SON zamanlarda mı çok duymaya başladım, yoksa hep mi vardı bilmiyorum ama kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyaya el ele tutuşmuş halay çeker gibi hızlı adımlarla ilerliyoruz. Ben onu böyle bilmezdim, ben bu insanları anlamıyorum, bunuda mı görecektim, kaç yıllık eşim hala tanıyamamışım... Ve daha bir sürüsü. İnsanların hayatı boyunca değişeceğine ve değişmeyeceğine dair inançları vardır. Bazıları yedisinde neyse yetmişinde de öyle kalıcağına inanırken, bazıları değişimin kaçınılmaz olduğuna inanır.  Neye inanıp inanmayacağımız ise kişinin kişiliğinden tut, inançlarına, değerlerine ve hayat tecrübesine dayanır.
NİYE BİRBİRİMİZİ ANLAMIYORUZ?
0-3 yaş arası temellerimizi attığımız kişilik örüntüsü sosyal çevre, aile, rol modeller ve bir çok faktöre göre şekil alır. Yaşanan kültür çatışmaları, maruz kaldığımız savaşlar, cinayetler, bastırılmaya çalışılan içsel faktörler, hayatımıza girenler ve çıkanların etkisi, travmalar, mutluluklar ve gurur tabloları ile ortaya karışık bir pizza halinde masamıza gelir. Bazılarımıza göre fazla pişmişken, bazılarımıza göre az pişmiştir. Damak zevki gibi hayat zevkinden anladığımız şeylerde farklıdır. İnsanları anlamamızın en büyük nedeni de budur. Kişinin yaşadığı iç çatışmaları, sahip olduğu kültür ve değerleri bilmediğimiz sadece gözümüzün gördüğüne inanmak istediğimiz için anlamıyoruz. Bazı şeyler ne kadar basit ve net ise diğer şeyler o kadar karışık ve zordur.
Hepimizin ön yargıları var. Bizle birlikte büyümeye başlayan yargılar. Atomu bile parçalamaktan daha zor olduğunu söylüyorlar ön yargılarımızı yok etmenin. Haklılar. Birini gördüğümüz 10 saniye içinde başlıyor kafamızın içinde baloncuklar yanmaya. O öyle baktı, şunu söyledi, böyle giymiş ve meşhur elektrik meselesi birleşince daha kişiyi tanımadan kendi içimizde yarattığımız o kişiye inanıyoruz. Aşk gibi. Aşık olunca karşımızdakinin kötü özelliklerini görmek yerine hep iyiye odaklanıp iyi kalmasını istiyoruz. Gözümüze inen perdenin açılana kadar geçen sürede de bir çok şeyi kaybettiğimiz gibi, insanları anlamak yerine kaybediyoruz.
Konuşmayı bilmeyen bir toplum haline dönüşmeye başladık. Biriyle yüz yüze konuşmak yerine mesajla iletişim kuruyoruz. Öfkeleniyoruz çünkü dinlemiyoruz. Belki dinlemeye çalışsak bile az da olsa anlayabiliriz ama sabırsız. Ne niyetle neyin yapıldığı ne söylendiği yerine direk ağızdan çıkanlara inanıyoruz. Hepimizin diğerleri hakkında oluşturduğumuz kocaman bir balon var başımızın üzerinde gezen ama asla gözükmeyen. Geceleri gölgemiz haline gelen bizle birlikte uyuyan ve uyanan.
Bu dünyada iyi de var kötü de. En kötüsü de var en iyisi de. Tanıdığımız herkes ilk başta çok iyi geliyor değil mi? Zaman geçince aslında tanıdığımız kişi olmadığını fark ediyoruz. Buna bazıları hayal kırıklığı, bazıları tecrübe diyor. Ne olursa olsun hepimiz birbirimizin umuduyuz. 
Anlamak istemesek de bu böyle. Doğru insanlarla karşılaştığımız ana kadar tanıştığımız her yanlış insanın amacı bile bizi doğruya götürmek.
Toplum halinde yaşamanın kanunu bu. Herkes hata yapar ama aynı nehirde iki kere yıkanmak hata değil kumardır.
O yüzden doğru zamanda, doğru insanlarla karşılaşırsanız eğer ne olursa olsun bırakmayın. Çünkü az kaldı çok az.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat!. Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner452

banner457

banner449

English Russian

banner459

banner381

banner344

banner386

banner349