Bu ülkenin insanı şu sıralarda sırat köprüsünden geçiyor.
Ortalık toz duman.
Her kafadan bir ses çıkıyor.
Herkes aklına geleni söyleyebiliyor.
Demokrasilerin bile kabul edip hazmedemeyeceği, özgürlüklerin bu kadar istismar edildiği, olmayacak suçlamaların, hakaretlerin hatta küfürlerin fütursuzca ve de sorumsuzca sıralanabildiği bir rezil süreçten geçerken bile, özgürlük arayışından söz etme aymazlığı içinde olan beyinler var!
Ekonomi rayında gidiyor.
Hem de dünün en gelişmiş ülkeleri krizlerle boğuşurken!
Mega projelere imza atılıp, çok ciddi yatırımlar yapılıyor.
Terörü sonlandırma adına umut verici gelişmelerden söz etmek mümkün.
Tüm bu olumlu gelişmelere gözlerini kapatıp, savaş baltalarını çıkarıp ölmek ve öldürmekten söz edilebiliyor ve yığınlar da bu hamasi çıkışlara alkış tutabiliyor!
Bu savaş naraları, bu ülkeyi iç savaşa sürükleyerek kan gölüne çevirmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürmekten başka bir işe yaramaz.
Türkiye, Irak ve Suriye’den çok daha kötü bir duruma düşer. 
Otuz yılı aşkın bir süre devam edip gelen kanlı terör eylemlerinden sürekli yakınıp durduk.
Cenazelerde, kin ve nefret kusarken, kan ve gözyaşı döktük.
Can kayıpları kırk binin üzerinde.
Maddi ve manevi kayıplarımızla, ortaya çıkan toplumsal travmalarımız ve şizofrenik durumumuz ise ele alınacak gibi değil.
İşte böylesine rezil bir terör belasından kurtulmak için, bir çaba sarf edilirken, bu çabalara, şu ya da bu gerekçeleri ileri sürerek, onurdan, gururdan söz edip, geçmişteki rezilliklerden bir kan davası inşa ederek, terörün bir anlamda sonlanmaması için belli saçmalıklara imza atıp, ileriye dönük olmadık senaryolar üreterek tehlikelerden dem vurabilmek bana göre, aklın tutulduğu, duyguların mudullandığı, hatta siyasi anlamda, benden ya da bizden sonrası tufan diyerek, her şeyin kaosa dönmesini istemekten başka bir şey olamaz.
Buna da, en basit tanımıyla, bulanık suda balık avlama denir.
Başta Kürt hareketi olmak üzere PKK terör örgütü, bugünün dünyasının konjonktür el yapısında, özellikle de Orta Doğu’da, orta ve uzun vadede, Arap Milliyetçiliğinin gündeme gelebileceği gerçeğinden yola çıkarak, geleceklerini Türk-Kürt birlikteliğinde gördükleri kanısındayım!
PKK silah bırakırken, ileriye dönük öngörüsü bu olmuş olabilir!
Peki biz Türklerden, barışa karşı çıkanlarımızın ileriye dönük öngörüleri ne?
Kürtleri Anadolu’dan tamamen atmak mı?
Kan ve gözyaşı içinde kin ve nefret batağında boğuşmak mı?
Barış görüşmelerine ve ortaya çıkan çok olumlu gelişmelere karşı çıkılırken, neye, neden karşı çıkıldığı ve yapılmak istenenin ne olduğunu bilen var mı?
“Apo canisi” ya da “Bebek katili” demekle, onunla görüşmeleri lanetlemekle ne yapılabilir, ne elde edilebilir, kan ve gözyaşı nasıl dindirilebilir?

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner231

banner282

banner280

banner262

banner283

banner220

banner138

banner225