| |||||||||||
| |||||||||||
|
| |||||||||||
HABER ARAEN ÇOK OKUNAN HABERLERSON YORUMLANANLAR |
Geçmişin izi (78)30 Temmuz 2010, 09:37 Bu olaydan sonra Duran ustayla dostluğumuz biraz daha pekişti. Av mevsimi dışındaki hafta sonlarında bağda bahçede bir işim olmazsa bu gruba ben de katılırdım. Bu grubun yaptığı işe piknik demek pek doğru değildi. Yeme içme ve atışla geçirilen bir hafta sonu demek daha doğru olurdu sanırsam. Grubun elemanlarından koca usta zaten olayı gayet güzel özetlerdi. Bu hafta Mahmutseydi’de bir daha yiyip yüz mermi atmak için bir sefer düzenleyelim veya gelecek Pazar Banlıza yaylasında bir teke yiyip yüz mermi atalım gibi işi magazinsel bir üslupla gayet güzel ifade ederdi.
Koca usta babası Rıfat ustadan öğrendiği yapıcılık sanatını geliştirmiş, zamanın en iyi yapıcı ustasıydı. Yani ekmeğini inşaat yaparak kazanırdı. Ama bir tabanca tutkunuydu ve yemek içmek koca ustada zevkten daha ziyade bir hastalıktı. Zaten vücudu da bunu inkar etmez, yüz otuz kiloluk dinç, sağlıklı bir vücutla hep dikkat çekerdi. Mehmet Erken bir tabanca virtüözüydü. O da yemeyi içmeyi çok severdi. Koca usta kadar olmasa da onun da kilosu yüz kilo civarındaydı. Bu gruba bazen Ağaç bacağın Ahmet Ağa nam-ı diğer Ağaç bacak Amat da katılırdı. Ağaç bacağın babası bir istiklal savaşı gazisiydi ve savaşta bir ayağını kaybetmişti. Kaybettiği ayağına kendi imkanlarıyla bir ahşap protez yayıp hayata sıkı sıkı tutunan bu adam ahşap ayağının sayesinde Ağaç bacak lakabına sahip olmuş, ölünce de onu oğlu Ahmet’e devretmiş. Ağaç bacak Ahmet de askerde sıhhiye eri olduğu için orada öğrendiklerini kabiliyetiyle zenginleştirince Alanya Devlet Hastanesi’nde görev almış oradan emekli olmuştu. İnsan sevgisi, hayırseverliği, parayı hiç sevmemesi bir de herkese aykırı gelen yaşan tarzı onu haklı olarak özellikle kırsal kesimde büyük bir üne kavuşturmuştu. Yaşam tarzı diyorum. Amat Ağa alkolü severdi, yaz kış ceket ve çorap giymez, ayakkabı olarak hep terlik giyerdi. Üşüdüğünü hiç hatırlamayan bir adamdı. Bu da insanlara aykırı, aykırı olmasa bile tuhaf gelirdi. Hayırseverdi. Motosikletiyle gelip hiçbir karşılık beklemeden herkesin tansiyonunu ölçer, enjeksiyonunu yapar, yarasının pansumanını gerçekleştirir, sünnetlik çocukları sünnet yapardı. Bu üçlü yani Ahmet, Mehmet, Hüseyin kırsal kesimlere sünnete giderlerdi. Cuma gününden hangi köye sünnete gidilecekse o köyün muhtarına haber verilir, sünnetlik bütün çocuklar hazırlansın istenirdi. Bu üç dev yapılı insan birer motosiklete biner, o köyün yolunu tutarlardı. Motosikletin birinin heybesinde sünnet çocuklarını sevindirecek oyuncaklar, ikinci motorun heybesinde çocuklara dağıtılacak tatlı çocuk yiyecekleri, üçüncü motosikletin heybesinde de içecekleri rakı ve atacakları mermi olurdu. Köye varılınca ilk iş köy meydanında toplanan çocuklar sevindirilir, arkasından vakit kaybetmeden çocukların sünnetleri gerçekleştirilirdi. Hemen arkasından içki sofrasına oturulurdu. Ben bunlara sünnet eğlenceleri derdim. Bu eğlencelerde kesinlikle para alınmaz sünnetin gerçekleştirildiği köyün maddi durumuna göre çocuk başına on yumurta veya bir tavuk tedarik etmesi istenirdi. Bazen de köy çok fakirse kendi heybelerindeki taşıdıkları besinlerle rakı sofrasına oturarak ikinci üçüncü bardaklar tüketilince Mehmet ile Hüseyin sünnet çocuklarının şerefine tabanca atamaya başlarlardı. Sünnet çocuklarının şerefine diyorum bu tabir koca ustanın tabiriydi. Değilse bu iki insan çok mecbur kalmadıkça boşa silah sıkmazlardı. Tabancalarını hep hedefe atarlardı. Bunların bu görünüşünden çocuklar çok etkilendiği için anneler çocuklarını bir şeye ikna edemezlerse Ağaç bacak Amat Ağa geliyor diyip, onun adıyla çocukları ikna etmeye, onun adıyla çocukları korkutmaya çalışırlardı. - DEVAM EDECEK - 58 defa okundu.
|
EN ÇOK OKUNAN YAZILARGALERİVİDEO ARA |
|||||||||
|
Copyright © 1999-2010 Tüm hakları saklıdır.
Dim Medya A.Ş. |
|||||||||||