banner391
banner405

Vücudumuzun her organını etkiliyor

Her beş kişiden biri hayatında en az bir kez klinik olarak tanımlanmış depresyonu yaşıyor. Bu kadınlarda daha fazla görülüyor

Vücudumuzun her organını etkiliyor

banner404
ÇAĞIMIZIN en önemli hastalıklarının başında sinsi ve yanıltıcı bir hastalık olan depresyon geliyor. Bu hastalığı anlamak da sanıldığı kadar kolay değil. Baş edebilmenin ilk şartı, onu tanımak ve anlamak. Depresyon sadece beyinde nöronları etkilenmiyor.Kalp, böbrek üstü bezi, mide bağırsak sistemi, endokrinoloji sistem kısaca vücudumuzun her organı etkileniyor. Depresyon zamanında başka hastalıkların gelişme riski de artıyor. NP İSTANBUL-Nöropsikiyatri Hastanesi Bağımlılık Merkezi Yöneticisi ve Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nesrin Dilbaz ile depresyon, tedavi yolları ve toplumsal etkilerini anlatıyor.
PS:Depresyonun tam tanımı nedir? Depresyonda olduğumuzu nasıl anlarız? Belirtiler nelerdir? Özellikle hangi kriterlere göre gerçek anlamda depresyon tanısı konuluyor?
Dr.Nesrin Dilbaz: Günlük yaşamda çok sıklıkla duyduğumuz 'bugün depresyondayım' ifadesi onların o gün tamamen mutsuz olduğunun ifadesidir aslında. Bugün depresyonda olup ertesi gün depresyondan çıkılmıyor. Bizim depresyon diye tanımladığımız en az iki haftadan beri süre geliyor olmasıdır. 
Tanı için duygu durum yada ilgi kaybı dediğimiz iki belirtiden birinin mutlaka olması gerekiyor.Son iki haftadan beri kendini çökkün ve depresif hissediyorsa, daha evvel zevk aldığı ilgi duyduğu konulardan artık zevk almıyor ve ilgi duymuyorsa , uykusuzluk yada fazla uyku gibi uyku bozukluğu varsa ,iştahında artma yada azalması şeklinde değişiklik varsa ,psikomotor dediğimiz ruhsal ve hareketlerde yavaşlama yada hızlanma varsa ve bir de buna suçluluk duygusu eşlik ediyorsa , bu durumda depresyon diyebiliriz. 


PS:Depresyonda olan neler hissediyor ?
Dr. Nesrin Dilbaz: Kendini değersiz hissedebiliyor. İntiharla ilgili düşünceler gelişebiliyor. Yaşamı değersiz bulma eğiliminde olması görülüyor. Bu hayattan vazgeçmeye kadar dirence gidebiliyor. Cinsel istekte azalma görülüyor. Özellikle işlevsellikte azalmayla ilgi kaybı ile gözüküyor. Sosyal ,aile iş hayatında geri çekilme oluyor.
PS:Biyolojik hastalık dediniz.Beyinde yada vücudun diğer organlarında ne gibi değişiklikler oluyor? Stres tetikliyor mu veya sebep mi?
Dr. Nesrin Dilbaz: Biyolojik dedim çünkü beyinde yapısal değişikler oluyor .Depresyon yaşayan kişilerde hipokampus bölgesinin küçüldüğü görülüyor. Ancak depresyon tedavi olduktan sonra bu değişiklikler normale dönebiliyor. Her şey strese bağlanıyor gibi görünüyorsa da ,ne yazık ki böyle. Gerçekten stres yaşamın içindeki olumsuz olaylardan örneğin trafik , gürültüden bile oluşabiliyor. Ekonomik sorunlar ise ciddi sebeplerden biri. Stres olarak değerlendirebileceğimiz her şey beyinde ve vücudumuzda bazı hormonlarda artışa sebep oluyor.
BDNF beyin hücrelerinin ve nöronların sağlıklı beslenmesini sağlayabilen bir faktör. Bu faktörde de bir düşme görüyoruz. Beyin hücreleri küçülüyor atrofiye kadar gidebiliyor,görevini yapmıyor. Zamanında tedavi edildiğinde medikal yada psikoterapi ile BDNF’nin yükseldiğini ve nöronların atrofi olmadı ise sağlığa kavuştuklarını görüyoruz. Nöronlar değişim olabilen hücreler. Buna nöroplastisite diyoruz. Nöroplastisite, sinir sisteminin çevresel değişikliklere ve hasarlanmaya karşı nörofiziksel ve nörokimyasal uyum geliştirme yetisidir.
 
