Ramazan Özel'de bugün: Doğruluk

Resulü Ekrem (SAV) bir gün “Beni Hud Suresi ihtiyarlattı” buyurmuştur. Surede geçen şu ayeti celiledir: Sen emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür” (Hud, 112)

RİVAYETE göre Kur’an-ı Kerim içinde Allah resulüne en ağır ve çetin gelen ayettir. Zira Yüce Rabbimiz Resulüne bu sürede büyük sorumluluğunu hatırlatmıştır:

Sen emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Hakkıyla doğru ve dürüst ol!

      Yani, Resulüm sen her hususta doğruluk ile emrolunmuş bulunuyorsun. Ve senin, her işte Kur'an'da emrolunduğun gibi, sıratı müstakim üzere tam bir doğrulukla hareket etmen ve her hususta aldığın vahye uyman, Kur'an ahlakı ve ahkamı uyarınca hareket edip bilfiil canlı bir doğruluk örneği olman gerekmektedir.

Surenin baş tarafında: “Belki sen, “ona bir hazine indirilse veya onunla beraber bir melek gelse ya!” demelerinden dolayı, sana vahyolunanların bazısını terk edecek olursun ve bundan da göğsün daralır.”(11/12) Ayetinde geçtiği üzere ‘vahyolunan emrin yerine getirilmesi ne kadar ağır olursa olsun taviz verme daralma. Sen sana karşı çıkanların laflarına da bakma ne o emrin tebliğinde, ne de icra ve uygulamasında hiçbir engelden yılmayarak emrolunduğun gibi dosdoğru olmaya devam et!’ Mesajı veriliyor.

     

 Demek ki, Hakk'a vasıl olmak için istikametten başka yol olmadığı gibi, her hususta istikamet kadar yüksek bir makam ve onun kadar zor hiçbir emir yoktur.

    

DOĞRULUK İÇİN SADIKLARLA BERABER OLMAK

 Bu sorumluluğu yerine getirmenin yollarından birisi sadıklarla doğrularla beraber olmaktır, nitekim Allah Azze ve Celle Tövbe Süresinde bunu bize emretmektedir;

“Ey inananlar! Allah’a karşı saygılı olun ve özü-sözü doğru olanlarla beraber bulunun.” (Tevbe sûresi (9), 119) Buyurmaktadır. Bu ayet-i kerîme, Tebük Savaşı’na katılmayan daha sonra tövbeleri kabul buyurulan üç sahâbî ile ilgili âyetlerden hemen sonra gelmektedir. Zira bu sahabeler Tebük Seferi'ne hiçbir mazereti olmaksızın katılmamış, fakat münafıkların yaptığı gibi Resûlullah'a (sav) çeşitli yalanlarla bahane uydurmamıştır.  Kâ'b b. Mâlik,  Mürâre b. Rabîa  Hilâl b. Ümeyye adlarındaki bu üç seçkin sahâbînin dünyaları utanç ve üzüntülerinden dolayı başlarına yıkılmış, günlerce ağlamışlar, nihayetinde doğru sözlü olmaları nedeniyle Allah'ın affına mazhar olmuşlardır.

Bunları örnek olarak işaret eden Rabbimiz Müslümanları, imanlarında, verdikleri sözlerinde ve dinlerinde, gerek niyet, gerek söz, gerekse davranış bakımından dürüst kimselerle birlikte olmaya çağırmaktadır.

“Sâdıklar” bu âyette, -önü sonu dikkate alınınca- öncelikle “Hz. Peygamber ve ashâbı” anlamına gelmektedir. Muhammed (sav.) ve ashâbının yolunu izlemeye gayret eden has Müslümanlarla beraber olmak, kulun Allah saygısını arttıracak ve dolayısıyla ona dünya-âhiret mutluluğunu kazandıracaktır.

