Psikolog İrem Bulut: ‘Alanya’da istismar oranı yüksek’

  • TÜRKİYE'DE yüreklere düşen son ateş Kars’ın Kağızman ilçesinden geldi. Alanya’da çocuk istismarını Psikolog İrem Bulut’la konuştuk:  Alanya diğer iller ve ilçeler söz konusu olduğunda nüfusu az görünen bir yer olabilir ancak çocuk istismarı vakalarını matematiksel olarak nüfusa oranladığınız zaman eminim ki yüksek bir sayı çıkacaktır

  • Camus “Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın” diyor.
  • Dünya üzerinde çocuk ve kadın bedenine yönelik şiddet haberlerinin giderek yaygınlaştığı günümüzde Türkiye’de yüreklere düşen son ateş Kars’ın Kağızman ilçesinden 9 yaşındaki bir kız çocuğu.

    Adı Sedanur. 

    Minik bedeni taşlarla örtülü halde bulunan bir ‘çocuk’tu Sedanur. Taşların altında cansız yatan yalnızca Sedanur’un bedeni değil çalınan hayalleri ve geleceğiydi...

    Çekin artık çocukların masum bedeninden ellerinizi!

    Bu hafta Pazartesi Sohbeti’nin konuğu, genç yaşında başarılı projelere imza atmış idealist bir psikolog, İrem Bulut.

    Çok değerli ve gerek mesleki, gerek entelektüel birikimi ile kendisine hayran bırakan bir isim.

    Gündemimize aldığımız ‘çocuk istismarı’na ilişkin paylaşmış olduğu değerli bilgilerden ötürü kendisine bir kez daha teşekkür ediyor ve ‘ÇOCUK SUSAR, SEN SUSMA’ diyerek psikolojik açıdan konuyu ele aldığımız İrem Bulut’un değerli söyleşisi ile sizleri baş başa bırakıyorum:

  • Toplumsal olarak kanayan yaramız ‘çocuk istismarı’. Vakalar ne durumda? Geçmişten günümüze bir artış mı söz konusu?
  • Aslında bu tartışılan bir konu. Şöyle ki, aslında geçmişte istismarlar bu kadar fazlaydı ama biz bunun istismar olduğunu mu bilmiyorduk? Veya adını istismar mı koymamıştık? Ya da ikinci bir seçenek olarak günümüzde medya kullanımının artmasına bağlı olarak sesini duyurmaya mı başladı? Bir üçüncü seçenek ise eskiden böyle bir şey yoktu, bizim toplumsal ve kültürel değerlerimiz vardı. Sayı çok azdı. Şimdi o değerleri kaybettik de bu yüzden mi vakalar arttı?

  • Peki sizce hangisi?
  • Bu anlamda şahsen düşündüklerimi aktaracak olursam, bu bilimsel bir veri değil tamamen kendi düşüncemdir. Ben bunların geçmişte de var olduğunu ama bir şekilde kız çocuğunun ve kadının değersizleştirilmesinden ötürü çok da önemsenmediğini düşünüyorum. Çünkü istismar kavramı çok yeni bir kavram aslında. Hukuki olarak baktığınızda eski bir tarihi yok istismarın. Ya da kültürel olarak baktığınızda bazen yerleşmiş bir öge olduğunu bile görebiliyoruz. Çok eski devirlere gittiğinizde ırk ve kan özelliklerinin bozulmaması adına ailelerin kendi içerisinde küçük kız çocuklarını evlendirdiklerini görüyorsunuz. Dolayısıyla aslında bu istismardı fakat bunun adı o zaman istismar değildi diye yorumluyorum kendimce.

    Dünden bugüne gelecek olursak, insanların biraz daha bilinçlenmiş olması ve kadınların toplumdaki değerinin artık yavaş yavaş eşitlenmeye başlaması sanıyorum ki tepkileri çoğalttı ve olayların gündeme gelmesini sağladı.