PS:Her hastalıkta olduğu gibi depresyonun erken ve doğru tanınması önemli. Depresyon tanısı erken ve doğru konulabiliyor mu ?
Dr.Nesrin Dilbaz: Dünya Sağlık Örgütü toplum içindeki depresyon yaşayan hastaları 1/8 olarak tanımlıyor ve bu durumdaki hastaların ancak yarısının başvuruda bulunduğunu gösteriyor.Doğru tanı alıp, doğru tedavi ise, başvuruda bulunanların gene yarısı kadar, doğru tedavi alan da bunun yarısı. Bu durumda toplumdaki depresyonu olanların 1/8’i doğru tanı ile doğru sürede tedavi gördüğü ortaya çıkıyor. Sonuçta depresyon hastalığı toplumda bir buzdağı gibi. Sadece üstteki kısmını görüyoruz. Altta çok derin izleri olan bir hastalık.
PS:Depresyon genetik geçişi olan hastalık mı?
Dr. Nesrin Dilbaz: Özellikle ünipolar depresyon dediğimiz rahatsızlığın genetik bir geçişi olduğunu biliyoruz. İki uçlu duygu durum yada bipoların depresif döneminde genetik geçişi var. Ama asıl depresyonla ilgili olan çevre faktörü ile öğrenme kuramının da depresyonda etkili olduğu söyleniyor. Yani yetişmiş olduğunuz çevreye, kültürel farklılıklar da depresyonun algılanma biçimini, belirtilerini ve tedavi başvurusunu etkiliyor. Kırsal kesimdeki kadınların ifadelerinden maskeli depresyonun daha yaygın olduğunu anlayabiliyoruz. Duygularını ifade etme becerisi önemli. Bunu beceremeyen insanlara biz ‘aleksitimik’ insanlar olarak tanımlıyoruz .

PS:Depresyonun sonuçları kişiyi nereye kadar götürüyor?
Dr. Nesrin Dilbaz: Yapılan çalışmalar intihar ve mutsuzluğun birlikte gittiğini gösteriyor. Depresyon-umutsuzluk –intihar-umutsuzluk gibi. Eğer aradan depresyonu çekerseniz, intiharın umutsuzluktan kaynaklandığını görüyoruz Depresyonda en önemli parametre umutsuzluk. Kendine geleceğine karşı umut oluşturmaması ile ilgili. Depresyonun liste üçlüsünde en önemli parametrelerden biri .Bunu bilişsel tedavilerde de kullandığımız kendinin ve geleceğe yönelik geleceğe umutlu olmasını sağlıyoruz.
PS:Çevresel ve yaşam olaylarının etkisi, depresyonu ne kadar etkiliyor ?
Dr. Nesrin Dilbaz: Özellikle ilk üçde yakının ölümü, iş kaybı veya istenmeyen dönemdeki emeklilik , ciddi mali kayıplar. Bunlar kişinin depresyona girmesini arttırıyor. Toplumsal olaylar ve göçler de etkiliyor. Çaresizlik yaşarsanız, o zaman umutsuzluk bir şekilde tükenmişliğe ve depresyona götürüyor.
PS:Son yıllarda antidepresan ilaçların çok kullanıldığı söyleniyor. Depresyonun ilaçsız tedavisi mümkün mü?
Dr.Nesrin Dilbaz: Bu konuda bazı çalışmalar ve araştırmalar var. Psikolog ağırlıklı bir grubun düşüncesine göre belli bir grup hastaların ilaçsız hafif bir depresyonun, psikoterapi ile tedavi olabileceğini söylüyor. Hafif düzey depresyonda ilacı vermeseniz de ,psikoterapi de ilaç kadar yararlı olabiliyor. Hafiften orta ve şiddete geçtiğinde artık antidepresyon tedavinin devreye girmesi gerekiyor. Dünyada ilaç kullanımı reçeteli reçetesiz ilaçlarda artıyor. Antidepresan kutu bazında artığı görülüyor. Ülkemizde de bu böyle. Depresyon o kadar artmıyor belki ama ,antidepresan kullanımı artıyor.Doğru tanı, doğru ilaç , doğru doz ve doğru sürede kullanacaksınız. Eğer bunu yapabilirsek , o zaman ülke olarak hem hastalarımızı tedavi ederiz , gereksiz ilaç kullanmayız hem de fazladan ilaç kullanımını ekonomik açıdan dengelemiş oluruz. Sağlık Bakanlı’ğının akılcı ilaç politikaları da bu yönde.

