Kanser savaşçısı yaşadıklarını DİM TV’de anlattı 

DİM TV ekranlarında Ebru Yahşi’nin hazırlayıp sunduğu Kent Gündemi’nin bu haftaki konuğu, Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ebe ve kanser savaşçısı Ayşe Başar Akdoğan oldu 

DİM TV ekranlarının sevilen programı Ebru Yahşi ile Kent Gündemi’nde bu hafta kanser hastalarının hayata nasıl tutundukları ele alındı. Aynı zamanda bir kanser savaşçısı olan ve meme kanserini yenen ebe Ayşe Başar Akdoğan yaşadığı süreci DİM TV’ye anlattı. Akdoğan, kanser hastalarına nasıl yaklaşılması gerektiği ve kendisinin nasıl hayata tutunduğu ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Meme kanseri farkındalık haftasına özel hazırlanan program izleyicilerden tam not aldı. Akdoğan programda şu açıklamalarda bulundu: 

‘KANSER OLDUĞUMU ÖĞRENDİĞİMDE EVİME GİDEMEDİM’ 

Ben Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gebe Okulu Eğitici Eğitmeni olarak görev yapıyorum. 21 yıllık ebeyim. Annelere ve çocuklara ulaşabileceğim bir yerdeyim. İnternet üzerinden bu hastalığa yönelik yaptığınız araştırmalarda da göreceğiniz belirgin bir belirti yaşadım. Sağ göğsümde portakal kabuğu görüntüsü vardı. Morarmaya başlamıştı. Küçük oğlum 20 aylıktı ve bu süreçte emziriyordum. İlk olarak emzirmeye bağlı olduğunu düşündüm ama yine de bir genel cerrahtan randevu aldım. Daha sonra tetkikler, ultrasonlar ve tedaviler başladı. Sonuçlarıma göre doktorum meme kanseri olabileceğimi, 1.5 santim büyüklüğünde sağ göğsümde bir kitlenin olduğunu belirtti. Kitlenin iyi huylu görünmediğini söylediklerinde çok üzüldüm. Bunu kabullenmek gerçekten çok zor. Bunu ailemle paylaşmak, bunu çocuklarıma anlatmak, benim kabullenmem çok zordu. Doktor Bey meme kanseri olabileceğimi söylediğinde, tahlil sonuçlarım açıklandığı gün hastaneden eve gidemedim. 

‘OĞLUMUN CÜMLESİYLE AYAĞA KALKTIM’ 

Hastanenin kantininde yaklaşık 1 saat kadar hiçbir şey yapmadan oturdum. Daha sonra 12 yaşındaki büyük oğlum beni aradı. ‘Anne geciktin, ne oldu, bir şey mi oldu?’ dedi. Onun sesini duyunca ağlamaya başladım. Benim ablam da meme kanseri geçirdi. Oğluma ‘Zeynep teyzen gibi oldum. Göğsümde kitle varmış. Meme kanseriyim. Eve gelemiyorum’ dedim. Evimizle hastane çok yakındı. Oğlum hemen yanıma geldi. Ben ağlarken oğlum bana ‘Anne sana ben bakarım, gerekirse her şeyi ben yaparım’ dedi. Bu cümle ile ayağa kalktım. Kanserle savaşmaya orada başladım. 

‘TEDAVİ SÜRECİM DEVAM EDİYOR’ 

Ardından süreç başladı. Öne iğne ile bir parça alındı. Meme kanserinde üçüncü evrede olduğum belirlendi. Sağ göğsümün ve koltuk altı bezlerimin alınması gerektiği açıklandı. Önce cerrahi ardından kemoterapi gördüm. Bu süreçte radyoterapi ve ışın tedavisi de aldım. Hala da koruyucu bir tablet ile tedavi sürecim devam ediyor. Tıp bildiğiniz üzere her gün gelişiyor. Şimdiki kemoterapi ilaçları daha kıymetli. Benim dönemimde aldığımda ciddi yan etkileri vardı. Saçların dökülmesi, mide bulantıları ile baş edebilmek gerçekten zor.

‘KANSER HASTASININ YAKINLARI DA PSİKOLOJİK DESTEK ALMALI’

Bir kişiye kanser tanısı konulup tedaviye başlandığında, ailesi ve yakınları ile birlikte hasta mutlaka ve mutlaka psikolojik destek almalı. Sağlık Bakanlığı inşallah bu konuya da bir çözüm getirir. Şimdi kanser hastalarına psikolojik bir destek veriliyor. Ama yakınların da alması gerekiyor. Örneğin mideniz bulanıyor ve kusuyorsunuz. Size bakan yakınınız ‘tüh tüh, sen bu hale düşecek kadın mıydın?, Sen ne yaptın da Allah sana bunu verdi?’ gibi cümleleri duymaya gücünüz olmuyor. Ben bu cümlelere verecek cevap bulamıyorum. Yakınların kanser hastasına nasıl konuşacağını bilmesi gerekiyor. Ben bugün ayakta isem eşimin, ailemin ve sevdiklerimin destekleriyle ayaktayım. Ben kanserle savaştım ama ailem de benimle birlikte mücadele verdi. 