  • Alanya’da ne durumdayız?
  • Daha çok yeni bir vaka var, bir üvey babanın kızına istismarı gündemde. Alanya diğer iller ve ilçeler söz konusu olduğunda nüfusu az görünen bir yer olabilir lakin vakaları matematiksel olarak nüfusa oranladığınız zaman eminim ki yüksek bir sayı çıkacaktır. Bu vakalar her zaman merkezde ve tam ortada olmuyor. Kırsalda daha çok karşılaştığımız şeyler aslında. Lakin yine de genelleme yapmak çok doğru ve mümkün değil.

  • Evet, istismarcı profillerine bakacak olursak, ortak paydaları ne? Bunu ortaya koyan veriler var mı?
  • İstismarcı profillerine baktığımızda, bilimsel veriler göz önüne alındığında, bir zamanın mağdurunun suçluya dönüştüğünü görüyoruz. İstismarcıların, erken çocukluk ya da çocukluk döneminde istismara uğramış olmaları ortak paydalarını oluşturuyor. Mağdur olup, mağdur etmek yolunu tercih ettiklerini biliyoruz. Yüzde yüz diyemeyiz elbette lakin büyük oranda ortak paydaları bu. Onun dışında gerek haberlere baktığınızda gerekse de istismarcı kişileri incelediğinizde saygın kişiler olduğunu görüyorsunuz. Sevilen ve saygı duyulan insanlar. Algısal olarak da ‘Çocukları çok sever’ imajına sahip olduklarını örneğin. Vaka incelemeleri yapıldığında istismarcıların, çoğunlukla sınıf öğretmeni, çocuk doktoru olmayı ya da mekânsal olarak değerlendirildiğinde çocuk parklarını, kreş etraflarını, okul etraflarını tercih ettiklerini görüyoruz. Çocuklara yakın olabilecekleri meslekler ya da mekanlar tercih edildiği bilimsel olarak ortaya konan gerçeklerden biri.

  • Çocuğun istismara uğradığı nasıl anlaşılabilir? Aileler nelere dikkat etmeliler?
  • Yaş gruplarına bağlı olarak değişkenlik gösteriyor. Küçük yaş grubu istismarcı açısından daha çok tercih ediliyor çünkü ifade edemiyorlar. Dolayısıyla bu hep saklı bir gerçek olarak kalacak gibi görünüyor. Ya da ergenlik döneminde, 8-12 yaş aralığında istismarları yoğun olarak görüyoruz. Çünkü tam bir ergenlik geçişi ve suçluluk duygusu yoğun olarak yaşanıyor o dönemde. Evet, çocuk istismara uğruyor ama kendisinin mağdur olduğunun farkında değil. Ya da “Yanlış bir şey yaptım ki başıma böyle bir şey geldi” diye düşünüyor. Sonuç olarak bir genelleme yapacak olursak ailelerin ani davranış değişikliklerine dikkat etmeleri gerekiyor. Bu ne olabilir? Örneğin tuvalet düzeni oturmuş bir çocuğun aniden gece altını ıslatmaya başlaması. Ya da gece uyku bozukluğu olmayan bir çocuğun aniden uyumamaya başlaması, uykudan ağlayarak uyanması. Sosyal bir çocuğun bir anda içe dönük bir kişiliğe bürünmesi, okula giden bir çocuğun aniden okula gitmek istememesi. Çocuğun aniden bütün dünyaya ve herkese öfke duyması. Güvensizlik hissetmeye başlaması gibi.