Toplumsal depresyonda(mı)yız?
Dr. Nesrin Dilbaz:Toplumsal depresyonu tanı ölçütü ile ölçmemiz mümkün değil. Kılavuzlardan kriterleri belirliyoruz ama kriterler bize şunu gösteriyor; İlgi kaybı, umutsuzluk, depresif duygu durumuna depresyonun temeli . Bunu eğer topluma yansıtırsanız, geleceğine umutla bakamayan bir toplum mutsuz ve depresif bir toplum demektir. Kendini geleceğini garantide hissetmeyen, değersizlik duygusu yaşayan , her an başına kötü bir şey gelebilecek endişesi, kişinin sistemin içinde kendini çaresiz ve yalnız hissetmesi toplumsal bir depresyon göstergesidir.
''Depresyon kişilerin maddi durumları ile de etkileniyor ''
Sosyoekonomik durumun birebir olmasa da etkilediğini biliyoruz. Ekonomik sorunlar kişilerde ciddi anlamda depresyona yol açıyor. Ancak ekonomik durumu iyi olanlar depresyon yaşamayacak anlamı çıkmasın. Biyolojik sorunlar da depresyona yol açar. Sosyo-ekonomik durumlar, göç , siyasi karmaşalar, savaş , deprem , tecavüze uğramak gibi travmalar kişilerin depresyona girmesine neden olduğu gibi, toplumsal olarak da depresyona yol açabiliyor.
PS:Mutsuzluk ya da mutluluk domino etkisi oluşturur mu ?
Dr.Nesrin Dilbaz: Evet yapabilir. Toplumu oluşturan bireylerdir. Bireylerin öncelikle kendileri ile ilgili depresif duygu durum bozukluklarını, çaresizliklerini çözerlerse toplumun depresyonu çözülebilir gibi basite indirgenebilir ama öyle değil. Çünkü toplumsal etkileşim var. Bunun aksini söyleyebilmek çok mümkün değil. Siz keyifli iş yerinize geldiğinizde herkesin yüzü asıksa çok mutlu olsanız bile bir süre sonra bu mutsuzluk bulaşmaya başlar. Çünkü mutsuzluk bulaşıcıdır. Siz olumlu düşünseniz bile, etrafınızda olan insanlar olumsuz mesajlar yayıyorsa, sizde bir süre sonra sessizce algılamaya başlarsınız. Bu da toplumsal depresyonu arttıran durumlardan biri haline gelir.

