banner391
banner405

Almanlar neden gelmiyor sorusunun cevabı! Çünkü...

Almanya'nın en önemli gazetelerinden  Die Zeit köşe yazarı Micheal Allmaier Alman turistlerin neden bu yıl tatil için Türkiye'yi tercih etmediği konusunda ipuçları verdi

Almanlar neden gelmiyor sorusunun cevabı! Çünkü...

banner404
ALANYA'YA gelerek turist gibi davranan Almanya'nın Die Zeit gazetesi turizm yazarı Michael Allmaier izlenimlerini yazdı. Yazısında Alman turistlerin son yıllarda ve özellikle bu yıl neden ülkemize gelmediklerine dair önemli tespitlerde bulundu. İşte o yazı:



TÜRKİYE'DE şu anda neler mi oluyor? Almanlar çok sevdikleri turizm destinasyonuna sırtlarını dönmüş durumdalar. Bu Türkiye’dekiler için ne anlama geliyor ve bunun hakkında ne düşünüyorlar? Alanya’ya bir ziyaret yapıp araştırdım. 
Çocuk 11 yaşında olduğunu söylüyor. Ancak bu yalan da olabilir zira adının Hermes olduğunu da iddia ediyor. Bahsi geçen çocuk, Alanya’da ‘neredeyse’ orjinal olan kıyafetler satıyor. Eğer turiste benzeyen birisi yoldan geçerse, iki tane sandaleti birbirine tokuşturup “İçeri gel arkadaşım. Bugün sana özel indirim var!” diye bağırıyor.

Dükkanda somurtarak oturan bir genç adamdan başka kimse yok. ‘Hermes’ bu adamın kuzeni. “Bunların hepsi boş vakit kaybı” diyor. “İstanbul'da patlayan bombalar burada benim işimi mahvediyor.” 

Daha henüz üç hafta içerisinde bir bombanın Atatürk Havalimanı’nda patlayacağını bilmiyor. “Bugün en son ne zaman sattım, bilmiyorum” diyor genç adam. Daha bugün polis otobüsüne yapılan saldırıyı okumuş gazetede. Dükkandaki müşterinin elinden bir tane kemeri alıyor ve çakmağıyla yakmayı deniyor. “Görüyor musunuz, yüksek kalite. Sahte deri şimdiye yanmıştı” diyor ardından.

Yarım saat sonrası. Müşteri gidiyor ve adam cidden öfkeli. Müşterinin kemer için ödemek istediği para ona hakaret gibi geldi ve onu mahvetti. “Eğer Ramazan olmasaydı, ben size yapacağımı bilirdim” diye elinde ayakkabı çekeceğiyle müşterinin arkasından bağırıyor. Hermes ise dışarı çıkıp giden müşteriye yalvarıyor.

Sık sık Alanya’ya gidip gelenlere bu olayı anlattığımda inanmıyorlar. ‘Korsan kıyafet’ satışı veya çocuk işçiliği değil mevzu – bunların ikisi de yasak zaten. İnanmadıkları şey bir satıcının turistlere böyle baskı yapması. Etraftan geçenlere bir şeyler satmak için çığırtkanlık yapmak zaten yasak şehirde. Ama bu yaz bu haddinden fazla oluyor.

Alanya Türkiye’de “Alman’ların Kalesi” gibi. Eski bir Selçuklu Kalesi yukarıdan şehre bakıyor. Side ve Belek gibi diğer ilçelerde olmayan bir ruh kazandırıyor bu Alanya’ya. Yılda 150 bin turist geliyor Alanya’ya ve bu turistlerin üçte biri Alman. Bu popülaritede Kleopatra sahilinin de payı büyük elbette.

Alanya’da sahillerde bir sürü şemsiye var ve neredeyse hepsi kapalı. Büfenin arkasında kendi mekanında duran Ceyhun, “Böyle bir yaz hiç görmedim” diyor. Normalde kendisi sahildeki yataklarda yatanlardan günlük 4 euro alıyor, pahalı bir fiyat değil. Ancak şimdi sahilde koşu yapan üç beş kişiye dadanmak durumunda: “Merhaba, bedava kablosuz internetimiz var, oturun...”