  • Peki, mahremiyet eğitimi noktasında nasıl önerilerde bulunabilirsiniz?
  • Mahremiyet eğitimi “Bedeninin neresi özel? Bunu öğretelim” gibi algılanıyor. Aslında böyle değil. Çok daha kapsamlı. Çocuk görerek ve genelleme yaparak öğreniyor. “Teyzem beni dudağımdan öpüyorsa, annem beni dudağımdan öpüyorsa, babam beni dudağımdan öpüyorsa o zaman herkes beni öpebilir ve ben de herkesi öpebilirim” diye düşünüyor. Aslında çok masum ve düz mantık bir yaklaşım. Dolayısıyla çocuğa ne verirseniz onu öğreniyor. Öncelikle anne babaların çocuğun bedenine saygı duyması gerekiyor. Örneğin “Seni öpebilir miyim?” diye sormayı ve çocuk “Hayır” dediğinde de öpmemeyi öğrenmesi gerekiyor anne babaların. Bunun dışında toplum ve kültürün getirdiği bir şey bu. Hayır deme şansı tanımıyoruz çocuğa. Örneğin ailecek toplu oturulan bir ortamda amcası çocuğu sevmek istiyor, kucağına almak istiyor. Çocuk istemiyor. Biz hemen “Ama şu an çok yanlış bir şey yapıyorsun. Amcan seni sevmek istiyor” diyoruz çocuğa. Bunu hepimiz yapıyoruz. Ve çocuk o noktada kan bağı olan amcayla sokaktaki amca arasında bir fark görmüyor. Çünkü kendinden yaşça büyük, bıyıklı olan herkes çocuğun gözünde ‘amca’dır aslında. Ve bu amca öpebiliyorsa bütün amcalar öpebilir. Bu yüzden ailelerin de bilinçlenmesi çok önemli. Ailelerin de bu anlamda yapabilecekleri sınırlı kalıyor. Çünkü bilmediğiniz bir şeyi yapamazsınız. Dışarıda çok fazla tehlike var ve kültürümüzde her ne kadar çok güzel değerlerimiz olsa da artık değişen dünya düzeninde bunlara dikkat etmeliyiz.

  • Hukuken ne durumdayız peki? İstismar vakalarında Alanya’da durum nedir?
  • Hukuki açıdan çok fazla eksiğimiz var. Bize gelen vakaların kimi hukuki olarak devam eden vakalar oluyor. Kimi de istismar şikayeti ile gelmiyor. Farkına vardığımız zaman yeni bir adli süreç başlatabiliyoruz. Adli süreç devam ederken bazı raporlamalar yapıyoruz, gözlemlerimizi sunuyoruz. Ben istismar açık bir şekilde gerçekleşmiş, ortada olduğu halde adli süreç sonucunda ceza almayan çok sayıda istismarcı biliyorum. Hukuki olarak olması gereken çocuğun beyanının esas alınmasıdır. Yine bir vaka üzerinden örnek verecek olursak, çocuk bana gerek resim çizerek, gerek kelimelerle, gerek oyun içerisinde istismara uğradığını, bu esnada neler yaşadığını bütün detaylarıyla ve ayrıntılarıyla anlatıyor. Eğer adliye ile ortak çalışıyorsanız sosyal çalışmacı da gönderiyorlar size ve bunu bir kayıt altına alıyor. Sosyal çalışmacı ve avukat ikisi birden. Sonrasında bunu mahkemeye sunuyorsunuz. Çocuk ne yaşadıysa, değiştirmeden aynı ifadelerle hem bana hem mahkemeye hem de polise anlatıyor. Bütün raporlamalar Akdeniz Tıp Fakültesi’ne gönderiliyor. Fakülteden de “Evet, istismara uğramıştır” diye rapor alınıyor. Bütün raporlar istismarın var olduğunu kanıtlıyor. Fakat hakim “Çocuğun hayal dünyasında bunu kurmuş olabileceği ihtimali var” kararı veriyor. Bu benim aldığım ilk istismar vakasıydı. Ben avukat değilim, hakim veya savcı değilim. Hukuki olarak bir karara varamam. Zira böylesi bir donanımım yok. Dolayısıyla bir hakim de bir çocuğun hayal dünyasında neyi kurgulayıp kurgulamadığını bilemez ve böylesi bir karar veremez. Aslında işleyiş bu zaten. Yazılı düzen bu. Her şeyi yapıyorsunuz fakat bir gidiyorsunuz dosya açılmamış bile. Dolayısıyla hukuken de gerideyiz diyebilirim. 

    İrem Bulut

banner516

banner470

banner477

banner452

banner449

banner487

banner481

banner472

banner479