Ölenlerin adını unutma, türkülerin, meydanların!

Barış, savaştan her zaman daha iyidir; çünkü barışta oğullar babalarını, savaşta babalar oğullarını gömerler (Heredot)

Ölenlerin adını unutma, türkülerin, meydanların!
banner404

CEREN ŞAHİN

YAZDAN kalma günlerle kendimizi avuttuğumuz ve sonbaharın hüzünlü kollarına kendimizi bırakmaya hazırlandığımız şu günlerde zaman ne de çabuk geçiyor değil mi?

10 Ekim katliamının üzerinden 3 yıl geçmiş.

Aslına bakarsanız; iklimsel gerçekliğin dışında yıllar yılı yaşamın içerisinde bizleri derinden etkileyen, ilkbahar ve dahi yaz günlerini yaşıyor bile olsak, içimizde kışı yaşatan hali hazırda bir savaş ortamı da mevcut bu ülkede!

Günümüzde, ölüm, kıyım ve insanlık ayıpları ile dolu bir coğrafya; Ortadoğu!

Yaz- kış üşüyoruz bu coğrafyada! Savaşın getirdiği ölüm, tüm soğukluğu ile iliklerimize işliyor her gün…

+++

Eğer başka bir kıtada geçmiyor ise ömrünüz, emperyalist ve faşist güçlerin halkımıza yaşattığı acılara bir ucundan kuşkusuz ki şahitsinizdir.

Pek tabii başkalarının acılarını görmezden gelmek gibi bir alışkanlık edinenler hariç…

Hal durum bu ise;

Bazıları 20. yüzyılda gezegenimizin insan eli ile nasıl bir yangın yerine çevrildiğini anımsamazlar bile! Ülkemiz dâhil dünyanın dört bir tarafında gerçekleştirilen katliamlar onları ilgilendirmeyecektir…

+++

10 Ekim 2015- Ankara Garı’nda ne olmuştu?

Demokrasi ve eşitlik isteyenler ‘Barış’ şiarıyla buluşmuştu o sabah… Ankara Garı’nın önünde kardeşçe, omuz omuza halay çekenler vardı. Bu ülkenin aydınlık yüzleriydi oradakiler. IŞİD tarafından katledildiler. Paramparça oldu bedenleri…

10 Ekim Ankara Garı’nda ‘Barış’ bir kez daha kana bulandı. Ankara çığlıklara boğuldu.

+++

‘BARIŞ ÖLÜME EŞ Mİ ÖĞRETMENİM?’

10 Ekim’de Ankara’da katledilenlerden Veysel Atılgan henüz 9 yaşında bir çocuktu.

Veysel Atılgan’ın öğretmeni Sabahat Yıldırım, öğrencisinin ardından şöyle yazmıştı mektubunda:

“Sevgili öğrencim Muhammed Veysel Atılgan, küçücük bedeninde taşıdığın kocaman yüreğinle barış dediğin için babanla el ele katillerin hedefi oldun. Başkentin göbeğinde faşist saldırıya maruz kaldın. Arkadaşlarınla daha dün mendil kapmaca oynarkenki coşkun gözlerimin önünden gitmiyor. Şimdi söyle güzel gözlü, güzel yürekli çocuğum nasıl anlatırım arkadaşlarına ‘barış’ sözcüğünün anlamını?

Ben bu dersi seni anmadan nasıl veririm? Seni, barış sözünü kullanmadan anlatırsam eksik olur, barış dersem peki arkadaşların sormaz mı 'Barış ölüme eş mi öğretmenim?' diye. Küçücük bedenin ağzı salyalı katillerin hangi egolarını tatmin etti acaba? Güzel gözlü, güzel yürekli oğlum sana söz, oturmaktan hoşlandığın o cam kenarındaki yerin hep senin olacak. Barışın güvercini sensin artık benim için…

+++

‘GETİREBİLİRSEM ‘BARIŞ’I KIZIMA SEFA OLSUN’

Amasya’da görev yapan öğretmen Hakan Dursun Akalın ise mitinge gitmeden önce sosyal medyada şu mesajı paylaşmıştı:

"Gel demekle gelmiyor. Umut edip beklemek acizlere göre. Kaçıp saklanacak vakit değil. Sevgi emek ister ya. Barış ve huzur için de emek. Ankara'daymış barış, alıp gelmek gerek. Ben gidiyorum kalanlara selam olsun. Getirebilirsem barışı kızıma sefa olsun..."

Hakan öğretmen, 11 Ekim'de Amasya'da uğurlandı.

+++

103 canı yitirdik Ankara’da… Hepsinin ayrı ayrı hikayeleri vardı lakin hepsi ‘BARIŞ’ istenci ile gitmişlerdi Ankara’ya. KATLEDİLDİLER!

Kimsenin kimseden haberinin olmadığı, kimsenin bir diğerinin derdini umursamadığı, umursayanların ve memleket için dertlenen insanların da zaten çoktan yok sayıldığı günümüzde ne de çabuk sindiriyoruz, nasıl da çabuk unutuyoruz olanları değil mi?

Toplumsal olarak ‘soğukkanlıyız’…

Sahi biz ne zaman geldik ya da getirildik bu hale hatırlayanınız var mı?

Giderek otoriterleşen rejimimizle alakalı yapabildiğimiz tek şeyin yaşanan her olayı ‘normalleştirmek’ olması sanıyorum ki delirmemek adına zaman içerisinde geliştirmiş olduğumuz bir savunma mekanizması!

İlgilendirmesi ve farkındalık yaratabilmesi ümidi ile kaleme aldım bu satırları. Unutmuş zihinlere inat geçmişte faşizmin eli ile gerçekleştirilmiş insanlık ayıplarını, katliamları sizlere anlatmak bu coğrafyayı bütünüyle seven bir kişi olarak boynumun borcu…

Unutmayasınız diye…

Alışmayasınız diye…

Görmezden gelmeyesiniz diye…

Atılmış bir çığlık aslında… İşte tam olarak böyle bir yazı bu yazı…

+++

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner470

banner477

banner452

banner449

banner487

banner481

banner472

banner479