2001 ekonomik krizinin nedenleri çok yazıldı, çizildi. Ancak biraz geriye gidip, daha geniş açıdan incelendiğinde, yazılanların ötesinde ABD'nin korkunç planı gün yüzüne çıkmaktadır. Hatırlanacağı üzere 1974 Kıbrıs Barış Harekatı, ABD'nin tehditlerine rağmen, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'in 'Ayşe tatile çıksın' şifresiyle gerçekleştirilmişti. Yıllar sonra Başbakan Ecevit'in son ABD gezisinde, kendisine önerilen Büyük Ortadoğu Projesi eşbaşkanlığı görevini reddetmesi üzerine, koltukta oturan baba Bush 'un karşısında dimdik ayakta duran Ecevit'in kapı aralığından çekilmiş fotoğrafının dünya basınına servis edilmesiyle içte ve dışta itibarsızlaştırma kampanyası başlatılmış ve dolayısıyla ABD, Ecevit’ten 1974'ün rövanşını almakla birlikte, koalisyon hükümetinin sonunu getirecek ekonomik krizin düğmesine de basmış oldu.

Bunu fırsat bilen sözde dost görünümündeki diğer emperyalist koalisyon, krizden çıkış reçetesi olarak tavsiye ettiği, merkez medyanın yere göğe sığdıramadığı ve patronlar kulübü TÜSİAD’ın da destek verdiği Kemal Derviş’in Dünya Bankası'ndan transfer edilerek Türkiye’ye getirilmesi için akıl almaz propagandalar yapılmış, daha Derviş gelmeden ekonomi kahramanı ilan edilmişti. Bazı büyük bankaların sahipleri bile yurt dışındaki paralarını Türkiye'ye getirmek için Derviş'i şart koşmuşlardı. Ve nihayet Derviş, Türkiye ye getirilerek ekonominin patronu yapıldı. İlk icraat olarak vergilere yüksek oranda zamlar yapıldı. Dolardaki yükseliş enflasyon artışını beraberinde getirdi.

'Derviş yasaları' diye bilinen toplam 15 yasa revizyona tabi tutuldu. Bunlar sırasıyla Uluslararası Tahkim Yasası, Telekom Yasası, Şeker Yasası, Tütün Yasası, Tuz Yasası,  Doğalgaz Piyasası Yasası, Merkez Bankası Yasası, Bankacılık Yasası, Sivil Havacılık Kanunu, Kamulaştırma Yasası, Bütçe Değişikliği Yasası, Görev Zararları ve Bazı Fonların Tasfiyesini Öngören Yasa, Ek Bütçe Yasası, İhale Yasası, Ekonomik ve Sosyal Konsey Yasası. İşte bu yasaların tümü, ülkemizin iç organlarının, yani tüm varlıklarımızın yabancılar tarafından talan edilmesini öngören yasalardı. Amaç, yabancı yatırımcıyı Türkiye'ye çekmekti. Ancak yabancı yatırımcı istihdam yaratacak sanayi yatırımı yerine, özelleştirme mevzuatı çerçevesinde mevcut tesisleri yok pahasına satın almakla işe başladı. Zarar eden kitlerin satışını öngören 24 ocak 1980 kararlarındaki engellerin kaldırılması ile de cumhuriyet döneminin tüm kazanımları böylelikle yabancıların eline geçmiş oldu. Yabancı sermaye aldıkları tesislerde üretilen malları Avrupa standartlarına yükselterek rekabeti sağlamak yerine, mevcut tesislerde dişe dokunur yenilemeye gitmeyerek, öncelikle çalışanların yüzde 40'ını kapı önüne koymakla işe başladı. Yüksek enflasyona bir de yüksek oranda işsizlik eklenmiş oldu. 2002 yılından sonra ülkeyi yönetenlerin iddialı bir ekonomi politikaları olmadığı için, mevcut Derviş politikasını devam ettirdi. Özelleştirmeler önlenemez bir hızla devam ettirilerek, elde edilen paralarla gün kurtarılmaya çalışıldı.
Derviş projesinin gerçek amacının Türkiye’nin küçük sanayi dışında olası projelerinin önünü keserek Avrupa’nın açık pazarı haline getirilmesi olduğu çok geç anlaşıldı. Zira, Türkiye hala orta ve büyük sanayi hamlesini gerçekleştiremeyerek, emperyal ülkelerin açık pazarı olmayı sürdürüyor.

Mevcut iktidar ülkenin nüfus yoğunluğu fazla olan dar bir bölgede Dubai tipi görkemli yapılaşma, 'Yap–İşlet–Devret' modeli ile yol, köprü, tünel gibi yerli ve yabancı sermaye yatırımları ile siyasi prim yaparak ayakta durmaya çalışmaktadır. Ancak bu tür yatırımlar bile istihdam yaratmaktan uzak, yine emperyal ülkelerin çıkarlarına hizmet etmektedir. Özellikle halk, bankalara borçlandırılarak konut ve araç alımına yönlendirilmekte, dolayısı ile yüzde 90'ı yabancıların elinde olan bankalara yüksek faiz ve faiz dışı kesinti kalemleriyle geleceği ipotek altına alınmaktadır. Sonuç olarak halk fakirleşmekte, kazançlarının önemli bölümünü borç ödemeye ayırmaktadır. Tabloya baktığımızda, bir tarafta bankalar yılın vergi rekortmenleri seçilmiş, diğer tarafta resmi rakamlara göre işsizlik yüzde 12 dolaylarında, vatandaşın alım gücü son derece düşük, kapanan esnaf ve şirket sayısı devasa boyutlarda, görkemli turistik tesisler atıl vaziyette, dış borç sürekli artışta, oto sanayinde  Avrupa’nın panayır yeri, Uzak Doğu ülkelerinin çöplüğü haline gelmiş durumda. Tarımda ve hayvancılıkta uygulanan yanlış politikalar nedeniyle, tüm tarım ürünlerinde, kırmızı et dahil, tüm gıda maddelerinde dışa bağımlı hale gelinmiştir. Kısacası, üretmeden tüketmeye devam ediyoruz. 
Ancak nereye kadar?

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat!. Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner452

banner457

banner449

English Russian

banner459

banner381

banner344

banner386

banner349