Arkadaşı Hasan geliyor. O –muhtemelen güneşin altında gezmekten- Hasan’dan daha kahverengi ve işlerinin daha da kötü olduğunu söylüyor. Hasan sahilde gazete satıyor. Kolunun altındaki gazetelerle aşağı yukarı gidiyor, ta ki hepsi satılana kadar. Hollanda gazetesi Volksrant ve İsveç gazetesi Aftonbladet’in kendi dillerinde reklamını yapabiliyor Hasan. Kendisi bu sene oldukça  az para kazanmış yaptığı işten. Bir şey yabancıları korkutuyor, bir çoğu Türkiye’den uzak duruyor. Nedir bu? Hasan gazete tomarına eliyle vuruyor ve “Politika” diyor.

“Politika” Alanya’da herkesin ağzında; Alanya’da her şeyi durduran kelime. 40 yıldan daha kısa bir sürede, Türkiye’nin güneyi az nüfusa sahip bir kıyı şeridinden Doğu Akdeniz’in ana turizm destinasyonlarından birisine dönüştü. Ancak şu anda durum pek iç açıcı değil; şimdiye kadar karşılaştıkları atlatması en zor kriz ile karşı karşıyalar. Bu yaz bir öncekinden yüzde 40 daha az turist bekleniyor. Krizin sonuçları şimdiden hissedilebiliyor. Binlerce mevsimlik işçiye artık ihtiyaç yok.

Alanya’da durum daha da kötü, önceki senenin yarısı kadar turist gelmesi bekleniyor. Bunun sebeplerinden bir tanesi Ruslar: Önceden her sene tatil için Alanya’ya gelen Ruslar, şu anda Kasım ayında Türk ordusunun bir Rus uçağını patlatması sonucu Rusya’nın Türkiye’yi boykot etmesi sebebiyle gelmiyorlar. Almanlar ise artık gelmek istemiyor. Bir çoğunun güvenlikleriyle ilgili endişeleri var. Ocak ayında Alman turistler İstanbul’da bir patlamada öldüğü için bir çoğu tatil planlarını değiştirmiş durumda. Elbette Brüksel havalimanında radikal İslamcıların insanları katletmesi de bu kararlarında rol oynuyor.  Diğerleri ise ülkenin politik rotasına güven duymuyor. Bundan önce Alanya’ya 30 senedir her sene gelen bir turiste, onu Alanya’da her sene ağırlayan kişi bir hafta bedava tatil süresi hediye etmiş. Onun cevabı ise “Erdoğan ne zaman ülkenin başından giderse o zaman gelirim” olmuş.  

Eski Alanya Belediye Başkanı Hasan Sipahioğlu beni Kleopatra plajının hemen arkasında bulunan otelinin bahçesinde ağırlıyor. Kendisi 15 sene boyunca Alanya’da belediye başkanlığı yaptı ve Erdoğan’ın AKP’sinden çıkma son belediye başkanı. Alanya’yı ‘giydiren’ adam diyebiliriz kendisi için. Diğerleri turizm üzerinden çok da geleceği düşünmeden para kazanmaya çalışırken o kaleyi yeniledi, bisiklet yolları inşa etti ve plajları tekerlekli sandalye kullananlara açtı. Alanya’yı “Küçük Almanya” haline getiren oydu. Onun açısından bu bir hata mıydı peki? “Hayır, biz Almanlarla büyüdük. Sadece ekonomik açıdan da değil.” Önündeki ekmek sepetine uzanıyor. “Önceden hep aynı şeyi yerdik, ancak şimdi ise oldukça çeşit var.” Ancak hala Ramazan olduğu için bunlardan yemiyor.

Sipahioğlu turizme inanıyor. Çocukken bile babasına ait olan ve şehirdeki ilk hediyelik eşya dükkanına yardım etmiş. Bir sürü kriz atlatmış ve bu konuda deneyimli. “Her şeyin bir iyi yanı vardır” diyor sırıtarak.

