Doğu Avrupa yollarında büyük macera (1)

​​​​​​ALANYA'DAN İstanbul’a doğru sabah uçağı ile yola çıktım, ertesi gün, buluşma yerimiz olan, Kadıköy’deki Yoğurtçu parkına geldim.

Eski demir perde ülkeleri, Bulgaristan, Romanya, Moldova ve Ukrayna’yı kapsayan yolculuğa buradan hareket edeceğiz.

İlk hedef, Dereköy sınır kapısı. Diğer sınır kapıları kadar kalabalık olmaması sebebiyle Bulgaristan’a buradan geçmeye karar veriliyor.

Yola çıktığımız ilk gün akşama doğru Karadeniz kıyısında ertesi gün Dereköy’e varabileceğimiz bir uzaklıkta kamp kuruyoruz. Akşam yemeği saati her araç kendi masasını kuruyor, neşeli bir sohbet ardından da yatma vakti geliyor.

Çadırımı sahile denizin 10 metre yakınına kurduğum için, kulağımda dalga sesleri, aklımda yolculuğun hayalleri, uykuya dalıyorum.

Ertesi gün sabah erkenden uyanıp, kamp ocağında kendime güzel bir kahve hazırlıyorum. Önümde uçsuz bucaksız Karadeniz…

Yaklaşık 1 hafta sonra şu anda bulunduğumuz noktanın öte tarafında Ukrayna’nın Odessa kentinden Türkiye’ye geri dönmeyi planlıyoruz, haydi hayırlısı diyorum.

Kamptakiler yavaş yavaş uyanıyorlar ve kahvaltı hazırlıkları başlıyor.

Grubumuzda toplamda 11 tane “Land Rover Defender” ve 50 yolcu var. Aileler, hatta küçük yaşta çocukları ile gelenler var. İçimden ne şanslı çocuklar diye düşünüyorum. Daha bu yaşta başka ülkeleri, başka kültürleri, değişik dillerin konuşulduğu diyarları gezip görecekler…

Onlara eğlence gelen bu yolculuk, onların geleceğinde unutulmaz izler bırakacak oysaki…

Henüz bilmiyorlar…

Kahvaltı sonrası yol öncesi bir genel toplantı yapılıyor, benim gibi gruba sonradan katılanların yolculuk yapacağı araçlar belirlendikten sonra, Karadeniz ormanları arasından genellikle araziden devam ederek kendimizi yola vuruyoruz.

50 kişilik bir grup ve 11 araç ile hareket etmek öyle zannedildiği kadar kolay değil. Koordinasyonu ve konvoyun temposunu grup lideri sürekli kontrol ediyor. Bu sebeple araçlar arasında sürekli bir telsiz bağlantısı var. Türkiye’de sorun yok en fazla kaybolursunuz ve gruptan koparsınız fakat ülke dışına çıktığınızda risk daha büyük, çünkü yabancı bir ülkede kaybolmuş oluyorsunuz.

Gruptan birinin gözünde oluşan şişlikten dolayı, Kırklareli’nde zorunlu bir mola veriyoruz.

Kendine has şivesi ile sıcakkanlı yurdum insanı bizi merakla inceliyor. Düşünsenize, 11 tane yüklü arazi aracı ve içinden inen 50 tane turuncu gömlekli insan bir anda ortada belirince bayağı dikkat çekiyor. Bu sebeple sürekli fotoğrafımızı çeken insanlar var.

Bu zorunlu moladan sonra Kırklareli’nden hava karanlığı ile birlikte yola koyuluyoruz ve nihayet gece saat 23.00 sıralarında Bulgaristan Dereköy sınır kapısına varıyoruz.

Sınırın öteki tarafı, Bulgaristan…

Hafızamda Bulgaristan’la ilgili olan bilgileri yokluyorum.

Küçüklüğümden kalan anılarda, Bulgaristan’da yaşayan Türk’lere yapılan zulüm ve “Belene” isimli TRT yapımı dizi hatırıma geliyor.

Toplama kampında, asimile olmamak, dilinden ve dininden vazgeçmek istemeyen Türk vatandaşlarına Bulgar devleti türlü işkencelerle zulmediyor. İsimlerini değiştiriyor, kendi dillerini konuşmalarına izin vermiyor, yerlerini değiştiriyor, baskı çok büyük!

Sonra 2017 yılında kaybettiğimiz, dünyaya adımızı duyuran, bayrağımızı sayısız kez göndere çektiren ünlü halterci Naim Süleymanoğlu. Avusturalya olimpiyatlarında yapılan bir ufak operasyonla Türkiye’ye kaçırılışı aklımdan hiç çıkmaz. Sıradan bir sporcu değil Naim Süleymanoğlu, 75 ten fazla dünya rekoru var. Mekânı cennet olsun…

Sınırı geçişte, 8 avro karşılığında, yalandan araçlarımızın üzerine dezenfektan sıkıyorlar, sanki Bulgaristan’a mikrop götüreceğiz (!)

Sınırı geçtiğimizde bizi Alman polisler karşılıyor, Türkiye’nin Bulgaristan sınırında Alman polislerin ne işi var diye düşünüyorum?

***

Devamı haftaya, sevgiyle kalın.

YORUM EKLE

banner517

banner516

banner470

banner452

banner449

banner518

banner481

banner472