banner391
banner405

Akdağ macerası

“Harika bir hafta sonu geçirmeye ne dersiniz” sorusuna her zaman gelen karşı bir soru vardır arkadaşlarım arasında. Nereye gidiyoruz, ya da hangi dağa?

 Akdağ macerası

banner404
Yine öyle bir telefon görüşmesinin ardından Akdağ kış tırmanışımız planlanmış oldu. Yalnız bu yıl kar çok fazlaydı ve dağa yaklaşmamız sorun olacaktı. Kar kalınlığı yaklaşık 2 metreyi buluyordu ve nereye kadar araçla gidebileceğimizi kestiremiyordum. Eğer orman bekçi kulübesine kadar araçlarla gidebilirsek gerisi kolaydı. Ya çok daha uzakta bir yerde araçları bırakmak zorunda kalırsak? İşte o zaman haraptı halimiz. Yaklaşık dört saat karda yürüyüp sonra zirveye tırmanışa başlayacaktık ki bu da bizim enerjimizin zirve tırmanışına başlamadan bitmesi demekti.
Ve kararlaştırdığımız gibi sabah dörtte uyandık. Arabalara hazır olan dağ malzemeleri ve kayaklar yüklendi. Her zaman yaptığım gibi dağ tarafındaki havayı gözledim, hava bozacak gibiydi, soğuk bulutlar vardı. Cihan ve Muzaffer hoca ile kısa bir değerlendirmeden sonra, karar “Gidelim” oldu. Yayla yolu kavşağından Olcay da kendi arabasıyla katıldı ekibe. Yaklaşık bir buçuk saat sonra kara ulaştık. Korktuğumuz başımıza geldi. Taşatan, yol ayrımından hemen sonra karla yol kapalıydı. Suratlar asıldı. Ama nafile, gidecektik gidebileceğimiz yere kadar. Bütün malzemeler sırtlandı. Allah’tan kar sertti. Üstü buz tutmuştu gecenin ayazından. Henüz batırmıyordu. Cihan ile benim yüküm biraz daha ağırdı, bizim ekstradan kayak botları ve malzemeleri ile güvenlik ekipmanları vardı (İp kanca gibi).  Şırıl şırıl akan derenin yanında uzayıp gidiyordu yol. Çamların arasında karda yürümeye başlayıp buz gibi havayı soluyunca hepimiz açıldık. Ve asık suratlar mutlu tebessümlere dönüştü. Olcay bir heves atıldı önden. Arkasından Muzaffer hoca ile İlkşen, en arkada da Cihan ve ben. Olcay’a seslendim “Lütfen yavaş ol” dedim. Ses veya görme mesafesini korumamız gerekti. En öndeki ve en arkadaki dağcı, birbiriyle iletişimde olmak zorundadır. Yoksa olası bir kaza ya da kaybolma anında kimse kimseye yardım edemez.
Hevesle yürüyorduk. Daha Akdağ’ın muhteşem zirvesi görünmemişti. Herkes bir umut, bir an önce zirveyi göreyim diye adımlarını hızlandırmıştı. Botların karda çıkardığı ses, rüzgar sesi, dere sesi arasında nefeslerimizi zor duyabiliyorduk.