SIDK ANLAYIŞININ HAYATIMIZA YANSIMASI

İslâm ahlâkçıları da Kur’an ve Sünnette tuttuğu önemli yere binaen, sıdk kavramına eserlerinde geniş yer vermişler, çeşitli tutum ve davranışlara göre başlıca altı tür sıdktan söz etmişlerdir:

a) Konuşmada dürüstlük:

Dinî ve sosyal bir zarara yol açmadıkça söylenen her sözün gerçeği yansıtması gerekir.

b) Niyet ve iradede dürüstlük:

Davranışların özü ve ruhu niyettir; bu itibarla kişi önce kendi niyet ve iradesinde dürüst olduğundan emin bulunmalıdır. Nitekim birçok âyet ve hadis, davranışlarda niyetin önemini vurgulamıştır.

c) Karar dürüstlüğü:

Kişi bir işin iyi olduğuna inanmışsa onu yapmaya, kötü olduğuna inanmışsa ondan uzak durmaya karar vermelidir.

d) Kararında durma dürüstlüğü:

Bir konuda verilmiş kararı uygulamak ve caymadan sürdürmek, karar vermekten daha güçtür; fakat kararın değeri onu uygulamadaki dürüstlüğe bağlıdır. Karar verme ve kararında durma dürüstlüğü özellikle kötü alışkanlıklardan tövbe edip bir daha bunlara dönmeme konusunda önem taşır. Kötü bir işe karar verilmiş olması halinde bundan caymak ise yeni bir doğru karar almak ve uygulamak anlamına gelir.

e) Amelde dürüstlük:

Ahlâk bilginleri amel bakımından sıdkı, iyilikleri gösteriş yapma ve çıkar gütme gibi ahlâk dışı amaçlarla değil, sırf iyilik olduğu için yapma, kötülükleri de aynı anlayışla terk etmedeki doğruluk ve dürüstlük şeklinde açıklarlar.

f) Dinî ve mânevî hallerde dürüstlük:

Özellikle tasavvufî kaynaklarda havf (korku), recâ (ümit), tâzim, zühd, rızâ, tevekkül, sevgi gibi insanın Allah’a saygı ve bağlılığını gösteren yüksek dinî ve mânevî hallerinde dürüst olması, sıdkın en yüksek derecesi olarak gösterilmiştir (Gazzâlî, İhyâ, IV, 391).

Böylece, insanın sorumluluğa konu olan bütün hal ve hareketlerinde doğruluk ve dürüstlüğü, samimiyet ve iyi niyeti ifade eden geniş kapsamlı bir ahlâk terimi olan sıdkın, âyette büyük bir erdem kabul edildiği ve bu fazilete sahip olanların da, müminler için örnek ve önder şahsiyetler olarak gösterildiği söylenebilir.   

Konuyla ilgili bir hadisi şerifinde

Abdullah İbni Mes’ud (ra)den rivâyet edildiğine göre Allah’ın Resulü (sav) şöyle buyurdular:

“Şüphesiz ki sözde ve işte doğruluk hayra ve üstün iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete iletir. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddîk (doğrucu) diye kaydedilir. Yalancılık, yoldan çıkmaya (fücûr) sürükler. Fücûr da cehenneme götürür. Kişi yalancılığı meslek edinince Allah katında çok yalancı (kezzâb) diye yazılır.” (Buhâri, Edeb 69; Müslim, Birr 103-105.)   

Hadisi düşündüğümüzde bir iyilik bir de kötülük zincirinden ve bunun sonucundan bahsedebiliriz. Zira dürüstlük, üstün iyilik demek olan birr’e; birr ise, cennet’e uzanan bir çizgidir. Yalan ve yalancılık her türlü kötülüğün başı olan fücûra sebep olacaktır. Fücûr ise cehenneme götürür. Yalancılığı âdet edinenler Allah katında kezzâb diye tescil edilecektir. Bu önemli bir tespit ve büyük bir uyarıdır. Bu demektir ki, sahteciliğin İslâm’da yeri yoktur.

O halde daima doğruyu aramak, doğru söylemek gerekmekte, yalana ve yalancılığa asla müsâmaha göstermemek lâzım gelmektedir.  Unutulmamalıdır ki sözünde ve işinde doğru olmaya gayret edenler, peygamberlikten sonraki en yüksek mertebeye (sıddîkıyete) ereceklerdir. Bu müjde Nisâ sûresi’nin 69. Âyetinde şöyle bildirilmektedir: ~~4.69~
“Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehitlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır.”

SIDK KALBİN SAMİMİYETİDİR

Ehli Sıdk tövbesinde gerçeği itiraf edecek kadar samimi, namazını dosdoğru kılacak kadar dürüst duasını da içten yapacak kadar halis bir kuldur bu bağlamda sadk kalbin samimiyetidir. Öyle ki Allah Resulü bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur:

 “Bütün kalbiyle şehit olmayı isteyen kişiyi Allah, yatağında ölse bile, şehitler mertebesine ulaştırır.” (Müslim, İmâre 157. Ayrıca bk. İbni Mâce, Cihâd 15)

 Zira sıdk, sadece söz ve davranışlarda doğruluk değildir. Kalbin samimiyeti de doğruluk anlamındadır.

