banner516

banner470

banner452

banner449

banner481

banner472

banner479

05.08.2019, 01:29

Auschwitz-Birkenau toplama kampları (2)

Rehberimizin anlatımına göre kampları ziyaret eden Almanlar, bu katliamları yapanlardan Alman diye bahsedilmesinden bir hayli rahatsız oluyorlarmış.

Aralarında, “Onlar Alman değil Nazi’ydiler” diye tepki gösterenleri çıkıyormuş.

Genç kuşak Almanlar’ın bu trajik katliam ile ilintilendirilmek istememelerini anlayışla karşılıyorum.

Ancak adına Nazi denen bir ırk sadece 6 yıllığına yeryüzüne gelip, daha sonra da yok olmadılar..

Polonyalı rehberimizin iki amcası, kamp dışında çalışan bir çok esirin gizlice kaçmalarına destek olmuşlar.

Daha sonra yakalanan esirlerden biri onları Naziler’e gösterince, onlar ve bu tür yardım girişiminde bulunanlar kampın içinde bir duvarın önünde kurşuna dizilmişler.

Adolf Hitler’in son 48 saatini anlatan Düşüş adlı filmi bir hatırlayın.

Son ana kadar savaşı kaybettiğini kabul etmeden sığınakta stratejiler geliştirmeye çalışıyordu.

Kamp çalışanları da, son anlara kadar, kampı büyütmeye çalışmışlar.

Bu eziyetler 26 Ocak 1945 tarihine kadar sürdü.

Kampın basılacağını haber alan Naziler, 17 ve 23 Ocak 1945 tarihlerinde 60.000 kişiyi zorla kamp dışında yürümeye zorladılar.

Bu, bir tür ölüm yürüyüşüydü.

7.500 kişi yürüyemedi.

Bunların 300’ü vurularak öldürüldü.

Sovyet ordusu kampa ulaştığında yedi bin kadar hasta, bitap, masum esir buldular.

Ama yapayalnız.

Tüm Naziler kaçmıştı bile.

Bu esirlerin bazıları bir kaç gün içinde yorgunluk ve hastalıklardan öldüler.

Auschwitz kamplarının insan kaybı bilançosu şu şekilde tahmin ediliyor:

1.300.000 kişi bu kamplara getirilmiş.

Bunların 1.100.000’i çeşitli nedenlerle ölmüş, öldürülmüş.

Bu rakamın 200.000 kadarı çocuk, 130.000’i de kadın.

Ölenlerin 900.000’i, gelir gelmez gaz odalarında, kampta hiç bekletilmeden öldürülmüşler.

Kalan 200.000 kişi de ortalama olarak altı ay yaşayabilmiş.

Ölmeden Auschwitz’den ayrılan esirler, farklı kamplara sevk edilmişler, az bir kısmı ise kaçarak kurtulmuş.

Kızıl Ordu kampa el koyduğunda geriye;

45.000 çift ayakkabı,

7 ton insan saçı,

1 milyondan fazla giysi,

Takma ve altın dişler,

Protez kol ve bacaklar kalmış.

07.05.1945’de önce Almanya teslim oldu.

Sonra Amerika, Hiroşima ve Nagazaki’ye iki atom bombası attı, bu saldırılarda 210.000 insan öldü ve Japonya da 14.08.1945’de teslim oldu.

İkinci Dünya Savaşı sırasında yaklaşık olarak;

27 milyonu Sovyet, 10 milyonu Çinli, 6 milyonu Yahudi, 3 milyonu Polonyalı, 2.5 milyonu Japon, 1.5 milyonu Yugoslav olmak üzere, 60-65 milyon insanın öldüğü tahmin ediliyor.

Yani Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nda toplam 80 milyondan fazla can kaybı yaşanmış..

Tabi ki Polonya’nın çilesi Kızıl Ordu kampı boşaltınca bitmiyor.

O dönemin süper güçleri SSCB, Britanya ve ABD daha savaş bitmeden paylaşımı yapmışlardı bile.

Bu ülkelerin başkanları Stalin, Churchill ve Roosevelt,

2. Dünya savaşı (01.09.1939-02.09.1945) bittikten kısa bir süre sonra Sovyet sınırları içindeki Yalta’da toplandılar. (Kasım 1945)

Alınan karara göre Polonya ve Doğu Avrupa ülkeleri, artık onu kurtaran Sibirya ayıları SSCB’ye ait olacaktı.

Polonya’yı, 1990 yılına kadar sürecek olan bir başka uzun ve karanlık bir dönem bekliyordu..

İktidara geçtiği 1920 yılından, öldüğü tarih olan 1953’e kadar Sovyetler’i benzeri az görülen bir baskı ile yöneten ve onun iktidar döneminde 85-100 milyon insanın ölümünden sorumlu tutulan Gürcü kökenli Josef Stalin (1878-1953), artık Polonya’nın da diktatörüydü.