Ps:Özel gruplar var. Örneğin, çocuk, yaşlı , gebelerin depresyon sebeplerinde ve tedavilerde farklılıklar var mı?
Dr.Nesrin Dilbaz: Çocukluk çağında depresyon sık ama farklı belirtilerle gözüküyor. Huzursuzluk, uyumsuzluk, arkadaşlarından uzaklaşma ,yaptığı işleri yapmamak , sık ağlamak, karın baş ağrısı gibi ağrılar görülüyor. Çocuk psikiyatrisi alanında olan bu grupta tedaviye ailenin katılması mutlaka gerekiyor. 
Yaşlılar özel bir grup.Ancak burada durum farklı. Depresyonun en önemli belirtilerinden biri , bilişsel işlev kaybı.Kişiler bizi eskisi kadar dikkatini veremediğini , okuduğunu anlamadığını ifade ediyor. Buna konsantrasyonda azalma diyoruz. Bu konuda son zamanlarda yapılan çalışmalarda özellikle bu belirtiler üzerine etkili olan antidepresan ilaçların geliştirilmesine çalışılıyor. Mevcut ilaçlarlarla duygu durum , yeme ve uyku durumları düzelirken, bunun da düzelmesi gerekiyor.Direkt bilişsel belirtiler üzerine çıkan yeni ilaçlar da var.
Ülkemizde son 20 yıllık sosyal yaşama baktığımızda, ataerkil düzenden çekirdek aileye geçtik. Yaşlılarımız büyük ailelerin içinde bakılamıyorlar.Yaşam uzadı.Yaşam uzadıkça fiziksel yeti kayıpları artıyor.Eskisi gibi işlerini yapamaz hale geliyorlar. Bilişsel dediğimiz konsantrasyonla, bellekle ilgili azalmalar sonuçta yaşlılarda da depresyon olarak karşımıza çıkıyor.Huzurevi ya da bakım evlerinde depresyon oranlarının yüksek olduğu gösterilmiş.Yurt dışında yapılmış çalışmalarda eğer yakınları çok sıklıkla ziyaret ediyor ve ilişki hala devam ediyorsa, huzur evinde olması depresyona yol açmıyor.Sevildiğini, değerli olduğunu ve bir gruba ait olduğunu hissetmesi,önemli bir parametre olarak karşımıza geliyor.
''Gebelik mümkünse hiç ilaç kullanmamayı gerektiren bir süreç ''
Öncelikle gebelik bir hastalık değil, fizyolojik bir durum. Normal bir gebelik durumunda her şey normal gider. Son trimestere kadar son derece rahat  da geçirebiliyor. Gebelik sürecinde depresyon görüebiliyor.Hatta doğum sonrası depresyon  daha sık karşımıza geliyor ve bu daha önemli. Gebelerde bu durum ortaya çıktığında özellikle de ilaç başlamak gerektiğinde, kadın doğumcunun  bir psikiyatris ile birlikte hareket etmesi gerekiyor.Ve asıl kararın ailelerin vermesi gerekiyor. Çünkü hiçbir ilacın bebeğe yan etkisinin olmayacağını söylemek mümkün değil. Sadece daha az yan etkisi olabilir diyebileceklerimiz var. Biz karar verirken terazide tartarcasına titizleniyoruz.Depresyonu olan bir anneyi hiç tedavi etmezsek, çocukta ne gibi etkileri olur diye bakarsak, bir çok etkisi olduğunu görüyoruz ki bu ilacın yaptığı olumsuz etkilerden daha fazla. Örneğin düşük doğum ağırlığı, zeka puanı düşüklüğü , bağışıklık sistemlerinin  daha az geliştiği için doğduktan sonra enfeksiyon risklerinin arttığını görüyoruz.Böyle bir kefeye koyduğunuzda, annenin depresyonu çok şiddetli, tedavi edilmez  ve bebeğe olacak zarar daha fazla ise, en az etkisi olabilen bir ilaçla tedavi konusunda karar veriyoruz.