Eğer Gardenia’dan diğer otellere doğru yürürseniz, otellerin inanılmaz derecede sessiz olduğunu farkediyorsunuz. Havuzlar boş, pencereler cilasız ve girişler kapalı. Bir çok otel bu sezonu direk geçmiş Sonbahar’da turizmin daha iyi olacağı umuduyla. Diğer oteller ise komada. Kleopatra Carina’da öğlen vakti resepsiyonda kimse yok. Bir yerlerde bir fiyat listesi olmalı. Aha, işte burada: Gecesi 16 euro. Normalde olanın üçte biri. “Özel fiyata bir oda” diyorlar bu oda için ancak arkalarındaki anahtarlıkta tüm odaların anahtarları duruyor.

Anonim kalmak isteyen bir otel sahibi “Planlamada konusunda da ciddi sorunlar var” diyor. “Hükümet bir çok yeni binanın yapımına izin verdi. Evlerin hepsi aynı olduğu için sadece fiyat konusunda yarışıyorlar. Müşteriler kaldıkları yeri pek terketmediklerl için nerede olduklarının pek önemi yok.”

Almanlar konusunda: “Eğer söz verdiğin şeyleri yaparsan bakımları oldukça kolaydır. Ekstralar konusunda pazarlık yapmazlar.” Ancak kendisi Alman’ların gelmeyeceğini önceden görebilmiş. “Türkiye’nin imajı şu anda O adam! Bahsi geçen adamın kim olduğunu söylemeden önce etrafına bakınıyor. “Kimse açık açık Erdoğan’ı eleştiremiyor; herkes ondan korkuyor.”

Kleopatra plajında, bir Alman gazetesi duruyor. Otel sahibinin sözlerini doğrulamak için gazeteye göz atmanız yeterli. İkinci sayfada Türk Cumhurbaşkanı’nın bir fotoğrafı var. Makaleye göre, Türk kökenli iki Alman politikacıyı ölümle tehdit etmiş.

Plajda, uzakta, kenarlarında kurukafa olan iki bot geçiyor ve Alanya’nın korsanların yuvası olduğu günleri hatırlatıyorlar. Bikinili bir kadın dalgalara doğru atlıyor. Atlarken bağırıyor “Oy oy oy oy oy!” 

Şu anda hayatından çok haz aldığı için falan değil, kum ayaklarını yaktığı için.

Üniformalı genç bir adam önümden geçiyor. Hızlı ve kararlı geçişi, şort giymesinden kaynaklanan otorite eksikliğini gideriyor. Bu adamın adı Ali Özgür. Turizm Derneği turistleri güvende hissettirsin diye ona para vermiş, o da gerekeni yapıyor. Terörü engellemek falan değil amacı, daha çok günlük şeyler: Kadınları taciz eden yerli halk. Suyun içinde yalnız oynayan çocuklar. Lisanssız satıcılar. Yankesiciler.

Ali, güneş gözlüklerinin arkasından her sıranın altına bakıyor. Her şey sessiz. Ali’nin kemerinde, şerif yıldızının arkasında kelepçeler sallanıyor. Gerçekten böyle bir şeye ihtiyaç var mı? “Yakın zamanda ihtiyaç oldu” diyor Ali. “Rus’un birisi sarhoş bir şekilde yüzmek istedi.” Plajda tanıştığı Norveç’li karısı Ali’ye bir şey olmasından ziyade sahildeki kızlarla flört etmesinden korkuyor. “Bazen kontrol etmeye geliyor” diyor Ali.

Ali, Adıyaman’dan geldiğini söylüyor, Adıyaman Suriye sınırına yakın bir böge. “Orada olmak istemiyor insan. Alanya gerçekten muazzam.” Ali’nin sabahı boş. Plajda uzanıyor bir süre.

Dikkatim uzaktaki küçük bir kulübeye kayıyor. İçinde Ali’nin patronu oturuyor. Sakallı yüzünün kenarındaki yara izinden yüz ifadesine kadar tam anlamıyla bir B Filmi’nden fırlamış bir güvenlik görevlisi kendisi. Monitörü gösteriyor –monitörde plaj var- ve “sadece bu bölgede tam 10 güvenlik kamerası var!” diyor. Şu anda bir turiste bir güvenlik kamerası anlamına geliyor bu. “Tam 22 casus benim için çalışıyor. Bir yerde bir şey olursa, onlardan birisi mutlaka orada.” Geçen sene 30 tane olduğunu söylüyor Ali daha sonra.

