Doğu Avrupa yollarında büyük macera (2)

“Yolculuk, önce seni sözsüz bırakır sonra da iyi bir hikâye anlatıcısına dönüştürür.”
                                                                                                                   İbn-i Battuta

Bulgaristan sınırını gece yarısına doğru geçtik, henüz belirlediğimiz bir kamp alanı yok, yolda neresi uygun olursa...

Sınır kapısının hemen 100 metre ilerisinde bir markette alışveriş için mola verdik.

Tabelalar, yazılar, para birimi, lisan, bir anda tanıdık her şey yerini başka bir duruma bırakıyor.

Dışarıda ayaküstü sohbet ederken, biraz ileride bizim bindiğimiz Land Rover “Defender” ailesinden, farklı bir seri olan son model bir “Discovery” dikkatimi çekiyor.

Araç Alman plakalı bir polis aracı…

İçinden inen iki iri kıyım polis bizimkilerle sohbet etmeye başlıyorlar, ne muhabbet dönüyor diye yanlarına gidiyorum.

Haliyle onlar da merak içinde, tamamen yüklü on bir tane “Defender” turuncu gömlek giymiş elli kişi, haliyle dikkat çekiyor, kim olduğumuzu, nereye gittiğimizi, anlamaya çalışıyorlar.

Muhabbete dalıyoruz, Alman polisinin Bulgaristan’ın Türkiye sınır kapısında ne işi olduğunu soruyorum, Avrupa Birliği Topluluğu üyesi olan, Bulgaristan’a sınır konusunda desteğe geldiklerini söylüyor. Rutin bir olaymış.

İçimden Almanya’ya gitmeye çalışan Suriyelilerle alakalı olmalı diye geçirip, yekten soruyorum.

Polis kısa bir duraksıyor, cevap vermeyip tebessüm ediyor...

Basbayağı mülteci gelmesin diye Türk sınırını bekliyorlar, çünkü sınırı bir şekilde geçen bir sürü Suriyeli göçmen, Almanya’ya ulaşmaya çalışıyor.

Hâlihazırda 2015’yılından bu yana, Almanya’da yaşayan Suriyeli mülteci 1.300.000 kişiden fazla.

Artık yeter gayrı demiş olacaklar ki, Bulgaristan sınırına bile adam göndermişler.

Hoş, bu göçmenler sayesinde, 2015’ten bu yana Almanya’nın doğum oranları, son 33 yılın en yüksek seviyesine çıkmış.

Konuşma esnasında aklımdan bunlar geçiyor.

Kısa muhabbetten sonra, araçlarımıza binip kamp alanı bulmak üzere yola düşüyoruz.

Dereköy sınır kapısından çıktığınız zaman karşınıza ilk olarak “Malko Tarnovo” isimli küçük bir kasaba çıkıyor. Gecenin karanlığında ilerliyoruz.

Kendimi bir anda zamanda geriye yolculuk yapmış gibi hissediyorum, 80’li yılların Türkiye’si aklıma geliyor.

Binalar, yollar, her yer bayağı bir eski, kasabanın hemen dışında, yola paralel uzanan ağaçların arkasında kendimize çok güzel çayırlık bir alan bulup, kampımızı oraya atıyoruz.

Ertesi gün sık ağaçlarla çevrili yolların arasından kıvrıla kıvrıla kuzeydoğu yönüne, Karadeniz kıyısına doğru ilerliyoruz.

Hedef gün batmadan Varna’ya ulaşmak...

İhtiyaç molaları dışında pek durmadan gün boyunca ilerleyip, gün batımına doğru Varna’ya giriyoruz.

Kent merkezinde kısa bir tur yapmak istiyoruz fakat kent merkezine varmak bir türlü kısmet olmuyor. Şimdi esas mevzu kamp yapacak yer bulmakta, Varna turistik bir yer, öyle ha deyince bu kadar kalabalık bir grubun kamp yapacağı bir alan bulmak kolay değil.

Sahile paralel ilerleyen büyük bir parkın içine doğru, nizamiye kapısı gibi bir yerden geçerek aşağı iniyoruz.

Denize doğru inen yürüyüş yolunun kenarında küçük kafeler ve hediyelik eşya satan dükkânlar var.

İleride deniz kenarında kamp yapmak için uygun bir yer olduğu bilgisi geliyor. Bizden bir ekip nizamiye kapısındaki görevlilere ve bu alanın hemen yanındaki otelin resepsiyonuna kamp yapıp yapamayacağımızı soruyorlar.

Cevap olumlu geliyor ve boş araziye kamp yapmak üzere park ediyoruz.

İçimden, böyle bir yerde kamp yapmamıza izin vermezler diyorum ama grupta yeni olduğumdan pek ses etmeyip, çadırımı kurmaya koyuluyorum.

Yemek hazırlıklarına başlıyor herkes, tam yerleştik, sıkıntı yok derken, bir ekip arabası geliyor ve pasaportlarımızı istiyorlar.

Aklıma gelen başımıza geliyor, herkesin pasaportunu toplayıp polislere veriyoruz, bir yandan da kamp yapmak için izin aldığımız anlatmaya çalışıyoruz.

Bulgar polisinin pek anlamaya niyeti yok, orada kamp yapamayacağımız konusunda ısrarlılar, aslında dertleri “rüşvet almak”, fakat bizim vermeye hiç niyetimiz yok.

Gece yarısına doğru yeniden dinlenemeden yola koyuluyoruz, Varna’dan ayrılıp yeniden gecenin karanlığında yola düşüyoruz.

Herkes uykusuz, yorgun, stresli…

Gece daha bitmedi, bakalım nelerle karşılaşacağız.

Haftaya görüşmek üzere, sevgiyle kalın.

YORUM EKLE

banner495

banner516

banner470

banner452

banner449

banner518

banner481

banner472

banner479