12 Eylül’de yaşanan askeri darbe, öncesi ve sonrasıyla yakın tarihimizin en sancılı süreçlerinden biri olmuştur.
12 Eylül, ülkücülerde çok derin yaralar açmıştır.
Tamir edilmesinin mümkün olmadığı bu yaraların acısı halen taze ve yüreğimizdedir.
Aradan 37 yıl geçmesine rağmen acısını dün gibi yaşadığımız 12 Eylül’ü unutmamız asla mümkün değildir.
12 Eylül öncesi Türk adına, Türklük adına, Türkiye Cumhuriyeti adına verilen soylu mücadelede inandıkları ülkü uğruna şehit olan binlerce ülküdaşımızı, 12 Eylül cuntasının astığı idam sehpasından Hakk'a yürüyen 9 fidanımızı rahmet minnet ve şükranla anıyorum.
12 Eylül darbesinde saklanacak delik arayanlar 15 Temmuz gecesi de saklanarak gerçek yüzlerini göstermiştir.
Ülkücü irade söz konusu devletin bekası olduğu sürece hiçbir kavgadan hiçbir cezadan kaçmamış ve sırf bu yüzden işkence görmüş, çile çekmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden sonra Türk milliyetçiliğini yargılamaya ve sorgulamaya başlayanlar, 12 Eylül darbesi ile milliyetçilerden intikam almaya çalışmıştır.
Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in de aralarında bulunduğu 220 ülkücünün idamı istenmiştir.
Hayali suçlamalarla tabutluklarda işkence görmüş ülkücüler, "İlahi Kelimetullah" davasının sancağını elinden düşürmemiştir, düşürmeyecektir.
Türk milliyetçiliği gibi köklü ve aydın bir fikrin yılmaz savunucuları olan ülkücüler, kızıl kurşunlardan sonra bu kez de idam sehpalarının ve zifiri karanlıklara boğulmuş, zindanların Yusuf yüzlüleri olmuştur.
Benzerine az rastlanan bu büyük zulme rağmen ülkücü hareket, askerlik kurumuna ve devlete bir kez olsun sırtını çevirmemiş, düşman olmamıştır.
Bizler o günleri görmemiş olmamıza rağmen, ruhumuzun her zerresinde o günleri hissederek, ocağımızın her metrekaresinde olan şehitlerimizin resimlerini ve hayatlarını zihnimize nakşederek, şehit olan ağabeylerimiz gibi yaşamayı, ülkücü olabilmeyi şiar edindik.
Ahmet Kerse olduk, dayatmaları elimizin tersiyle ittik.
Ali Bülent Orkan olduk, ihanete kararlılıkla diklendik.
Cengiz Baktemur olduk, millet sevgisinden katiyen vazgeçmedik.
Cevdet Karakaş olduk, inancımızdan ve imanımızdan ödün vermedik.
Fikri Arıkan olduk, hak bildiğimiz yoldan dönmedik, doğrudan ayrılmadık.
Halil Esendağ olduk, Türk illerinin ve Turan’ın düşünü kurduk.
İsmet Şahin olduk, ülkücülerin hem Yunus hem de Yavuz olabileceğini haykırdık.
Mustafa Pehlivanoğlu olduk, ilkelerimizden, bağlılığımızdan ve ülkülerimizden ayrılmadık.
Selçuk Duracık olduk, vatanın selameti uğruna gerekirse her şeyimizden vazgeçmeye yemin ettik.
Bu kara günün 37. yıldönümü vesilesiyle, başta Başbuğumuz Alparslan Türkeş olmak üzere 12 Eylül askeri mahkemelerinde yargılanarak idam edilen Mustafa Pehlivanoğlu, Ahmet Kerse, Ali Bülent Orkan, Cengiz Baktemur, Cevdet Karakaş, Fikri Arıkan, Halil Esendağ, Selçuk Duracık, İsmet Şahin ve şahadete ulaşmış beş bin ülkücü şehidimizi, taş medreselerde solan ülkü devlerimizi hayırlarla dualarla yad ediyorum.
Allah onlardan razı olsun.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat!. Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ali dadaslar 2017-09-13 10:32:26

sivas
ülkü ocakları
eski başkanı

banner452

banner457

banner449

English Russian

banner459

banner381

banner344

banner386

banner349