''Doğum Sonrası Depresyon Önemli''
Doğum sonrası depresyona üç bölümde bakabiliriz. Biri hemen doğumdan sonra kadının kendini mutsuz hissetmesi.Birden bire hormonlar değiştiği için 2-3 hafta içinde ortaya çıkıyor.Biz buna ‘hüzünlü anneler’ diyoruz. Sürekli ağlıyorlar, çocuklarına bakamayacaklarını,yeterli anne olamayacaklarını düşünüyorlar.Yani aynı yeni doğan gibi yeni hayata adapte olmakla ilgili büyük endişeler yaşıyorlar.Ancak bu durum bir ay içinde azalıp kendiliğinden kayboluyor.Yaklaşık %70-75 gebelerin doğum sonrasında görülüyor.
Bir bölümü var ki, 3-4 haftadan sonra başlıyor. Gittikçe artan kendini değersiz hissetme, hiçbir iş yapamama, bebekleri ile ilgilenememe , sürekli ağlama, çaresiz umutsuz hissetme gibi duruma doğum sonrası yada lohusalık depresyonu diyoruz. Yüzde 10-15 civarında görülüyor. Nadir görülen postpsikotik depresyon değimiz durumda ise tablo gerçekten ağır. Bebeğinin kendi bebeği olmadığına kadar giden reddetme , yememe içmeme, yaşamdan tamamen geri çekme , adeta gizlice intihar ediyor gibi bu durumda mutlaka devreye girmek gerekiyor.
Bu tip hastalarımızın yüzde 50-60’ını bazen şok tedavi uygulayarak tedavi ediyoruz. Sonuçta tedaviye olumlu cevap alıyoruz ve düzeliyorlar. Burada önemli olan, doğum sonrası depresyonu geçirenlerin bir sonraki doğumlarında olası depresyon riskleri, hiç geçirmemişlere göre daha yüksek. Mutlaka olacak demiyoruz ama olma oranları yüksek. Bu sebeple kişiyi ve aileleri sonraki gebelikler için bilgilendirmeye çalışıyoruz.
"Depresyon Ekonomik Kayıplara Neden Oluyor’’
Dr.Nesrin Dilbaz:Yapılan bir çok çalışmada yeti kaybının depresyonda çok fazla olduğunu göstermiştir.Bütün dünyadaki hastalıkların içinde depresyon 4.sırada iken ,2020’ye yansıması 2. sıraya yükseleceğini söylüyor.Bu da ciddi bir yeti kaybı ve ekonomik yük getiriyor. Türkiye’de sağlık ve maliyet analizlerine göre bir çalışma yok. Ancak ABD’nin yaklaşık yılda 80milyar dolar depresyon tedavisine harcandığını gösteriyor. Maliyet denildiğinde sadece hastane, ilaç değil , yüzde 63 iş gücü kaybı ve verimliliğin azalması, yüzde 8 intihar girişimleri ile olan mali kayıp da söz konusu. Geriye bakıldığında %25-30 gibi bir tedavi harcaması görülüyor. Sonuçta depresyonun ekonomik tablosu ağır ama tedavi edilebilir biyolojik bir hastalık.

''Mutlu olmanın yollarını bulun''
PS:Yaşam da küçük değişiklikler örneğin besleme tarzı , egzersizin olumlu katkı sağladığını biliyoruz. Bunların dışında neler önerirsiniz? Depresyondan kurtulmak , uzaklaşmak kişisel çaba ile mümkün mü ?
Dr.Nesrin Dilbaz:Depresyona girmemek çok özel durumlar dışında bir bakıma mümkün.Söylemek kolay ama gene de mutlu olmanın yollarını bulun. Kendinizi değerli hissedin. Kendiniz ve başkaları için bir şeyler yaptığımızda mutlu olacağımızı bilmemiz gerekiyor. Bilmediğimiz ya da üstünde durmadığımız nokta bu. Bu konuda yapılan beyin çalışmalarında görülen, birisini mutlu edecek bir şey yaptığınızda beyninizin bir bölgesi aktive oluyor ve siz mutlu oluyorsunuz. Bu sebeple sivil toplum kuruluşlarında yardım için çabalayan insanlar , aslında birisine yardım ederken farkında olmadan hem , hem de psikolojik anlamda kendine de yardımcı oluyor.
İnsan olmanın diğer canlılardan farkı, yaşamda iz bırakmak istemesidir. Bırakacak bir şeyler yapıyorsanız ya da her sabah güne bugünün farklı bir gün olduğu bilinci ile bir umutla başlıyorsanız , bu sizin depresyona girmenizi kısmen de olsa engelleyebilir.
Belenme ve egzrsiz ile ilgili olarak yapılan çalışmalar çok net gösteriyor ki; Akdeniz usulü beslenmenin önemli bir önleyici etkisi var. Egzersizin hem önlemede , hem de tedavide çok önemli bir etkisi var. Tedavi aşamasında egzersizle birlikte daha iyi sonuçlar alındığını görüyoruz. Müzikle tedavide de olumlu sonuçlar alınıyor.
Sonuçta; Ruhumuzu canlı , dingin ve sağlıklı tutabilecek çok basit birkaç şeyle kendimizi koruyabiliriz. En önemlisi önce kendinizi sonra başkalarını sevmek, yaşamda iz bırakacak ve birileri için bir şeyler yapmak.
 
banner355

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.