Allah sabredenlerle beraberdir

“Ey  iman edenler! Sabredin ve sabır yarışında düşmanlarınızı geçin ve cihad için hazır ve rabıtalı bulunun ve Allah’a korunun ki felâh bulasınız .” ﴾Al-i İmran, 200﴿  Bu hayat sınavında zafer ve başarının yegâne yolu sabretmekten geçer. Sabır dayanmaktır, göğüs germektir. Katlanmaktır. Sebat etmektir

ALLAH’IN emirlerine itaat ederek ve yasaklarına karşı riayet ederek kulluk ahdine sadakat göstermektir. Dağların yüklenmekten çekindiği emaneti, hayat boyunca taşıyabilmektir sabır. Ubudiyette ihlaslı olup sebat göstermektir.

Emrolunduğumuz üzere dosdoğru istikamette yılmadan, yıkılmadan yürüyebilmektir.

Başa gelen belalara, musibetlere ve her türlü tehlikeye karşı Allah’a teslim olup, ona güvenip, metin olabilmektir.

Hakkı ve haklıları korumak, hak daveti yaymak uğrunda sıkıntılara katlanmaktır.

Her kim ki bu prensipleri göz önünde bulundurur ve bu güçlü duruşunu korur ise işte o kendisini kurtuluşa ve Allah katındaki mutluluğu elde etmeye hazırlamış olur. Bakara Süresi’nin 155. Ayeti tam da bu duruşu ve tavrı ortaya koyanları müjdeliyor: “Elbette sizleri biraz korku, biraz açlık, biraz maldan, candan ve hasılâttan eksiklik ile imtihan edeceğiz, müjdele o sabırlıları.” ﴾Bakara, 155﴿

O müjdelenenler öyle bir teslimiyet ortaya koyarlar ki;

“Başlarına bir musibet geldiği vakit biz Allah’ınız ve nihayet ona döneceğiz "Biz Allah'a aidiz ve sonunda O'na döneceğiz." derler.”  ﴾Bakara, 156﴿

İşte kazananların, sabredip muradına erenlerin takınması gereken tavır budur.

Sevgili Peygamberimiz müminin bu tutumunu gıpta edilmeye layık görmüş ve şöyle buyurmuştur:

“Mü’minin durumu gıpta ve hayranlığa değer. Onun her işi hayırdır.  Bu özellik ancak müminlere mahsustur.  Bir müjde alır sevinirse, şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir belâ gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd 64)

 Bu hayırlı kazancın niceliğini  ise aşağıdaki âyette Rabbimiz şöyle haber vermektedir. “Sabredenlere, felâketlere karşı dişlerini sıkıp göğüs gerenlere, mükâfatları hesapsız ödenecektir.” ﴾Zümer, 10﴿ Ödülün hesapsız olması, sabrın ehemmiyetini göstermektedir. Felâketler karşısında gösterilecek sabır, pek büyük bir meziyet olmasaydı, hesapsız mükâfat vadedilmezdi.

 

Sabırla çekilen zahmet, günahkara rahmet oluverir

“Yorgunluk, sürekli hastalık, tasa, keder, sıkıntı ve gamdan, ayağına batan dikene varıncaya kadar müslümanın başına gelen her şeyi, Allah, onun hatalarını bağışlamaya vesile kılar.” (Buhari-Müslim)

 

Tüm bu delillere dayanarak diyebiliriz ki;

·         Belâ ve musibetler her zaman cezâ değildir. Bazen de rahmettir.

      Sabreden mümin için sıkıntıları, günahlarına kefâret olur. Bu da bir nimettir.

·         Sabır nikmeti (azabı) nimete dönüştürür, şekva, isyan ise nimeti nikmete dönüştürür.

·         Şükür ve sabır, bütün hayatı hayır üzere geçirme imkânıdır. Bunu da Allah Teâlâ mü’minlere ihsan buyurmuştur.

