Alanya’da eskiden hekimler vardı

ŞİMDİ hekimler yok mu? Olmaz mı, sağlık hizmetlerinin verilmesi konusunda Alanya çok şanslı. Sağlığa ilişkin sorunlar, Türkiye’nin birçok gelişmiş bölgesine göre Alanya’da daha kolayca çözülüyor.

Farkındaysanız yukarıdaki cümleler aslında sorumun yanıtı değil! Ben sağlığa erişimden değil, hekimliğin saygınlığından bahsetmeye çalışmıştım.

Başa dönersek; Alanya eskiden hekimlerin, diş hekimlerinin, eczacıların, tıp çalışanlarının toplumda değer bulduğu bir yöreydi. Diğer meslek guruplarının henüz oluşmadığı, daha doğrusu mesleklerde farklılaşmanın henüz yerleşmediği kasaba günlerinde sağlık çalışanı gözde insandı.

Hekimler önemli olabilmek değil, meslekleriyle topluma en iyi şekilde hizmet vermeye çalıştıkları için toplumca değerli kılınmış insanlardı. İsimleriyle tanınır, teşhislerine, servislerine güven duyulurdu.

Mütevazi muayenehanelerinin, şimdilerin antika değeri taşıyan santrifüjlerinde tahliller yapıp teşhiste bulunur, tedavi planlamaları yaparlardı. Eczacılar arka odada kişiye özgü ilaç hazırlardı.

Dişhekimleri iş hanındaki herhangi bir tabela yazısından farklı değerlendirilirdi. Keza sıhhiyeciler; ne denli ciddi hizmet verdiler, ucundan azıcık kesilenlerin daha çok bildiği gibi!

Geriye gidişin miladı olan 1980 sonrasında ise çok şey gibi hekim saygınlığı da sıradanlaştırıldı. Askeri diktanın geveze lideri hekimleri televizyonlarda bağırarak aşağıladı.

Ondan sonraki dönemlerde ise Alanya özelinde turizme bağlı sağlık hizmetleri öne çıktı. Otellere büyük komisyonlar verilerek, turistin sağlığına ilişkin hizmetin satın alınabilmesi yarışlarına gidildi. Gittikçe hekimler değil, onların servis verdiği kurumlar, hastaneler öne çıkmaya başladı.

Şimdilerde ise hekim saygınlığı en kötü günlerini yaşıyor. Hekimliğin alınır satılır bir iş kolu olduğunu var sayan siyasi iktidar, onları ticaret çarkının bir dişlisi gibi görüyor.

Sağlık merkezlerini, ayakta kalabilmek için kendi gelirini yaratmaya zorlayan iktidar, hekimleri de parça başı iş ölçeğinde ücretlendirmeye gidiyor. Hizmet, kaliteden ziyade verilen hizmetin sayısı ile değerlendiriliyor.

Yeni açılan bir bölge hastanesinin başhekimi gelen hasta sayısının artmasını bir başarı grafiği olarak sunuyor. Oysa uygar ülkelerde koruyucu hekimlik denen yani hastayı tedaviyi öncelikli kılan değil, insanı hasta etmemeyi öne alan uygulamalar var. Ülkeler bu anlamdaki başarılarıyla övünüyor.

Hekimlerin toplumsal sorunlara duyarlı meslek örgütlülüğüne de göz diken siyaset, şimdi de onları bu anlamda parçalayıp, gücünü kırmaya çalışıyor.

Başta söylemiştim, eskiden hekimler vardı diye. Şimdi artık hekimlik mesleği, yalnızca bağlı bulunan kurumun dört duvarı arasında icra ediliyor. Bırakın sağlık çalışanlarının 14 Martlarda birlik olabilmesini, bir kurumun diğer bir benzeriyle yatay ilişkisi bile yok.

Korku ikliminin hüküm sürdüğü bugünlerde sağlık çalışanları ya odalarında korkarak fısıldaşıyor ya da düzenin bir parçası olmayı içine sindirerek boş vermişliğini yaşıyor.

Meslek ahlakı ve hasta hakları konusunda verilmiş yeminleri kadar, toplumsal ve siyasal sorunlar karşısında duyarlı olmaları, sağlık çalışanlarından hala bekleniyor. Gelecek nesillerden, “O sırada nerelerdeydiniz?” yakınması duymamak için örgütlülük içinde ve daha yüksek sesle konuşmak gerekiyor...

YORUM EKLE

banner517

banner516

banner470

banner477

banner452

banner449

banner487

banner481

banner472

banner479