü çevirse kuzeyini şiir olarak bellemiş şair, Edip Cansever’in hayat hikayesidir

Yörüngesi hep şiir olan şair: Edip Cansever
banner404

SÖZLERİN birbirine karıştığı, karmaşanın çoğu kez fikirleri gölgelediği bir zamanda, kavganın önünde ya da içinde olmayı seçmeyenlerdendi. Mücadelelerin arka planında, günlük hayatın içinde insan ruhunu yakalamak, onun sesi olmak için yazanlardandı. O, kaybolup giden sokakların, ruhların peşinde bir şairdi: Edip Cansever.

1928 yılıydı... Şehrin kadim semtlerinden Beyazıt'ın arka sokaklarında bir tüccar ailenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi Edip Cansever. Babası 8 Ağustos 1928 tarihini, evdeki Kur-an'ı Kerim'in arkasına not etti. Beyazıt, Saraçhanebaşı, Direklerarası, Süleymaniye ve Kapalıçarşı, çocukluğunu ve ilk gençliğini yaşadığı mekanlardı. Daha çocuk yaştan şehirdeki hayatı, büyük bir kısmı fakirlik içinde olan semtlerdeki hayatı ilgiyle gözlemlemeye başladı. İnsanı tanıma ve anlama merakı, onu henüz 13 yaşındayken Fatih Millet Kütüphanesi'nin raflarında, boyundan büyük konuları işleyen kitapları dikkatle okumaya yöneltti. Edip Cansever bu koşullar içinde ortaokulu bitirdi ve İstanbul Erkek Lisesi'ne kaydoldu. Okul, Babıali'de, eski Düyûn-ı Umûmiye binasında tedrisatı sürdürüyordu. Cağaloğlu, bu meraklı genç için kitapçıları, matbaaları, gazeteci ve sanatçıların zaman geçirdiği mekanlarıyla bulunmaz bir ortamdı. Bir yandan yeni şairleri takip ediyor, başta Yunan filozoflarının eserleri olmak üzere kitap raflarında bulduğu, ilgisini çeken her şeyi, büyük bir iştahla okuyordu. Şiire olan ilgisi bu dönemde yoğunlaştı ve kıvrak kalemi, kendine özgü dizeler üretmeye bu yıllarda başladı.  İlk şiir kitabı 'İkindi Üstü'nü yayınladığında 19 yaşındaydı Cansever. Kendine özgü anlam dünyasının ipuçlarını veriyordu bu ilk dönem şiirlerinde. Ama yine de kendiyle hesaplaşmaya devam ediyor; "En doğrusu nedir? İyi şiir nasıldır?" sorularına cevap aramayı sürdürüyordu. Edip Cansever 1954 yılında ikinci şiir kitabı 'Dirlik Düzenlik'i çıkardı. Kitabın en akılda kalan şiiri, yıllarca peşini bırakmayacak olan "Masa da masaymış ha.." isimli çalışmasıydı. Bu şiirin edebiyat matinelerinin vazgeçilmezlerinden olduğu dönem Cemal Süreyya, Turgut Uyar, İlhan Berk, Sezai Karakoç gibi şairlerin ürünlerinde Garip'ten ve geleneksel şiirden ayrışarak yeni bir dalga oluşturan ve sonradan İkinci Yeni olarak adlandırılacak şiirin filizlendiği yıllardı. Edip Cansever, bu kitabıyla yeni şiirde öncü olacağını, kendine ait bir sesle çığır açacağını müjdeliyordu adeta. Şiir dışında hiçbir anlatım aracına meyletmeyen Edip Cansever, uzun öykü tarzında şiirlerle Türk edebiyatında ayrı bir sayfa açtı. Daha önce Nazım Hikmet'in 'Benerci Kendini Niçin Öldürdü?', 'Memleketimden İnsan Manzaraları' gibi destan şiirlerle açtığı yolda, o, kendi duyarlılığıyla yepyeni eserler verdi. Uzun soluklu şiirleri, bütün olarak bir öykünün peşinde koşuyordu aynı zamanda. Her bölümü kendi içinde bağımsız bir şiir gibiydi. Edip Cansever bir hikaye anlatıcısıydı ama bunu hiçbir zaman romana ya da öyküye meyleden bir yazar gibi yapmadı. Hep şiirde, hep şair kaldı.

1964'te 'Tragedyalar' ile başlayan öykü şiirleri, 1969'da 'Çağrılmayan Yakup', 1976'da 'Ben Ruhi Bey Nasılım', 1982'de 'Bezik Oynayan Kadınlar' ile devam etti. Bu şiirlerde onlarca karakterin yalnızlıklarını, paylaşabildikleri ve paylaşamadıklarını iç sesler ve diyaloglar ile yansıttı. Ona göre iyinin, güzelin, çirkinin, kötünün düşsel kahramanları olmak, insanın özünde vardı. 1980, herkes gibi onun için de dönüm noktası oldu. O, 30 yılı geçen şiir serüveninde yaşadığı zamana tanıklık etti. Dostları Turgut Uyar, Cemal Süreyya, İlhan Berk ve Ece Ayhan gibi şairlerle birlikte, bir dönemin sesi oldu. Onlar gibi modern cumhuriyetin, geçmişle bağını koparmadan şiiri geleceğe taşıyan en önemli şairlerden biri olarak kabul gördü. Yaşadığı her günü şiiri evcilleştirerek, şiirde kendini ve insanı arayarak geçirdi Edip Cansever. 19 şiir kitabı ve binlerce dizesiyle, sonsuza açılan bir pencere gibi, her yeni kuşakta katlanarak büyüyen bir okur kitlesine seslendi. 28 Mayıs 1986'da, 58 yaşında bu dünyadan göçtü. Gökkubbede, öncesi ve sonrası olmayan, kendine ait, özgün bir ses kaldı ondan.

Cemal Süreya onu,

“Yeşil ipek gömleğinin yakası
Büyük zamana düşer.

Her şeyin fazlası zararlıdır ya,
Fazla şiirden öldü Edip Cansever” dizeleriyle anlatıyor. Fazla da söze gerek yok öyle değil mi?

ŞİİRİNDEN KESİTLER

Plasterle tutturulmuş kırık cam
Şurda burda plastik çiçekler
Evet, aralık kapıdan soğuk geliyor
Tam kalbimin üzerine bu akşam.

Ölüm
Sen en güzelsin bu saatlerde
Büyütmüş yetiştirmişsin beni
Söyler miyim hiç sana hayran olmasam.
Bugün de ince, bugün de kırıldı kırılacak
Bugün de
Tam nerede kalmışsam.

                                                            ***

Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
İşte o kadar.

Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.

***

Ben Ruhi Bey,
nasıl olan Ruhi Bey
Nasılım
Bir yaz ikindisinden çıktım geldim
Diyelim bir pazartesiydi, biraz da şöyle geldim
Kapıyı iyice kapadım - Kapadım mı, evet, kapadım -
Çitlenbik ağacının altından geçtim
Frenk üzümlerinden bir iki salkım kopardım
Dişlerimle sıyırdım
Sardunya renginde ve sardunya tadında idiler
Biri fotoğrafımı çekiyorkenki gibi durdum
Azıcık gülümsedim
Ve dünya bana gülümsedi
Çakılların üstünden yürüdüm
Yürüdüm ki, bir sese benziyordum sanki
Yüzyıllarca önce kırılmış bir kemik sesi
İyice duydum

***

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.
Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.
Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner470

banner477

banner452

banner449

banner487

banner481

banner472

banner479