Tarihin gizemli dünyasında bugün; Ana Tanrıça Kültü

Tarihin gizemli dünyasında bugün, Ana Tanrıça Kültü’nü gündemimize alacak ve Neolitik Çağlar’dan günümüze dek koruna gelmiş ana tanrıça heykelciklerinden bir kaçını sizlerle birlikte inceleyeceğiz.

Tarihin gizemli dünyasında bugün; Ana Tanrıça Kültü
banner404

Ceren Şahin

​​​​​​İNSANIN insan olma sürecini tamamladığı günden bugüne dek iskân gören Anadolu topraklarında inanç sistemleri değişkenlik göstermiş ve ‘inanç’ kavramı düşünebilen canlılar adına son derece önemli bir yere sahip olmuştur. Günümüz dinlerinden daha geriye yani geçmişe uzandığımızda çok tanrılı dinleri görmemiz mümkün olmakla birlikte, örgütlü yaşamın inşa edildiği neolitik çağların başlangıcına bakacak olursak eğer ‘Ana Tanrıça’ kültünün insanlığa kucak açmış olduğuna tanık oluruz.

‘İnanç’, kimi zaman insanların tahayyül edemediği ve açıklayamadığı doğa olaylarını tariflemek adına kullandığı bir kavram olarak tarih sahnesinde yerini almış kimi zaman ise insanların zor anlarında sığındığı bir liman olmuştur.

‘İnanç’, kimi zaman gökten toprağa nüfuz eden şimşeklerde tarif bulmuş kimi zaman ise bir canlıyı bünyesinde var eden, bünyesinde büyüten, üstüne üstlük dünyaya getiren ve ardından da besleyen bir bedende şekillenmiştir.

Tarihin gizemli dünyasında bugün;

İşte tam olarak da bu noktada, Ana Tanrıça Kültü’nü gündemimize alacak ve Neolitik Çağlar’dan günümüze dek koruna gelmiş ana tanrıça heykelciklerinden bir kaçını sizlerle birlikte inceleyeceğiz.

-Ki bu yaklaşık olarak 10 bin yıllık bir serüveni de beraberinde getirecek.-

Şimdiden bu serüvene hepiniz hoş geldiniz efendim.

Anadolu topraklarının ne denli gösterişli bir geçmişe sahip olduğunu kanıtlayan en önemli merkezlerden biri şüphesiz ki dünyanın en eski yerleşim birimi olması sebebi ile Çatalhöyük’tür. Ve bu kent merkezinde yaşam bularak 10 bin yıllık bir serüvenin ardından günümüze kalmayı başarmış ana tanrıça heykelcikleri bizlere kocaman memeleri ile ‘kadın’ olmanın kutsallığını anlatır niteliktedir.

1950’lerin sonunda James Mellaart tarafından keşfedilen Çatalhöyük’te açığa çıkarılan kalıntılar Ana Tanrıça teorisinin gelişimine büyük katkıda bulunmuştur. Mellaart’ın 1961 ile 65 yılları arasında sadece 4 sezon kazarak gün ışığına çıkardığı duvar resimleri, kabartmalar ve figürinler, gerek arkeoloji dünyasında gerek arkeolojiye meraklı insanlar arasında büyük yankı uyandırmıştır. Ona göre Çatalhöyük’te “her şeyin yaratıcısı Büyük Tanrıça, Ana Tanrıça” etrafında şekillenmiş bir din vardır.

Çatalhöyük’te ele geçirilen Ana Tanrıça heykelciklerine bakıldığında kocaman memeleri ve şişman gövdeleri ile doğurganlığın ön plana çıkarıldığı görülmektedir. Şişman bedenleri ile doğurganlığa vurgu yapılırken dolgun bir biçimde tasvir edilen göğüsleriyle de var ettiği canlıyı besleme özelliğine dikkat çekilmiştir. Şişman, iri göğüslü, büyük kalçalı ve zaman zaman doğum yapar vaziyette tasvir edilen bu heykelciklerin bolluk ve bereketi temsil ettiği düşünülmektedir.

Doğurganlık, yolculuğa başladığımız 10 bin yıl evvelinde insanlığın tarifleyemediği belki de bu mucizevi anları dakika dakika hayranlıkla izlediği bir sürece tekabül etmektedir, ki bu durum da ana tanrıça kültünün temelini oluşturmaktadır. Erkek bedeninin henüz işlevinin tam olarak anlaşılamadığı o günlerde, kadın bedeninin tüm özellikleri ön plana çıkarılmış ve bu inanç sistemi de yine bu bedenin işlevselliği ile doğru orantılı olarak Anadolu topraklarında hüküm sürmüştür.

Ta ki toplumsal cinsiyet ayrımları derinleşene dek. Zira erkek bedeninin güce dayalı dizaynı zaman içerisinde kapitalist sistemin dayattığı üretim esasları üzerinde değerlenmiş ve erkeğe nazaran güçsüz kalan kadın bedeni iş bölümü söz konusu olduğunda değersizleşmiştir.

Ana Tanrıça teorisinin köklerini dayandırdığı Engels bu durumu “kadının tarihsel yenilgisi” olarak tanımlamıştır.

Güncelleme Tarihi: 14 Eylül 2018, 23:32
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner516

banner470

banner452

banner449

banner518

banner481

banner472

banner479