Allah’tan bir şey dilerken samimi olmak gerekir. Hadisimiz böylesine samimi bir dilekte bulunanların yataklarında ölseler bile, sırf bu isteklerindeki içtenlikleri sebebiyle Allah Teâlâ’nın onları şehit sayacağını, onlara şehit sevabı vereceğini açıkça belirtmektedir. Bu demektir ki, dürüst bir niyet ve dilek kişiyi, fiilen olmasa bile hükmen isteklerine kavuşturur.

DOĞRULUK BEREKET VESİLESİDİR

Alış-verişte malın ve paranın durumunu olduğu gibi söylemek, varsa kusurlarını gizlememek veya yalan beyânda bulunmamak temel ilkedir. Doğru sözlülük, ticârette ve kazançta bereket vesilesidir. Aksi ise, alış-verişte hayır ve bereket bırakmaz. Doğruluğun ekonomiye bu açıdan etkisi inkâr edilemez. Bu hususta Resûlullah (sav) şöyle buyurdu:

 “Satıcı ve alıcı (söz kesip) pazarlığı bitirdikten sonra birbirlerinden ayrılmadıkça alış-verişi bozup bozmamakta serbesttirler. Eğer onların her biri karşılıklı olarak doğru söyler (mal ile paranın durumunu olduğu gibi) açıklar ise, alış-verişleri bereketli olur. Yok eğer gizler ve yalan beyânda bulunurlarsa, alış-verişlerinin bereketi kalmaz.”

(

Buhârî, Büyû’ 19, 22, 44, 46; Müslim, Büyû’ 47)

Hadis, kazanma ve kâr kavramına ahlâkî ve mânevî boyut getirmektedir. Demek ki kazanma sadece rakamla ifâde edilecek bir konu değildir. Onda bir de “bereket ve hayırlılık yönü” yani “meşrûiyet” tarafı vardır. Bu da dürüstlük ile sağlanabilmektedir. Yalan söyleyerek veya malın ayıbını gizleyerek, daha doğrusu karşısındakini aldatarak para kazanmak mümkün ise de bu, müslümanca bir tavır değildir. Zira Hz. Peygamber bir başka hadîs-i şerîfinde “Bizi aldatan bizden değildir” buyurmuştur (bk. Müslim, Îmân 164).

Sözün özü, emrolunduğumuz gibi dosdoğru olmamız gerektiğini aklımızdan çıkarmamalıyız. Aldanmaktan ve Aldatmaktan Allah’a sığınalım ki Rabbimiz bizi Peygamberle, Sıddıklarla, Şehitlerle, Salihlerle beraber cennetiyle şereflendirsin. Allah’ın selamı rahmeti hepinizin üzerine olsun.

Günün Ayeti

Sen emrolunduğun gibi dosdoğru ol!

Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.”

(Hud, 112)

Günün Hadisi

Yalancılık, yoldan çıkmaya (fücûr) sürükler. Fücûr da cehenneme götürür. Kişi yalancılığı meslek edinince Allah katında çok yalancı (kezzâb) diye yazılır.” (Buhâri, Edeb 69)

Fıkıh Köşesi

Yanında emanet mal bulunan kişi o maldan yararlanabilir mi?

Emanet olarak bırakılan maldan emanetçinin yanında iken doğacak menfaat mal sahibine aittir. Mesela, emanet bırakılan hayvandan elde edilen süt, yün vb. şeyler mal sahibine ait olur. Emanet alan bunlardan yararlanamaz (Mecelle, md. 798). Bu nedenle emanet alan kişi, kendi kusuru ile emanet mala zarar verdiğinde bunu tazminle yükümlü olduğu gibi, bu maldan elde edilen menfaate zarar verdiğinde de zararı tazmin etmekle yükümlü olur (Alâuddîn, Tekmiletü Reddi’l-muhtâr, II, 473).

24 Mayıs 2019 - Ramazan Özel


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.




Anket Bugün son iki aday kalsa Erdoğan'ı mı Yavaş'ı mı seçersiniz?