Plajdaki barda Bayern’den gelen Angelika kolunu gösteriyor ve “Tüylerim nasıl diken diken olduğunu gördünüz mü?” diye soruyor. Barın sahibi, eski bir memur olan Mustafa, Alanya’da yaşamaktan az çok memnun. Alanya’da Palma de Mallorca’ya kıyasla 10 bin daha fazla Alman yaşıyor. Hamburg’lu Elke 26 sene önce Alanya’ya yerleşmiş. “O zamanlar plajda muz yetiştirirlerdi. Alanya’nın ilk pubında bira şişelerinin üzerine oturur, sabaha kadar parti yapar ve sabah da personelle kahvaltı ederdik.”

Bir çok şey hala o günlerdeki gibi. “Türk’lerin sıcaklığı...” “Esneklik” diye ekliyor Angelika: “Lahana sarmaları” diyor ardından. Kendi ülkelerindeki tatları da özlüyorlar, bazen şefler onlara Almanya’dan Maggi getiriyor. Berlin’li Jogi “Burada azıcık emekli maaşıyla yaşamak kolay” diyor. Elbette Almanların Türkiye’yle ilgili korkularından da paylarını alıyorlar: “Arkadaşlarım Türkiye’ye gideceğimi duyunca “Türkiye mi? Şimdi mi? Sen manyak mısın?” dediler. 