Asr-ı Saadetten Günümüze

Enes B. Malik anlatır: Bir gün Ebû Talha’nın, Ümmü Süleym’den olma bir oğlu vefat etti. Ümmü Süleym, ev halkına:

- “Ebû Talha’ya ben haber vermedikce, oğlu hakkında hiç biriniz bir şey söylemeyiniz!” diye tembihledi. Sonra Ebû Talha eve geldi. Ümmü Süleym akşam yemeğini getirdi. Ebû Talha yemeğini yedi. Yemekten sonra Ümmü Süleym, eskiden olduğundan daha güzel süslendi. O da hanımıyla yattı. Ebû Talha’nın karnı doyup  tatmin olduğunu görünce Ümmü Süleym ona:

- “Ey Ebû Talha, bir millet, bir aileye emânet bir şey verseler de, sonra emânetlerini isteseler, iade etmeyebilirler mi, ne dersin?” dedi.

 Ebû Talha:

- “Hayır,” (vermemezlik edemezler) dedi.

Ümmü Süleym:

- “O halde oğlunu geri alınmış böyle bir emânet bil,” dedi.

Ebû Talha kızdı ve:

- “Mademki öyle, niçin hiç bir şey olmamış gibi davrandın? Şimdi de tutmuş, oğlumun durumunu bana haber veriyorsun, öyle mi?” dedi. Derhal kalkıp Resûlullah (sav)e gitti ve olanı biteni olduğu gibi haber verdi. Resûlullah (sav):

- “Geçen gecenizi Allah hakkınızda bereketli kılsın” buyurdu.

O geceden sonra Ümmü Süleym bir erkek çocuk doğurdu. Ebû Talha bana:

- “Çocuğu al, Peygamber’e götür” dedi. Ümmü Süleym de bir miktar hurma verdi, Peygamber (sav)

- “Çocuğun yanında herhangi bir şey var mı?” diye sordu. Ben:

- Evet, bir kaç hurma var, dedim. Peygamber (sav) hurmaları ağzına alıp çiğnedi. Sonra çıkarıp çocuğun ağzına koydu ve damağını hafifçe ovdu, adını da Abdullah koydu.

(Ensardan bir kişi (İbâye İbni Rifa’a)  Abdullah’ın dokuz çocuğunu gördüğünü, hepsinin de Kur’an’ı okuyan ve mânasını anlayan kimseler olduğunu söylemiştir.)   (Buhâri, Cenâiz 42, Akîka 1; Müslim, Edeb 23; Fezâilü’s-sahâbe 107)

Sabredene Müjdeler

Resûlullah (sav) “Allah Teâlâ  şöyle buyurdu demiştir.

“ Dünyada sevdiği bir dostunu aldığım zaman, (sabredip) ecrini Allah’tan bekleyen mü’min kulumun katımdaki  karşılığı cennettir.” (Buhârî, Rikak 6)

“Tâun hastalığı, (Kitle halinde ölümlere sebep olan bulaşıcı bir hastalıktır. ‘Veba’) Allah Teâlâ’nın dilediği kimseleri kendisiyle cezalandırdığı bir çeşit azaptı. Allah onu mü’minler için rahmet kıldı. Bu sebeple tâuna yakalanmış bir kul, başına gelene sabrederek ve ecrini Allah’tan bekleyerek bulunduğu yerde ikâmete devam eder ve başına ancak Allah ne takdir etmişse onun geleceğini bilirse, kendisine şehit sevabı verilir.” (Buhârî, Tıb 31)

“Allah Teâlâ buyuruyor ki: “Kulumu, iki gözünü kör etmekle imtihan ettiğim zaman sabrederse, gözlerine karşılık olarak cenneti veririm.”   (Buhârî, Merdâ 7; Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 58)

v  Sabır Ehl-i öfkesine hakimdir

“Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir.” ﴾199﴿

Af Yolunu tut: İnsanlar ile ilişkilerinde evvela hoşgörü ve kolaylık tarafını gözet. Şiddet ve zorluk taraftarı olma. Ayrıca affedici ol, herkesin eksiğine, kusuruna bakma, kusurları bağışlamak, özür dileyenleri affetmek senin önde gelen hasletin olsun.

İyiliği emret: Muhatabın seviyesine ve örfüne göre iyiliği emret.

Cahillerden yüz çevir: O kendini ve Rabbini bilmez cahillerin ahmakça sözlerine, akılsızca işlerine misliyle mukabelede bulunmaya kalkışma. İşte bütün ahlak yüceliklerini içine alan bu ayeti kerimenin bir tefsiri gibi olmak üzere şu hadis-i kudsi de varid olmuştur:

“Faziletlerin en yükseği, seninle ilişkisini keseni senin arayıp sorman, seni mahrum bırakana senin ihsanda bulunman ve sana zulmedeni senin affetmendir.” ( Ahmed b. Hanbel, III, 438.)  Bu deliller bizlere insanların birbirine karşı çok tahammülsüzleştiği günümüzde kayba uğramış bir değer olan insanlarla güzel geçinme sanatı: ‘hoşgörü, müsamaha’ hasletlerinin önemine vurgu yapıyor.

