Müslüm Baba neler yaşadı neler!

Hayattan ve yürekten söylemeyi pek sevdiği şarkılarından vazgeçip, sonsuzluğa gidişinin üzerinden 5 yıl geçti Müslüm Gürses'in... Onu Timuçin Esen'in canlandırdığı Müslüm filmi, sinemalarda şimdi... O filmi izleyenler ya da izlemeyenler... Aşağıdaki satırlar, Gürses'in gerçek hayatıdır...

Müslüm Baba neler yaşadı neler!
banner404

ŞANLIURFA'NIN Fıstıközü köyündeki bir kerpiç evde dünyaya gözlerini açan Müslüm Gürses için hüzün, sadece şarkılarıyla sesinden değil, hayatından da eksik olmamıştı. Hem sessiz hem de yalnız bir adamdı, nüfus cüzdanındaki adıyla Müslüm Akbaş, tanıdığımız adıyla Müslüm Gürses… Konuşmayı sevmez, sükutun altın olduğunun adeta simgesi gibiydi. 33 yıl arayla iki kez ölüme kafa tutan ama dört aydır yoğun bakımda verdiği mücadele sonunda vedaya hazır olan ünlü sanatçının hayatı tam bir roman gibiydi.
HAYATA YOKSUL BAŞLADI
1953’ün 7 Mayıs günü Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesinin Fıstıközü köyünde, kerpiç duvarlı bir evin nohut odasında dünyaya gözlerini açtı. Yoksul olsa da, sevgi zengini bir ailenin oğluydu. Annesi Emine, sevinç çığlıkları atarak bağrına bastı ilk oğlunu. Baba Mehmet Akbaş ise mutluluktan köy meydanında türküler söyledi. Müslüm Gürses, babasının müzik tutkusunu her zaman mutlulukla dile getirdi.
“Babam köylü olsa da duygu adamıydı. Türkü söylemeyi severdi. Bağlama da çalardı. Ancak kazanç kapımız topraktı. Köy içinden hatırladığım, tozlu yollar, kavurucu sıcakların içindeki tarlalardır hep. Tarlada kaldığımız gecelerde babam en çok ‘Benim Sadık Yarim Kara Topraktır’ türküsünü söylerdi. Babamı tanıyanlar, benim sesimi ona benzetirler.”


ADANA’YA GÖÇ ETTİLER
Çocukluğu ve köyde yaşadıkları geçmişte kalır. Çünkü geçim derdi onları Adana’ya sürükler. Eşi Emine’yi, çocukları Zeyno, Ahmet ve Müslüm’ü doyurabilmek için Mehmet Akbaş, kimi zaman düğünlere gidip bağlama da çalar. Ne var ki bunun duyulmasını hiç istemez. Çünkü o yıllar, şarkıcılığın baş tacı edildiği yıllar değildir. Mehmet Akbaş gizlese de büyük oğlu Müslüm yüreğindeki müzik sevdasını artık gizlemek istemez ama bir yandan da çekinir.
“Adana’da sıcak yaz gecelerinde damda yatardık. Yıldızların altında hoş olur uyumak. Babamın korkusuna içimden şarkı söylemek gelse de sessiz kalır, okumazdım.”
ACILARLA AÇILAN ZİRVE YOLU
“Bir mesleğin olsun” diyen babası onu bir terzinin yanına verir. Terzi çırağı olsa da tek sevdası müziktir.
“Bir gün Adana Piknik Aile Çay Bahçesi’nde bir yarışma düzenlendi. Katılacağımı duyan babam, gece ben uyurken saçlarımı kesti. Sabah gittim üç numaraya vurdurdum başımı. Sonra Bit Pazarı’ndan elbise kiraladım. Neticede yarışmaya katıldım ve birinci seçildim. Yıl, 1968’di… Bir süre çay bahçesinde şarkı söyledim. Mehmet Genç diye bir arkadaşım vardı, bağlama çalardı. Ben terziliğe başlayınca arada bir yanıma gelirdi. Mehmet, o zamanlar İzzet Altınmeşe’nin kardeşi Sadık Altınmeşe’ye çalardı. Bir akşam Sadık hastalanmış, ‘Bu akşam gazinoda sahneye sen çıkacaksın’ dedi Mehmet. Çıktım o gece sahneye ve gazino patronu ‘Bundan sonra burada sen çalışacaksın’ dedi. Aslında müzikteki kaderim o gece değişti, şansım o gece yüzüme gülmeye başladı.”
Fazla gülmenin günah olduğu öğretilen Müslüm’ün hayatı da, kaderi de pek güler yüzlü değildir zaten. Hele yaşadığı iki acı vardır ki, yüreği dağlanır, yıkılır. Önce, “Benim kara kuzum, büyük oğlum” diyerek üzerine titreyen annesi ölür. Bu acı katmerlidir, çünkü onu ölümüne neden olan kişi babasıdır. Bir toprağa diğeri mapus damına gider… Kısa süre sonra da kardeşi Ahmet’i kaybeder. Bu acıların ardından iyice içine kapanır, sessizliğe gömer kendini Müslüm. İç dünyasında acı dolu fırtınalar eserken, dış dünyaya sımsıkı kapalı olan Müslüm’ün müzik sevdası karşılıksız bir aşk gibi sürüp giderken, bazı tesadüfler olur. Öyle ya hayat hep acımasız olacak değildir ona.
“İçimdeki kederleri şarkılarla dağıtmaya çalışır, yüreğimdeki acıya acılı şarkılarla tuz basardım.”