‘EŞİM HER SABAH AÇIK HAVAYA KAHVALTIYA GÖTÜRDÜ’ 

Tedavi sürecinde yenmesi gereken gıdalar ve yenmemesi gereken gıdalar hekimlerimiz tarafından bize anlatılıyor. Ama, bu eve geçtikten sonra pek işleme alınmıyor. Özellikle bulantılar süreci zorlaştırıyor. Bu süreçte bir greyfurt yenmemeli, nar suyu içilmemeli. Çok fazla miktarda şekerden uzak durulması gerekiyor. Doğal beslenmeye çalıştım. Bol protein ve vitaminden zengin bir diyetle götürmek yan etkileri azaltıyor. Benim eşimin hakkı gerçekten çok çok fazla. Kemoterapi aldıktan sonra her gün kahvaltıyı dışarıda yapardık biz. Ardından günlük yaşantımıza devam ederdik.Açık hava yürüyüşleri ve nefes egzersizleri çok faydalı oluyor. 

‘TELKİN CÜMLELERİ BİR BASKIYA DÖNÜŞMEMELİ’ 

Öfke patlamaları ve ağlama krizleri oluyor. Biz uzvunuz yok, saçlarınız dökülüyor. Eskiden yaptığınız şeyleri yapamıyorsunuz. Aile üyeleri bu süreçte hastanın karşısına geçip de çok yorum yapmamalı. ‘Senin için ne yapabilirim, Bugün senin için ne pişireyim?’ cümleleri çok kıymetli. Ablam midem bulandığı için yemeklerimi kendi evinde yapıp bana ulaştırırdı. Bu benim için çok kıymetli. Eşim her sabah ‘Bu sabah seni nereye kahvaltıya götüreyim?’ diye sorardı. Bunlar çok önemli ve kıymetli şeyler.’Bana değer veriliyor. Ben de mücadele etmeliyim’ diye düşünüyorsunuz. Yakınlar tarafından yapılan ‘Sen başaracaksın, sen savaşacaksın’ cümleleri çok rahatsız edici. Bu bir baskıya dönüşmemeli. Ya başaramazsam? 

‘ÇOCUKLARIMIN GÖZÜNÜN İÇİNE BAKARAK KENDİME GELİYORDUM’ 

Ağlama krizi geldiğinde kendim için bir yöntem bulmuştum ve çocuklarımın gözünün içine bakıyordum. Onların gözüne baktığım zaman krize girmezdim. Bir oğlum daha 20 aylıktı. Onunla vakit geçirmek beni o kadar mutlu ederdi ki… Onların gözüne baktığımda her şeyi unutuyordum. ‘Seni bugün iyi gördüm’ cümlesi o kadar kıymetli ki hasta için. Bu sözler hastayı gerçek anlamda motive ediyor. Ben başım kapalı olduğu için şanslıydım ama, saçları dökülmüş birisini gördüklerinde 2Tövbe Yarabbi tövbe, aa kanser herhalde’ gibi cümleler kurulması hastaya insan dışı bir yaratıkmış gibi davranılması çok büyük yıpratıyor. Bugün ben yaşadım ama yarın kimin yaşayacağı nereden bilinir. 

‘KANSER BULAŞICI BİR HASTALIK DEĞİLDİR’ 

Tedaviye yeni başladığım süreçte çok yakın bir akrabam ‘Seni hiç iyi görmüyorum. Genel durumun böyle değildi. Karaciğerin şişmiş. Gözlerinin altı çok çökmüş. Senin durumun iyi gitmiyor. Doktorunu değiştir’ dedi. Bu cümleler hastayı iyiye götürmüyor. İçimize ve eve kapanıyoruz. Kimse gelmesin, beni kimse görmesin istiyorsunuz. Bir de kanser hastalığını bizim toplumumuzda hala bulaşıcı hastalık gibi görenler var. Beni ziyarete geliyorlardı ve bir bardak çay içmeden, ikramlardan almadan gittiler. Benden 3 metre mesafede oturdular. Gerçekten bu çok yıpratıcı. Bazı durumlarda telefonlarımı dahi kapattım. Bu toplumsal bir olay ve toplumun bilinçlenmesi lazım. Kanser bulaşıcı bir hastalık değildir. Bir de kanser hastası yakınlarına şunu söylemek istiyorum, lütfen hastanızdan hastalığı, tedavinin süreçlerini saklamayın. Kanser hastası neyle nasıl mücadele edeceğini bilsin. Ama bunu doktoru tarafından bilsin. Doktoruyla arasında bariyer olmayın. Hasta bilsin, gardını alsın ve savaşsın. “ (Gülşah ANAK)

14 Eki 2022 - 14:32 - Sağlık


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Yeni Alanya Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Yeni Alanya Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Yeni Alanya Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Yeni Alanya Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.