Stalin döneminde 250 binden fazla Polonyalı tutuklandı, bunlardan 50 binden fazlası çeşitli karanlık güçlerce katledildi.

Belarus’daki Kathyn Orman katliamı da onlardan sadece biri!.

Polonyalı rehberimiz öfkeli bir şekilde şunları da söyledi;

“Bu katliamlardan bir çok ülke sanki elleri temizmiş gibi çıkıverdiler işin içinden.

Hele ki Avusturyalılar, Ukraynalılar ve bazı Baltık ülkeleri..

Avusturyalılar, pazarlama konusunda dünya çapında başarılılar.

Salzburg, Mozart’ın doğduğu zaman Almanya sınırlarında olmasına rağmen Amadeus’u Avusturyalı olarak sahipleniverdiler.

Avusturya’da doğan ve savaş sırasında Avusturya’ya girdiğinde ‘oo, bizim çocuk evine mi gelmiş’ diye Hitler’i bağrına basmalarına rağmen, Adolf’ü Alman olarak ilan ediverdiler.

Müttefik devletleri yıllar öncesinden bu kamplarda yapılan katliamlardan haberdardılar.

Havadan fotoğraflarla belirlediler, kamptan kaçan esirler farklı kanallardan içeride işlenen cinayetleri defalarca anlattılar.

Esirlerin yegane taşınma yolu olan tren raylarını bile bombalayıp can kaybını çok daha aza indirebilirdiler.

Resmen göz yumdular..”

Unesco, 1979’da Auschwitz-Birkenau Müzesi’ni Dünya Kültür Mirası Listesi’ne ekledi.

Sadece bu iki kampı geçen sene 2.152.000 kişi ziyaret etmiş.

Ziyaretçilerin çoğunluğu;

Polonyalı, İngiliz, Amerikalı, İspanyol, İtalyan ve kendi yakın karanlık tarihlerini merak eden Almanlar..

Hatırlarsanız bu konu ile ilgili bir çok film izledik.

Sophie’nin Seçimi/1982,

Şindler’in Listesi/1993,

Hayat Güzeldir/1997,

Piyanist/2002,

Okuyucu/2008

bunlardan bazıları.

Bu filmlerin hiçbirisi, bu kampı çıplak gözle gördüğüm kadar etkilemedi beni.

Onlarca, dünya çapında bilim adamı, doktor, sanatçı, sporcu, hayırsever yetiştiren Alman toplumundan, nasıl olmuş da böyle bir cani ordusu da çıkmış konusundan da apayrı bir yazı teması çıkar.

Keşke bunlar 75 yıl öncesinde kalsaydı.

Yugoslavya’da yaşanan katliamlar, Halepçe’de insanların kimyasal maddelerle öldürülmeleri, Cezayir, Vietnam, Kore, İran-Irak, Afganistan Savaşları, Ruanda’da, Kamboçya’da yaşanan soykırımlar, İkiz Kuleler’e yapılan saldırılar ve daha bir çok ülkede kıyılan canlar.

Ve bunların bir çoğunun arkasında, günümüzün demokrasi önderi ülkeler vardı..

Din, para, güç derken insanlar birbirlerini öldürmeye doyamadı bir türlü.

Hitler’in hayali tüm Yahudiler’i yok etmekti.

Kendisi için, tüm dünyayı fethettikten sonra, dünyanın adını Deutschland olarak değiştirip, Berlin’i de dünyanın başkenti yapmayı düşlüyordu derler.

Oysa Hitler bu katliamları yaparken, Yahudi kökenli küresel para baronu Rothshild Ailesi (Kızıl Kalkanlar 18. yüzyıldan bu yana aktifler) gizlice dünyayı yönetiyor, savaşın tüm taraflarına kredi verip, her türlü silah ve mal satarak, hiç vergi vermediği milyar dolarlarını artırıyordu..

Tıpkı bugün de yaptıkları gibi.

Hepimizin içinde;

iyi, kötü, kibar, kaba, katil, sapık, yardımsever, egoist hücreler var.

Hangisini beslersek işte biz o insan oluyoruz.

Toplumlar da, bireylerin toplamlarının birer aynası değil mi zaten?

Dachau Toplama Kampı’nda, açlıktan bir deri bir kemik kalmış bir Yahudi’yi simgeleyen heykelde şöyle yazıyordu:

“Bize burada neler yapıldığını asla unutmayın”

Nasıl da doğru değil mi?

Çünkü, unutulan katliamlar elbet bir gün tekrarlanır..

 - Bitti -

Yorumlar (0)