1979’DA ÖLDÜ, DİRİLDİ
Müslüm Gürses, ilk ve en önemli çıkışını 1969’da ‘Sevda Yüklü Kervanlar, Senin Kapından Geçer’ şarkısıyla yaptı ve herkesin diline bu şarkı düştü. Askere gidip vatan borcunu ödeyip dönünce müziğe “Devam” dedi. Ancak 1979’da ölümle ilk kez yüzleşti. Dahası kendi tanımlamasıyla, önce öldü, sonra dirildi…
“Bir gece konser sonrası Tarsus’tan Adana’ya dönüyorduk. Ben uyumuşum. Şoför de uyuyunca bir kamyonla çarpışmışız. Ben o uykudan diğer uykuya geçmişim anında.”
Bu korkunç kazayla ilgili hiçbir şey hatırlamaz Müslüm Gürses. Çünkü bir anlamda bu ölüm uykusudur ve “Diğer uykuya geçmişim” dediği de ölümdür. Alın kemiği öylesine kırıklarla doludur ki, yok olmuştur. Neler yaşadığını çok sonra öğrenir.
“Kazada şoför ölmüş. Benim de öldüğümü sanmışlar, gazete kağıtlarıyla üstümü örtmüşler. Sonra da morga kaldırmışlar. O arada nefes aldığımı fark eden hasta bakıcı doktorlara haber verince acile almışlar hemen. Ben ölümü yaşadım aslında. Yeniden hayata dönmüş olmam Allah’ın bir lütfudur. Ameliyatta alnıma beynimi koruyacak bir plaka taktılar, çünkü alın kemiğim yok olmuştu. O kazadan sonra koku alma duyumu kaybettim. Hiçbir kokuyu alamam ben. En pahalı parfümler bile ispirto kokusu verir bana. Ayrıca işitme duyum da yüzde elli kayboldu, çok az işitirim.”
Azrail’in son anda canını almaktan vazgeçtiği Müslüm Gürses, şöhret merdivenlerini hızla tırmanmaya başlar. ‘Özür Diliyorum Senden’, ‘İsyankar’, ‘Ben İnsan Değil miyim?’ ve diğer şarkılarıyla artık Müslüm Gürses milyonların sevgilisidir.
EN BÜYÜK AŞKI MUHTEREM NUR
Gönüllerde taht kuran Gürses’in kendi gönül tahtına ise bir dönemin ünlü sinema yıldızı Muhterem Nur kurulur. Bu aşk film gibidir zaten ve Müslüm Gürses hep gülümseyerek anlatır:
“Adana’da Muhterem’in filmlerini hiç kaçırmazdım. Müthiş hayrandım ona. 1982’de Naci Uyanık diye bir menajer ‘Malatya’ya konsere gidiyoruz’ dedi. Önce ‘Hayır gelmem’ dedim, sonra baktım kadroda Muhterem var, ‘Tamam geliyorum’ dedim. Malatya’da tanıştık. Önce tartışmalarımız, atışmalarımız oldu ama sonra büyük bir aşkla bağlandık birbirimize.”
Müslüm Gürses’in 5 Mayıs 1986’da Beykoz Evlendirme Memurluğu’nda hayatını birleştirdiği Muhterem Nur, sevdiği adamı son yolculuğuna uğurlarken dudaklarından dökülen kelimeler ise şunlar oluyordu: “Yaşadığım acıyı anlatmam mümkün değil. Bugünden itibaren ben de yaşayan bir ölüyüm… Ruhum Müslüm’le gidiyor…”