Ancak bu bar masasının etrafındakiler taraflarını seçmiş durumdalar: Onlar güneşin parladığı tarafta. Bu insanlar Türkiye’lerini seviyor. Ülkenin nsadece modern tarafını değil, köylü topluluğunu da seviyorlar, ancak bu insanların sayısı turizmin gelişmesiyle birlikte gözle görülür oranda azalmış durumda. Bu noktada Ensensberger’in turizm ile ilgili diyalektiğinde söylediği akla geliyor: “Konukseverlik isimli erdem, insanların ‘hakkı’ haline gelince yok olur.”  O bunu söylediğinde 1958’de Alanya küçük bir astım merkeziydi, Baba Sipahioğlu ise ilk hediyelik eşyalarını satıyordu. Bugün ise solunum terapisinden glutensiz ekmeğe her şey var. Ancak yine de hala gülerek otobüs ücretini elinize geri koyan şoförler gibi insanlar bulmak mümkün.
Turizm geldiğinde mutlaka deforme eder. Eğer gelişmeye devam ederse bazı şeyleri yok etmesi kaçınılmazdır.
Mesire alanındaki küçük dükkanlarda hayalkırıklığını net biçimde hissedebiliyorsunuz. Mustafa Kanılmaz dükkanının önünde  duruyor – dükkanın içinde tırnak makasından selfie çubuğuna her şey var - Siyah şapkasının üzerinde duran güneş gözlükleriyle kendisinde deneyimli bir satıcı havası hakim. Müşterileri ayakkabı çekeceğiyle tehdit edecek bir insan olmasa da bunu yapan meslektaşlarını anlayabiliyor.
Kırmızı kıyafetli, yaşlı bir kadın giriyor. İngiliz’e benziyor. Bir çift terlik almak istiyor. “Tamam, bunlar kirli ama ne olacak ki? Koy gitsin” diyor. Kanılmaz 7 euro istiyor ancak o 4 euro’da ısrar ediyor. 5’te anlaşıyorlar. “Beni resmen soyuyorsun” diyor kadın. Satıcının gözleri önünde tüm para üstünü sayıyor. Kanılmaz gülümsüyor. Rencide olmak onun sahip olmadığı bir lüks. “Problem bu tür müşteriler değil” diyor Kanılmaz. “Problem burada olmayan müşteriler.”
Alanya dış politika yüzünden hayal kırıklığına uğramış durumda. Bazıları ise Batı’nın onlara, onların ülkesine ve inancına olan bakış açısına inanamıyor.
Anık Otel’de kahve vakti. Masada ananaslı kek var ve patron konuşarak bana doğru geliyor. “Türkiye’deki terörizmin sorumlusu PKK, ancak Almanlar bunu anlamak istemiyor. Onların düşüncesine göre IŞİD elemanları plaja gelip hepsinin kafasını kesecek.”
Funda Anık Alman mentalitesini biliyor zira kendisi hayatının ilk yarısını Almanya’da geçirmiş. Oradaki zamanından keyif aldığı tahmin edilebilir bir şey. Bulaşıcı bir biçimde neşeli olan bu kadın erkek kardeşiyle birlikte Alman müşteri odaklı küçük bir otel işletiyor. Lobide kazanılmış bir sürü ödül var. Her şeye rağmen buradaki yatakların da yarısı boş. “Evet” diyor Funda, “sadece Alman pazarına hitap etmek zor.” O, nadir ağaçlardan ve acayip ama hoş hatıralardan oluşan hippi bahçesinde oturuyor. “Keki mi tattın mı? Kek bile Alman tarifine göre pişmiş.”
Funda ve kardeşi Alanya’da yaşayan ve Jan Böhmermann’ın kim olduğunu bilen nadir insanlardan. Ermeni soykırımının kabul edilmesi kadar bir olay yaratmadı Böhermann’dan kaynaklanan durum Türkiye’de. Bay Anik “biz de hicivin ne olduğunu biliyoruz sonuçta” diyor. Anık’a şiir ilk başta komik gelmiş, ta ki “keçilerle sevişenler” sözüne kadar. Bu laf, Erdoğan hakkında ne düşünürseniz düşünün, Erdoğan’la veya Türkiye’yle bağdaşmıyor.
Brüksel’deki saldırıdan sonra bir çok müşterinin tatil planlarını iptal ettiği akla  geliyor. Onlar, ülkenin çoğunluğu müslüman olduğu ve saldırganlar saldırıyı İslam adına yaptıkları için “aslanın ininde” olduklarını düşünüyorlar mı? “Müslüman bir ülke olarak” diyor Funda, “A kartını çektiniz.” Ya sahil şeridinde bomba patlarsa? “O zaman Tunus var, Mısır var” diyor. Eliyle kapıyı kapatır gibi bir işaret yapıyor. Ama bunu o kadar da ciddi bir şekilde söylemiyor aslında. “Merak etmeyin, her şey daha iyi olacak.”
Olacak mı, yoksa bu trend devam mı edecek, göreceğiz. Sonbahar için rezervasyonlar başladı bile. Sebebi ise inanılmaz indirimler. “Para korkuyu yok eder” diyor turizm araştırmacısı. Sonuçta Alman-Türk dostluğu, Alman-Mısırlı, Alman-Tunuslu veya Alman-Mallorca’lı dostluğundan daha eski.
