Ankara’nın süslü, ambalajlı makroekonomik verilerini boş verin. Sokağa çıkacaksınız. Çarşıyı, pazarı, manav tezgahını gezeceksiniz. Çünkü rakamlar asla yalan söylemez.
Gelin, Ahmet Efendi’nin hesabını yapalım.
Tarih: 9 Haziran 2024. Ahmet Efendi, 100 bin Euro’sunu 44 liradan bozdu; yaptı 4 milyon 400 bin lira. Götürdü, faize yatırdı. Kumar oynamadı, riske girmedi.
Vade sonu geldi… Para faiziyle oldu 6 milyon 100 bin lira! Euro o sırada 53 liraya dayandı. Ahmet Efendi gitti, bankadan yine 100 bin eurosunu aldı, koydu cebine. Geriye ne kaldı? Tam 800 bin lira net kâr!
Bu süreçte kirada oturdu, yılda 240 bin lira kira ödedi. Temiz kalan para: 560 bin lira!
Durdum ve düşündüm… 560 bin lira ne demek biliyor musunuz? Bir asgari ücretlinin yemeden, içmeden, tek bir kuruşuna dokunmadan tam 20 ay gece gündüz çalışıp kazanabileceği para.
Sadece parayı bankada tutarak, bir emekçinin iki yıllık emeği havadan kazanılıyor.
Ey vatandaş, faize para yatıran oturduğu yerden bu parayı kazanıyorsa; sana konut kredisi veren finans çevreleri ne kazanır? Sen bu yüksek faiz yükünün altından nasıl kalkacaksın? Kalkamazsın.
Usta gazeteci Mesut İlhan, Özbekistan’dan çarpıcı bilgiler iletti. Orada en iyi etin kilosu bizim paramızla 400 lira.
Soydaşımız buraya geliyor, kasaptaki bin 650 liralık etiketi görünce gözlerine inanamıyor. Alanya’da içtiğin bir Türk kahvesi, iki litre benzinden daha pahalı!
Rus geliyor, restoranda hesabı görünce dudakları uçukluyor. Iraklı yatırımcı geliyor, bir top dondurma 100 lira!
Yani 2 doların üzerinde. Soruyorum size: Bu insanlar neden buraya gelsinler?
Alanya artık Anadolu’nun herhangi bir şehrinden en az iki kat daha pahalı. Geçen gün iki kişi dört çay içtik, 320 lira ödedik. İçimden isyan ettim. Bir bardak çay, bir litre benzinden nasıl daha pahalı olur?
İşte Alanya’nın geldiği nokta budur.
Gelelim şu meşhur yabancıya ikamet yasağı meselesine…
Yasak kalktı diye ellerindeki dairelerin üzerine hiç utanmadan hemen 30-40 bin euro ekleyen uyanıklar türedi. Sektörün kurdu Sadullah Saltalı ile konuştum. Çok net: "O uyanıkların hepsi boşuna seviniyor, hevesleri kursaklarında kalacak" diyor.
Birde bizim yerli insanımız, ikamet yasağının kaldırılmasına tepkili. Sanıyor ki, yabancılar hücum ettiği için kendisi ev alamıyor.
Hayır efendim, ilgisi yok! Dost acı söyler: Sen yabancı yüzünden değil; fakir olduğun için, alım gücün bittiği için ev alamıyorsun. Bak elini kolunu bağlayan asıl unsura, çok yüksek kredi faizleri!
Emlak dünyasından bir başka kadim dostum ise gerçeği özetledi: "Sudi Bey, yabancılar artık evini barkını satıp burayı terk ediyor."
Zamanında piyasanın tıkanacağını öngöremeyen birçok müteahhit plansız yatırımlar yaptı ve iflasın eşiğine geldi. O inşaatlarda alın teri döken emekçi de bizim insanımız, elbette çarklar dönsün isteriz.
Ama hepsinden önemlisi, artık Alanya için başka bir tehlike çanı çalıyor. Şehir tamamen betona gömülmeden önce, imar çalışmalarında acilen frene basma zamanıdır. Seramız, narenciye bahçemiz öncelikle kendi insanımızı beslemelidir. Kendi toprağı varken, dışarıdan kamyonlarla sebze ithal eden bir Alanya’yı kimse istemez.
Yarın çok geç olmadan; betona değil toprağa, ranta değil üretime dönmek zorundayız.
Bizden söylemesi.
Esen kalın...