SANAT GÜNEŞİ DE ONA HAYRANDI
Hüzünlü şarkılarıyla milyonların gönlünde taht kuran Müslüm Gürses’in en ateşli hayranlarından birisi de Sanat Güneşi Zeki Müren’di. Gürses’in gazino çalışmaları yaptığı yıllarda sık sık ön masalardan onu izlemeye giden Müren, bu hayranlığını da hiç gizlemezdi:
“Müslüm Gürses şarkı söylemeye başladığı zaman benim ayaklarım yerden kesiliyor. Bir insan şarkıları bu kadar mı yürekten söyleyebilir, inanılmaz bir yorumcu o. Hayranlarının bir çığ gibi büyümesine asla şaşırmıyorum. Müslüm yıllandıkça gerçek bir şarap gibi tatlandıkça tatlanacaktır.


JİLETÇİLERE HEP TEPKİLİYDİ
Müslüm Gürses, hayatı, şarkıları ve hayranlarıyla üniversitelerde tez konusu bile oldu. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü öğrencilerinden Caner Işık, Doç. Dr. Nuran Erol’un danışmanlığında hazırladığı tezde “Müslüm Gürses ve Müslümcüler” ekseninde olan ruh halinin ve anlam dünyasının kapısını araladı. Gürses, konserlerinde vücudunu jiletle kesen gençlerin taşkınlıklarında ise her zaman karşı çıktı.
“Sevgi, nefret ve şiddet üçgeninde yaşayan gençlerin taşkınlığından çok rahatsızım. Konserimde küçük de olsa böyle bir olay çıktığında hemen sahneden iniyorum. Gençlerin kendilerine zarar verdiğini görmek istemiyorum.”
UMUTLAR TÜKENİYOR
Sonuçta, gençlerin kendilerine zarar vermelerini istemeyen Müslüm Gürses’in genel sağlığı ne yazık ki bozulur. 18 Kasım 2012 tarihinde Prof. Dr. Bingür Sönmez’in sihirli elleriyle dokunduğu ve iki damarını değiştirdiği kalbi eski sağlığını yeniden kazanır. Böbreğiyle karaciğeri de her geçen gün daha iyiye gitmektedir. By-pass ameliyatı sonrasında oluşan karaciğerle böbrek yetmezliği ve bağırsak bozulmalarıyla ilgili süreci atlatan Gürses’in ayağa kalkması beklenirken, bu kez de akciğerinde enfeksiyon oluşmuştur. 3 Mart 2013’te doktorları “Beyin ölümü henüz tam anlamıyla gerçekleşmedi, kendisi makinaya bağlı” dese de, menajeri Nevzat Takmaz gözyaşları içinde SÖZCÜ’ye şu açıklamayı yapmıştı: “Şu anda tıbbi olarak yapılacak bir şey kalmadı. Doktorlar açıklamasa da beyin ölümü gerçekleşti. Makineye bağlı bir şekilde sadece suni olarak nefes aldırılıyor. Muhterem Nur ve doktorları fişini çekmeseler bile en fazla iki gün dayanabilir. Kısacası ne yazık ki Müslüm Baba’yı kaybettik!”
Hastaneye ilk koşan ünlüler arasında şu isimler yer alıyordu: Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Hülya Avşar, Ferdi Tayfur, Orhan Gencebay, Selami Şahin, Murat Kekilli, Ahmet Selçuk İlkan.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner470

banner477

banner452

banner449

banner487

banner481

banner472

banner479