Akşam oluyor ve kaleden bir top sesi geliyor. Bu top Ramazan’ı bugünlük bitiriyor ve boş olan restoranlara bir kaç Türk misafir geliyor. 
Kalenin Tophane bölgesinde Daryan turistler için keman çalıyor. Yedi senedir her sene Almanya’ya geldiğini söylüyor. Kaç yaşında olduğunu soruyorum. “31, ama gülüşüm beni daha genç kılıyor” diyor. Sürekli gülümsüyor Daryan, içe dokunan, yavaş bir gülümseme. Tozlu kemanında hep aynı şarkıyı çalıyor.
Romantik bir akşam için romantik bir parça: Mazgallı siperlerin arkasında hava alacakaranlık. Sadece bir çift onu duyuyor ve selfie çektiriyor. Daryan günde 10-15 Euro kazandığını söylüyor, o da şanslıysa. Dediğine göre bazen hiç bir şey kazanamıyor.
Daryan top kulesinin altında duruyor ve bu adam Türkiye’nin bu krizden nasıl kurtulacağının bir sembolü gibi: Durma ve gülümse. “Bir seferinde” diyor Daryan, “birisi bana tam 100 dolar verdi.” Bunu anlatırken önündeki ziyaretçi cebine elini atıyor ve sadece azıcık bozuk para buluyor. Daryan gülümsüyor ve  kırılmış hayallerin şarkısını söylemeye devam ediyor.
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Lazogli - 6 ay önce
Alman Yazarin yazdiklari aynen dogru . Alanya yankesici .hirsiz,turist soygunculariyla dolu.fiyat denetimleri hic yok.turistler yolda yuruyemiyor .laf atani.hanutcusu. Tacizcisi,kapkaccisi ,mal satani,yani alanyanin sokaklarinda it anasini tanimiyor. Bu sekilde turizm olmaz. Bu gidise gercek yurtsever yetkililer emniyet görevlileri dur demeli .
Avatar
Suleyman guvenir - 6 ay önce
Garip olan su ; adam lmanyadan geliyor ve icler acisi haalimizi haber yapmaya basliyor. Aynisini ruslarda yapmisti
Bu ulkeyi yillarca erdogan yonetti. O zaman neyse simdi de o ve cok bi sey degismedi. Degisen sadece erdogan karsiti haberlerin cogalmasiydi. Ucak krizinden sonra rusyada surekli erdogan alwyhine yayinlar yapildi. Ne garip ki simdide adamlar isi gucu birakti alman medyasida ayni haberleri medyaya tasimaya basladi.
Simdi akilli bir adam sunu sorar. Kardesim 10 senedir bu haberleri neden yapmadinizda. Son bir yilda yapmaya basladiniz.
Oyun buyuk. Tuzaklarla dolu. Bakalim turkler ne kadar zeki. AZiz nesin kendince cevabini vermisti :)))
Avatar
Ömer - 6 ay önce
Bir çok hatalarımız olduğu kesin.
Avatar
Mustafa - 6 ay önce
Kalifiye li eleman yerine gerçekten işyerlerine kalifiye patronlar lazım. Sırf para kazanmak ve kirayı çıkartmak için eleman ne yaparsa yapsın diyor. Acı ama gerçek
Avatar
Feyzi Açukdlın - 6 ay önce
Tam bir "Alman" yazısı, net ve yorumsuz. "O adamın" gitmeden Alman'ların gelmeyeceğini hissettiren...
Avatar
Erhan Tuna - 6 ay önce
Kendimizi haksız yere çok ağır eleştirmeyelim..unutmayalım ki Alanya turizm bölgelerindeki en güvenli şehirlerden biridir..Hırsızlık,uğursuzluk avrupada burda olduğundan çok daha fazla..ne kadar ekmek o kadar köfte.. Ne ödüyorlar ki ne bekliyorlar..avrupada bi spagettiye 50 Euro alırlar,bi kuleye girişe 20 Euro alırlar sonra Türkiye'de döner+kolaya 5 Euro verince pahalı derler..Bence sorun düşük fiyat stratejisinde..Biz kaliteyi arttıralım fiyatınıda isteyelim,her şey dahile veda edip tüm şehri Turizme sokalım otellere hapsetmeyelim,gelen gelsin..
Avatar
Gurbetci - 6 ay önce
Avrupada spaketti 50 euro diyen yorumcu avrupaya hic gitmedigin belli, avrupanin hangi ulkesine gidersen git. Spagetti 5 euro ile 15 euro arasinda olur. . Pizza 5 euro dan baslar en pahali pizza 12 euroyu asmaz. Yarim litre fici bira 3 eurodan baslar. 8 euroya en kiral gece kulubunde bira icersin. Avrupada fiyatlar menuda yazar. Fiyat cizelgesi menu kitapcigi. Yada fiyat panosu mucburidir. Turkiyede fiyatlari o anda hesabi alan garsonun isletmecinin kalemine baglidir. . Adisyona aninda sifirlar eklenebilir. Tamamen garsonun isletmecinin vijdanina baglidir fiyatlar. . Turkiyeden dönen turistler fiyatlarda oynanan uckagiti ulkelerine dönunce anlatirlar. Bu turkiye turizmine kötu önyargi olusturur.
Avatar
Ayhan Tur - 5 ay önce
Seçimden sonra ki yakıp yıkımların etkisini hafife alıyorsunuz...