Alanya’nın aydınlık yüzlerine teşekkür…

ALANYA Belediyesi’nin şirketleşmesi gündemini ele almış ve arka bahçesinde yaşanması kuvvetle muhtemel sorunlara dikkat çekmiştim bir önceki yazımda. Bugün ise yaşanılabilir bir kent hayali ve aydınlık yarınlara olan inancımı paylaşacağım sizlerle.

Alanya’m! Benim güzel Alanya’m. Vizyon yoksunu onca uygulamaya rağmen güzelliklerini milyonlara sunmaya devam eden, direnen Alanya’m. Ah, değeri bilinmeyen Alanya’m.

Öyle bir kent hayal ediyorum ki, talan edilmemiş olsun dağları. Betondan binalarla katledilmemiş olsun bahçeleri. Kaçak yapılara teslim olurken sahilleri, birkaç yönetici de çıkıp “Yok efendim! Halkın hakkıdır, gasp edilemez” demiş olsun mesela. Ya da kırılırken ‘yalı taşları’, halk topyekün ayaklansın, dikilsin rantın karşısına. Temiz olsun, tarih koksun sokakları. Tarihle iç içe büyüsün çocuklar. Öyle sadece ecdat tarihi değil ama. Kentin mağaralarının, bir vakitler prehistorik insanlara da ev sahipliği yaptığını bilsinler. Binlerce yıllık yaşanmışlığın bilinci sarsın kent yaşayanlarını. Aynı bilinçle de yönetilmeyi talep etsinler.

Sınıf kinini, güce ulaştığı an halka kusan yöneticilerden olmasın mesela sağımızda, solumuzda. Ceketler iliklenmesin kimsenin önünde. Seçenin seçtiğine, seçilenin de seçene saygısı olsun. Saygı, öyle tek taraflı beklenmesin yani. Birileri çıkıp, kendisinden olmayanlara savaş ilan edecek, ‘intikam listeleri’ hazırlayacak kadar kendilerini kaybetmemiş olsunlar lütfen.

İnsanca, medeni bir yaşam sürsün kentte. Kadınlar özgür olsun, çocuklar ise mutlu. Hayvanların karnı da tok olsun mümkünse.

İşte bu hayalini kurduğum kente uzanan yola yön veren, kentin direnişini sürdürülebilir kılan, müteşekkir olduğum insanlar var. Kim mi onlar? Kente emeği geçen, sözü olan insanlar… 

Kentin o çok ‘güç’lü ama içi boş kalabalığı arasında dik durabilen insanlardı, asıl ‘GÜÇLÜ’ olanlar. Kentte güzel olan her şey, bu dik durabilen azınlığın omuzlarında inşa ediliyordu. Sözde güçlüler tarafından örülen cehalet duvarları, bu azınlığa mensup insanlar tarafından yıkılıyordu. Cılız gördükleri bu insanların güçlü tekmeleri, yıktıkça o kalın duvarları, iktidarın kalabalığına mensup diğerleri daha da çok korkuyor, rahatsız oluyorlardı. Çünkü o ‘cılız’lar gücünü iktidarın kalabalığından değil, kendi aydınlıklarından alıyorlardı ve yılmıyorlardı. Yılmayacaklardı. Yılmayacaklarını biliyor olmanın verdiği korku, baskı olarak yağıyordu azınlığın üzerine. Sonuç değişmiyordu. Bu cesur insanların omuzlarında yükselen güzellikler sarıyordu kenti ve insanları. Var olan bu sesi yüksek ama içi boş kalabalığın ‘bir ileri, iki geri’ gürültüsüne inat sözü olanların yılmayışlarında yeşeriyordu güzellikler.

Sporla, sanatla, tarihle buluşuyordu kent.

Aslına bakarsanız olması gerekenler, bin bir zahmet ve ikna çabasının ardından olabiliyordu ama ‘olsun’du. Mücadeleyi mücadele yapan şey buydu.

Teşekkürlerim bu insanlara…

Satırlarıma son verirken altını çiziyor ve bilinsin istiyorum ki, kentte ve ülkede aydınlık yarınlar, karanlık yolların sonunda doğacak güneşin vakti uzak değil. Bunca çaba da boşa değil!

YORUM EKLE

banner516

banner470

banner452

banner449

banner481

banner472