Bizler sabırla dinlemeyi ve anlamayı, tahammül ederek geçinmeyi, kendimize bir hayat düsturu haline getirsek nice engelleri kolaylıkla aşabiliriz, nice problemlerin rahatlıkla üstesinden gelebiliriz.

 

Bu bağlamda muhatabımızla ‘hemhal olmak’ anlamına gelen “Empati Kurmak” prensibini diri tutmalıyız.

Zira insanın affediciliğinin, hoşgörüsünün, insanlara karşı tahammülün önündeki en büyük engel  hiç şüphesiz kendini kusursuz gösteren, kusuru hep başkasında arayan, egosudur.

    Orucun hikmetlerinden biri de insanın nefsini (egosunu) terbiye etmesi aslında insana ne kadar aciz olduğunu hatırlatmasıdır.

Yine orucun faydalarından birisi de kötülüklere karşı sabır kalkanı olmasıdır. Zaten oruç sabrın yarısı değil midir? Peygamberimiz:

“Oruç bir kalkandır. Sizden biriniz oruçlu olduğu bir günde kötü söz söylemesin, kavga etmesin. Ona birisi sataşır veya küfrederse, “Ben oruçluyum” desin.”(Buhâri , Savm, 9) buyurmaktadır. Gerçekten şuurlu ve şartlarına riayet edilerek tutulan oruç, kişiyi kötülüklere karşı koruyan bir kalkandır.  Oruçlu kimse, kavgalara, çirkinliklere, kötü sözlere,  günah ve isyanlara karşı iç alemini kapamıştır. Onun sadece midesi değil aynı zamanda dili, eli, gönlü bütün uzuvları bu tür olumsuzluklara karşı iftarı olmayan bir oruçtadır. Bu ömürlük sabır orucunun iftarı ancak cennette olacaktır. 

Ne mutlu bu manayı hayatına aktarabilenlere, Bu ahlakı hayat boyunca kuşanıp koruyabilenlere, Allah’ın selamı rahmeti hepimizin üzerine olsun.

Günün Ayeti

“Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah'tan yardım dileyin. Şüphe yok ki, Allah sabredenlerle beraberdir.” ﴾ Bakara, 153 ﴿

 

Günün Hadisi

 

“Oruç bir kalkandır. Sizden biriniz oruçlu olduğu bir günde kötü söz söylemesin, kavga etmesin. Ona birisi sataşır veya küfrederse, “Ben oruçluyum” desin.” (Buhâri , Savm, 9;)

Fıkıh Köşesi

 

Keffâret orucu tutan bir kimse yolculuğa çıktığında, keffâret orucuna ara verebilir mi?

Başlanan bir Ramazan orucunu meşru bir mazeret olmaksızın bilerek bozan bir kimsenin gücü yetmesi hâlinde peş peşe iki kamerî ay veya altmış gün keffâret orucu tutması gerekir. Hanefilere göre kadınların âdet hâlleri hariç hiçbir sebeple keffâret orucuna ara verilmez. Sefer ve benzeri bir sebeple ara verilmesi hâlinde daha önce tutulmuş olan oruçlar nafile yerine geçer. Bu durumda keffâret orucuna baştan başlanır. Çünkü keffâret orucunun ara verilmeksizin tutulması gerekir (İbn Nüceym, el-Bahr, II, 278). Bununla birlikte tutulmakta olan keffaret orucuna hastalık ve yolculuk mazeretine binaen ara verilebileceğini, bu mazeretler sona erince ara vermeden kaldığı yerden devam edilebileceğini söyleyen mezheplerin görüşleriyle de amel edilebilir (bkz. Mevvâk, et-Tâc, V, 448).

 

21 MAYIS 2020 PERŞEMBE

 

İmsak: 03.56

İftar: 20.04

Dün 18:20 TSİ - Ramazan Özel


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.




Anket Bugün son iki aday kalsa Erdoğan'ı mı Yavaş'ı mı seçersiniz?