Zirve yürüyüşü başladı

Nihayet dağın zirvesi görünmeye başladı. Zirvede rüzgar, karları savuruyordu. Bulunduğumuz yerden daha soğuk ve rüzgarlı olmalıydı zirve. Sanki o an zirvedeymişim gibi ürperdim. Ve daha bir iştahla yürümeye başladık. Yürüdükçe dağa yaklaşıyorduk. Yaklaştıkça hava açıyor. Gün ışıdıkça  kar yumuşuyor. Yumuşadıkça daha derine batıyordu  ayaklarımız. Yürümek, ileri derecede zorlaşıyordu her adımda. Orman bekçi çadırının tam karşısında mola verdik. Bir şeyler atıştırdık. Resimler çekildi. Ve tekrar yola koyulduk. Artık sabah olmuş güneş ısıtmaya başlamıştı. Cihan ile benim yüküm daha ağır olduğu için daha fazla derine batıyorduk. Kayakları takmaya karar verdik. Onlar yürümeye devam ederken biz çantaları kayakları indirdik. Fok derilerini (Yürürken kayakların geri kaymasını önleyen özel kumaş) kayakların altına yapıştırıp yürümeye başladık. Onlar bir virajı dönerken biz kestirmeden yanlarına kayaklarla çıktık. Saat yaklaşık 11.00 sularıydı. Muzaffer hocam “Çocuklar, artık yürümek imkansız dönelim” dedi. Cihan ile birbirimize baktık. “Hocam biz zirveyi deneyeceğiz eğer izin verirseniz” dedim. Hocamın ve diğer arkadaşların da onayını aldıktan sonra yeterince yiyecek su alarak fazla malzemeleri de bırakarak hızlandık. Zirve yönüne doğru hayali bir rota çizip yoldan ayrılıp ormana daldık. Ağaçların arasından ve dallardan zorlanıyorduk. Ve çok yorulmuştuk. Enerjimizin çoğunu dağa yaklaşma mesafesinde harcamıştık. Birbirimizin gözüne bakıyorduk kim önce “Dönelim” diyecek diye. Ağaçların arasından zirve yeniden göründüğünde yeniden bir güç geldi ikimize de. Yeniden bir azimle hızlandık. Kar kulvarı dikleştiği için zig zag yaparak ilerliyorduk. Arada bir 2-3 metre aşağı kayıyorduk kar yumuşadığı için. Ormandan kurtulup alabildiğine geniş kar kulvarına çıkınca ferahlamıştık. Zirveye daha da yakındık. Altımızda karlı orman ve vadi, ufukta Alanya olmak üzere uzanıp gidiyordu. Mutluluktan ayak ve bel ağrılarımızı unutmuştuk. Karşıda vadinin öbür yakasında dağın öbür bölümü güneşte parıldıyordu. “Arkası Dimçayı olmalı, bir dahaki sefere öbür tarafa çıkıp orayı keşfetmeliyiz” dedim Cihan'a. O anı da resim çekerek ölümsüzleştirip tekrar mistik duygularla zirveye doğru tırmanmaya koyulduk. Artık güneş yakıyordu. Ama tırmanış ileri derece zevkiydi. Altımızda uzanan vadiyi seyretmenin tadını çıkarıyorduk her dinlenmede. Sedir ağaçları, şemsiye gibi doğal bir motif oluşturmuştu vadinin üst taraflarında. Zirveye yaklaştıkça daha da uzaklaşıyordu sanki. Bu tepeyi de aşalım, bunu da derken zirvedeydik işte. Önce her zamanki gibi zirveye Cihan ayak bastı. Hemen terli elbiselerini çıkarıp kurularıyla değiştirip anorağını giydi üzerine. Güneş, yakıcı olmasına rağmen rüzgar donduruyordu. Bir de terli olunca hepten donuyorduk. Bende zirveye çıkınca sarıldık birbirimize. Her zaman yaptığımız gibi tebrik ettik. Arka tarafta Taşatan Vadisi, Gündoğmuş, Akdağ, Giyi Dağı, ufukta görünüyordu. Daha doğuya doğru Gökbel yaylasının yolunu seçebiliyorduk. Hava açık görüş temizdi. Giyi Dağı tırmanış planlarını da işte o an orada yaptık. Zirve resimleri çekildi. Yanımızdaki az sayıda yiyecekle iyice acıkan karnımızı doyurduk. Vücudumuz aşırı su kaybetmişti. Az kalan suyu artırmak için termosa biraz zirve karı ekleyip çalkalayınca buz gibi zirve suyumuzu da elde etmiştik. Kana kana içtik. Kayaklardan fok derilerini çıkarıp çantalara koyduk. Kayaklar dönüş için hazırdı. Gerçi dönüş yolu engebeliydi ama olsun. Doğal bir Akdağ pisti uzanıyordu önümüzde ormana kadar. Kameraları da hazırladık kayarken çekmek için birbirimizi. Sonra kahvemizi içerken seyredip anıları tazeleyecektik. İlk Cihan başladı kaymaya. Nefis bir zevkti izlemek onu. Sonra ben başladım. Kar yer yer yumuşak bazen de aniden buz oluyordu. Düşmemek için efor harcamak gerekti. Dizlere aşırı yük biniyordu ve bu yüzdende zaten yorgun olan ayaklarla zor oluyordu ayakta durmak. Ama yine de zevkliydi. Alanya'nın Akdağ'ında kayak yapıyorduk işte. Bize tesis mesis ne gerekti. Bir an düşündüm. Burada şimdi kayak merkezi ve tesisleri olsaydı gelecekte kim bilir kaç tane dünya şampiyonu yetiştirme şansımız olurdu.
Dr.Adnan SARI
adnansari@yenialanya.com


Bu haber bir fotogaleri yönlendirmesidir.Lütfen sitemizin fotogaleri bölümünü ziyaret ediniz.
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.